YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6251
KARAR NO : 2012/5409
KARAR TARİHİ : 09.05.2012
MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. (EYÜP 3.KAPANAN)ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/11/2010
NUMARASI : 2006/210-2010/426
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 29 ada 2 sayılı parselin tamamını satın aldıktan sonra, taşınmazın bir kısım payının H.H. kızı A. adına kayıtlı bulunduğunun ortaya çıktığını, bu durumun tapuda yapılan hatalı intikal işlemlerinden kaynaklandığını ileri sürerek anılan payın iptaliyle adına tescilini, aksi takdirde payın bedelinin kendisine ödenmesini istemiş; yargılama sürerken davacı payını satın alan Lokman Çelik davayı sürdürmüştür.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, gerek iptal-tescil gerekse tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 8.5.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat Ş.Ü. A.T. ile temyiz edilen davalılardan Eyüp Tapu Sicil Müdürlüğü vd. vekili Avukat G.. Ş., dahili davalı Kayyım İstanbul Defterdarı vekili Av.S.. S. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Getirtilen kayıt ve belgelerden, çekişme konusu 29 ada 12 parsel sayılı taşınmazın 1950 yılında yapılan kadastro tespitinde on kişi adına paylı biçimde tespit edildiği ve tespitin 13.11.1950 tarihinde kesinleşerek sicile yansıtıldığı; tespit maliklerinden H.H. kızı A. dışındaki paydaşlara ait payların değişik tarihlerde intikallere ve satışlara konu edildiği, en son olarak da anılan payların 22.06.1966 tarihinde alım suretiyle R.Z.A. üzerinde toplandığı, H.H. kızı A.’nin 610228728/5065453584 payının ise herhangi bir işleme konu edilmediği; R.Z.A.’ın 1977 yılında ölümüyle, mirasçıları olan eşi M.A. ile oğlu Y.R.’nın 1982 yılında Tapu Sicil Müdürlüğünden intikal isteğinde bulundukları, ancak yapılan intikal işleminde H.H. kızı A.’nin 610228728/5065453584 payının halen üzerinde kayıtlı bulunduğu göz ardı edilip taşınmazın tamamı R.Z.A. adına kayıtlı imiş gibi yanılgıya düşülerek 1/4 payının M.A.A., 3/4 payının da Y.R.A. adına 27.10.1982 tarih 3045 yevmiye sayılı işlemle intikalen tescil edildiği, M.A.A.’ın aynı gün ve takip eden yevmiye sayılı işlemle 1/4 payını N.A.’a hibe yoluyla devrettiği; daha sonra da, 3/4 pay sahibi Y.R. ile 1/4 pay sahibi N…’in bu paylarını 03.02.1998 tarihli resmi akitte K.. U..’a sattıkları; taşınmazda H.H. kızı A.’nin 610228728/5065453584 payının halen mevcut olduğu anlaşılınca, K.. U.’ın, haklarını saklı tutmak suretiyle Tapu Sicil Müdürlüğüne başvurduğu ve H.H. kızı A.’nin payını görünüşteki tam mülkiyetinden mahsup ettirdiği anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, K.U.’ın 28.06.2006 tarihinde eldeki davayı açarak Hazine ile Tapu Sicil Müdürlüğünü hasım gösterdiği, yargılama sırasında H.H. kızı A.’ye tayin edilen kayyımı da davaya dahil ettiği; sonrasında ise, eldeki dava devam ederken aynı nedenlere dayanarak 12.02.2009 tarihinde H. kızı A.’nin payının iptali ile adına tesciline ilişkin olarak A.’nin kayyımı aleyhine 2009/50 esas sayılı davayı açtığı, yargılaması sonunda davanın esastan reddedildiği ve temyiz edilmeksizin 28.04.2010 tarihinde kesinleştiği; bu arada K.U.’ın taşınmazdaki payını 07.04.2010 tarihinde L.Ç.’e kayden sattığı ve L.Ç.’in de 05.11.2010 tarihli dilekçesiyle isteğini tazminata hasrederek eldeki davayı sürdürdüğü görülmektedir.
Toplanan deliller ve tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde, tapu iptali-tescil isteği hakkındaki davanın reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, Hazinenin TMK.’nun 1007. maddesinden kaynaklanan sorumluluğuna dayalı tazminat isteği bakımından yapılan değerlendirmenin isabetli olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.
Bilindiği üzere, eski Türk Kanunu Medenisi’nin 917. ve bu kuralı aynen benimseyen yeni Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesinde, tapu sicillerinin tutulmasından doğan zararlardan Devletin birinci derecede ve objektif sorumluluğu bulunduğu esası kabul edilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, anılan maddeler ile öngörülen sorumluluk kusursuz sorumluluk olup, tapu sicilinin tutulması görevi ile yükümlü bulunan memurun yaptığı yanlış işlem ve kayıtta kusursuz olması bile, Devleti sorumluluktan kurtarmaz. Tapuda yapılan işlem sonucu bir zararın oluşması, bu işlem ile zarar arasında illiyet bağının bulunması Devletin sorumlu tutulması için yeterlidir. Nitekim, tapu siciline güven ilkesine verilen önemi vurgulayan 15.3.1944 gün ve 13/8 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da, Medeni Kanunun yürürluğe girmesinden önceki sicillerin tutulmasından dahi Devletin objektif sorumluluğu benimsenip vurgulamıştır.
Değinilen olgular ve ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında, Hazinenin tazminat sorumluluğunun doğduğu açıktır.
Ne var ki, yargılama sonunda verilecek kararın, hukuki sonuçları itibariyle K.U.’ın bayileri olan Y.R.A. ile N.A.’ı etkileyeceği de kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, öncelikle Y.R.A. ile N.A.’ın davada yer almalarının sağlanması; ondan sonra, yukarıda değinilen ilke ve olgular çerçevesinde değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacının temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret TA.sinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenlerden alınmasına, 9.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.