Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/4596 E. 2012/6472 K. 31.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4596
KARAR NO : 2012/6472
KARAR TARİHİ : 31.05.2012

MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/06/2010
NUMARASI : 2008/67-2010/197
Taraflar arasındaki davadan dolayı Ankara 8. Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 01/06/2010 gün ve 2008/67 esas 2010/197 karar sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 06.10.2011 gün ve 9722-9907 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece yapılan yargılama neticesinde ” isteğin sicillerini doğru ve düzgün tutulması ilkesi ile ilgili olmadığı, doğrudan kişilerin mülkiyetinde değişiklik yaratacağı, davacı idarenin aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı ” gerekçesi ile davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairece, 06.10.2011 tarih, 2011/9722 Esas, 2011/9907 Karar sayılı ilam ile; ” Türk Medeni Yasasının 1027 ve Tapu Sicil Tüzüğü’nün 85. maddesi hükmü uyarınca Tapu Sicil Müdürlüğü veya arzın tabi maliki olan Hazine tarafından kusursuz sorumluluğu sebebiyle davanın açılmamış olmasına göre temyiz itirazları yerinde bulunmayarak ” mahkemenin ret kararı onanmıştır.
Davacı; 36029 ada 2 ve 2123 ada 27 parsel sayılı taşınmazlarda iki ayrı M.Y.’ın paydaş olduklarını, sözkonusu taşınmazların 1993 yılında imar uygulamasına tabi tutulması neticesinde oluşturulan 37619 ada 2 nolu imar parselinin tescili sırasında de her iki M.Y. adına pay oluşturulması gerekirken sehven payların birleştirilmesi suretiyle sadece H. oğlu M.Y. adına tescil yapıldığını, ondan da 100/1269 payın dava dışı İ.Y.’a satış suretiyle aktarıldığını yanlışlığın düzeltilmesi için davalılara başvurmaları yönünde tebligatlar yapıldığı halde sonuç alınamadığını ileri sürerek, hatanın düzeltilerek 2 parsel sayılı taşınmazdaki İ.Y.’a yapılan satışın korunması suretiyle taşınmazın imar görmeden önceki durumuna göre davalılar adına payları oranında tesciline karar verilmesi isteğiyle eldeki davayı açmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Anayasa’nın 40. maddesinin 3.fıkrasında “ kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre Devletçe tazmin edilir. ” hükmü öngörülmüş, 129. maddenin 5. fıkrasında ise; “ memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceği…” açıklanmıştır. M.K.nun 1007 nci maddesi bu bağlamda yorumlandığında, tapu sicillerinin tutulmasından ve bundan doğan zararlardan devletin sorumlu olacağı ilkesinin benimsendiği anlaşılmaktadır. Yasanın bu açık hükmünün kaynak olduğu devletin sorumluluğu tapu sicilinin tutulması sırasında, sicil memurunun hukuka aykırı işlemi ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekli ise de eylem yada işlemin kusura dayanması gerekmez. Zira devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Anılan ilke 27.3.1957 tarih ve 1/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile benimsenmiş, BK.nun 55. maddesindeki sorumluluğun kusura dayanmadığı 22.6.1966 tarih 7/7 sayılı İnançları Birleştirme kararı ile de tekrarlanmıştır. Adam çalıştıran (somut olayda devlet) objektif özen eksikliğinin doğurduğu zarardan sorumludur. Çalışanın seçiminde, talimat vermede ve denetlenmesindeki eksiklik yada bozukluk nedeniyle çalışan çevre ve ilgililer
için hakların kazanılması ve kullanılması açısından özel bir tehlike oluşturur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi yada yitirilmesi bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir. Dayanıksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir.
Bilindiği üzere; bu tür davaların kural olarak kayıt maliki ya da mirasçıları tarafından açılması gerekir ise de; davacı idarenin Türk Medeni Kanununun 1025. ve 1007. maddeleri ile Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan sorumlu olacağı, TMK.nın 1007. maddesinde düzenlenen sorumluluğun kusursuz sorumluluk olup, bu madde kapsamında Hazinenin tazminat davasına muhatap ve tazminata mahkum olabileceği gözetildiğinde, eldeki davanın açılmasında ve sonuçlandırılmasında davacı idarenin hukuki yararının bulunduğu kuşkusuzdur.
Öte yandan; Tapu Sicil Tüzüğü’nün 85. maddesi “ Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir. Belgeye aykırı yazımın veya tescilin düzeltilmesine, ilgililerden birisinin yazılı oluru olmazsa, müdür defterdarlık veya mal müdürlüğünden düzeltme için dava açılmasını, talep eder. Hazine avukatı bulunmayan yerlerde bu düzeltmeler için müdürlük tarafından re’sen dava açılır. İkinci ve üçüncü fıkralardaki durum, ayrıca kütük sayfasının beyanlar sütununda belirtilir. (Değişik son fıkra: 8/11/2004-2004/8109 K.)Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı sicillerde belgesine aykırı olarak basit yazım hatası yapıldığının tespit edilmesi halinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak, re’sen düzeltme yapılır ” şeklinde olup, doğrudan dava açmaya engel bir yasal düzenleme içermemektedir.
Diğer taraftan; Tapu Sicil Müdürlükleri, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne bağlı ve Genel Müdürlük olarak da Bayındırlık ve İskan Bakanlığına yeni ismi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı kuruluşlar olarak, genel bütçe içinde ayrı bütçe ile yönetilen kamu kuruluşlarıdır.
O halde; davacı Bakanlığın, yapılanması ve teşkilatı içinde bulunan Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından hatalı gerçekleştirilen çekişmeye konu işleminin düzeltilmesi ile ilgili olarak yukarıdaki ilkelerde dikkate alındığında eldeki davayı açabileceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; işin esasına girilerek, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Anılan bu husus karar düzeltme isteği sonucu yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, karar düzeltme isteğinin HUMK.’nun 440.maddesi gereğince kabulüyle, Dairenin 06.10.2011 tarih ve 2011/9722 Esas, 2011/9907 Karar sayılı onama kararının açıklanan nedenlerden dolayı ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemenin 01.06.2010 tarih, 2008/67 Esas, 2010/197 sayılı kararının açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 31.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.