Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/7772 E. 2012/8284 K. 02.07.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7772
KARAR NO : 2012/8284
KARAR TARİHİ : 02.07.2012

MAHKEMESİ : DİKİLİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 13/10/2011
NUMARASI : 2010/72-2011/301
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi, ecrimisil, tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteği bakımından davanın kabulüne, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin birleşen davanın reddine ilişkin olarak verilen karar birleşen davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Asıl dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve ecrimisil, birleşen dava ise tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteği bakımından davanın kabulüne, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Ne varki, asıl davanın davacısının dava dilekçesinde taşınmazla ilgili olarak bir değer belirtmediği, ecrimisil bakımından değer gösterilmekle yetinildiği, yargılama sırasında elatıldığı ileri sürülen taşınmaz ve ecrimisil isteği bakımdan keşfen belirlenen değer üzerinden harcın tamamlanmadığı, birleşen iptal tescil davasında ise birleşen davacıların çekişmeli taşınmaz bakımından keşfen belirlenen dava değeri üzerinden harcı ikmal ettikleri görülmektedir..
Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. Bu tür bir davada, HUMK’nun 413 ve 492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 16.maddesi uyarınca dava değerinin elatılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil veya tazminatın toplamından, elatmanın önlenmesi isteğinin yanında yıkım isteği de varsa dava değeri elatılan yerin değeri ile yıkımı istenilen yapı değerinin toplamından (04.03.1953 tarih 10/2 Sayılı İ.B.K.) ibaret olacağı ve belirlenen bu değer üzerinden Harçlar Kanunu’nun 26, 27, 28, 30 ve 32 maddelerinin öngördüğü şekilde işlemlerin yerine getirileceği ve gerekli olan harcın alınacağı tartışmasızdır.
Öte yandan, Harçlar Kanunu harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re’sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır. 492 Sayılı Kanunun 32.maddesinde ise yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı vurgulanmış 30.madde hükmünde de “…muhakeme sırasında tespit olunan değerin dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa yalnız o celse için muhakemeye devam olunur; takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. HUMK.’ nun 409. maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Hal böyle olunca, dava dilekçesinde elatmanın önlenmesi isteği ile ilgili olarak davacı tarafından bir değer gösterilmediği, mahkemece elatıldığı iddia edilen taşınmaz için keşfen belirlenen değer üzerinden, yukarıda değinilen ilkeler ve düzenlemeler gözetilmek suretiyle, mahkemece harcın tamamlanması konusunda ihtarat yapılmasına rağmen harç ikmali yapılmaması karşısında HUMK’nun 409. maddesi uyarnınca “davanın açılmamış sayılmasına” karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Öte yandan birleşen davanın davacıları, çekişmeli taşınmazın murisleri tarafından borca karşı teminat olmak üzere dava dışı S. Ç.’ya 30/11/1994 tarihli satış akdi ile temlik edildiği, mirasbırakanlarının 1999’da öldüğü, taşınmazın temellük eden alacaklı S.Ç.’nın 22/04/2009 tarihinde dava dışı H. K.’a, onun da kısa bir süre sonra 11/06/2009 tarihinde birleşen davalı A. S.’ya tapuda satış göstermek suretiyle devrettiği, temliklerin muvazaalı olduğu, 1994 tarihinden buyana çekişmeli taşınmazda ikamet ettikleri iddiasıyla eldeki iptal- tescil davasını açmışlardır.
Yukarıda değinilen olgular ve iddianın ileri sürülüş biçimi gözetildiğinde; davacıların murisi ile dava dışı S. Ç. arasındaki hukuki ilişkinin inançlı işleme dayalı olduğu, kayıt malikinin TMK’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp- yararlanmayacağının araştırılması gerektiği kuşkusuzdur.
Hemen belirtilmelidir ki; davada ileri sürülen iddiaların 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı belge ile kanıtlanması gerekir. Eğer iddia yazılı bir belge ile kanıtlanamıyorsa, taraflar arasında yapılan yazışmalar, banka dekontları vs. gibi HUMK’nun 292. maddesinde öngörülen yazılı delil başlangıcı sayılacak hususların varlığının saptanması halinde iddianın her türlü delille ispatlanması olanaklıdır.
Somut olayda, TMK’nun 6 ncı maddesi hükmü uyarınca ispat külfeti kendisine düşen birleşen davanın davacılarının ispata elverişli nitelikte yazılı bir belgesinin bulunmadığı, mahkemece de “yazılı delille kanıtlanamadığı” gerekçesiyle davanın reddedildiği görülmektedir.
Hal böyle olunca; inançlı işleme dayalı tapu iptal ve tescil davası yönünden mahkemeye ibraz edilen Ziraat Bankasına ilişkin banka dekotları, mirasbırakanlarının alacaklısı olup borca teminat omak üzere temlik ettiğini iddia ettikleri davalı S. Ç.’ya keşide edilen 25/07/2008 tarihli ihtarname gibi belgelerin yazılı delil başlangıcı teşkil edip etmeyeceği yönünde gerekli araştırmanın yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, yazılı delil başlangıcının olduğunun kabul edilmesi halinde tanık dinlenebileceği gibi delil listesinde yemin deliline de dayanıldığının gözetilmesi ve son kayıt maliki olan birleşen davanın davalısının TMK’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlamayacağı hususunun duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması, bu yönlere ilişkin toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Birleşen davanın davacılarının, bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 02.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.