YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/152
KARAR NO : 2012/3119
KARAR TARİHİ : 21.03.2012
MAHKEMESİ: SAMSUN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/10/2011
NUMARASI : 2008/44-2011/420
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki olduğu .. ada . parsel sayılı taşınmazı davalıya satış yoluyla temlik ettiğini, ancak çekişmeli 2 parsel sayılı taşınmazının da saflığından, cahilliğinden ve kulaklarının yeterli şekilde duymamasından yararlanılarak aynı akitle davalıya temlikinin sağlandığını, bu işlemin, ehliyetsizlik, hile ve ikrah sebepleriyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, . parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, iyiniyetle çekişmeli taşınmazları satın aldığını, davacının iddialarının doğru olmadığını, davacının iradesine uygun işlem yapıldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde duruşmalı temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedildi gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, ehliyetsizlik, hile ve ikrah hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacının, maliki olduğu .. ada .parsel sayılı taşınmazı davalıya satış yoluyla temlik ettiğini, ancak, çekişmeli .. parsel sayılı taşınmazının da saflığından, cahilliğinden ve kulaklarının yeterli şekilde duymamasından yararlanılarak aynı akitle davalıya temlikinin sağlandığını, çekişmeli . parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak yapılan temliki işlemin, ehliyetsizlik, hile ve ikrah sebepleriyle geçersiz olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açtığı; davacının, kayden maliki çekişme konusu 2 sayılı parselin tamamı ile 3 sayılı taşınmazdaki 1141/2400 payın 6.7.2006 tarihinde davalı F..’e satış yoluyla temlik edildiği, taşınmazın satıştan bir gün sonra olayı öğrendiği davanın ise 7.2.2008 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak, usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
O halde; davada, ehliyetsizlik hukuki sebebi yanında, hile ve ikrah hukuki sebeplerine de dayanıldığına göre, ehliyetin kamu düzeni ile ilgili olması sebebiyle mahkemece kendiliğinden gözetilerek, önemine binaen öncelikle inceleme yapılması gerekeceği kuşkusuzdur.
Ne varki, mahkemece ehliyetsizlik yönünden hüküm kurmaya elverişli ve yeterli bir araştırma yapılmış değildir.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.’nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “rey ve mütaalası” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya gelince; davacının, diğer iddialar yanında ehliyetsizlik sebebiyle çekişme konusu taşınmazın yapılan satış işleminin geçersiz olduğunu ileri sürdüğü, ne varki, mahkemece, davacının temlik tarihinde hukuki ehliyete sahip olup olmadığı hususunun 2659 sayılı Yasanın 7. ve 16. maddelerinde öngörülen şekilde Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinden elde edilecek raporla saptanmaksızın neticeye gidildiği anlaşılmaktadır.
O halde, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde, tarafların delilleri eksiksiz toplanmak suretiyle tahkikat yapıldıktan sonra, çekişmeli taşınmazın temlik tarihinde davacının hukuki ehliyete haiz olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik tahkikatla yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.