YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/2312
KARAR NO : 2010/3853
KARAR TARİHİ : 05.04.2010
MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/09/2008
NUMARASI : 2007/246-2008/311
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava dışı 15 ve 20 parsel sayılı taşınmazdaki payının satılması için annesi olan davalı G.i vekil tayin ettiğini, vekilin görevini kötüye kullanarak, bilgi ve rızası olmadan dava konusu 245 parsel sayılı taşınmazdaki payını diğer davalılara satış suretiyle temlik ettiğini, satış bedelinin de ödenmediğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, miras bırakan babadan intikal eden bazı taşınmazların satılıp bedellerinin davacı tarafından alındığını, bu bedellerle kendisine minibüs ve otobüs aldığını, buna karşılık çekişmeli taşınmazdaki payının talimatı doğrultusunda temlik edildiğini bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı iddiası sabit görülerek, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi . .nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 245 parsel sayılı taşınmaz ile dava dışı A. Köyünde bulunan 15 ve 20 parsel sayılı taşınmazların miras bırakanları R.e ait iken, eşi davalı G. ve çocukları olan davacı ve diğer davalılar H. M.ve de dava dışı H.’ye intikal ettiği, davacının 6.1.1998 tarihli vekaletname ile, annesi olan davalı G.i vekil tayin ettiği, diğer paydaşların da G.i yetkili kıldıkları, G.n de tevkil yetkisine istinaden yetkili kıldığı vekil aracılığıyla 3.2.1998 günlü akitle dava dışı 15 ve 20 sayılı parsellerdeki tarafların ve kendi payını dava dışı A.A.a satış suretiyle temlik ettiği, yine vekil G.’in çekişme konusu 245 parsel sayılı taşınmazdaki kendi payı ile birlikte davacının ve dava dışı H.nin paylarını da vekaleten, paydaş olan davalılara 1.10.2001 tarihli akitle satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; olaylara dayalı müşahhas bildirimiyle tarafların ortak tanığı olan kardeşleri paydaş H. K., daha önce yine babalarından kendilerine intikal eden 15 ve 20 sayılı parsellerin satışından elde edilen paranın davacıya verildiğini ve davacının da bu parayla minibüs aldığını buna karşılık olarak da davacı F.’nin çekişme konusu taşınmazdaki payını davalılara intikal ettirmek istediğini bu sebeple vekaletin kullanılarak F.nin iradesi çerçevesinde bu temlikin gerçekleştirildiğini beyan etmiştir.
Bunun dışında, dinlenen diğer tanıklar ifadelerinde bu beyanları ortadan kaldırır şekilde bir beyanda bulunmamışlar ve beyanları kavli mücerrette kalmış bir başka deyişle H.K. beyanının aksi de kanıtlanmış değildir.
Öyle ise, somut bu olgular Y. sözü edilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde vekalet görevinin kötüye kullanıldığı kabul edilemez.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalıların, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.4.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.