Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/9028 E. 2012/13014 K. 15.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9028
KARAR NO : 2012/13014
KARAR TARİHİ : 15.11.2012

MAHKEMESİ : MALKARA SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/01/2012
NUMARASI : 2011/29-2012/9
Yanlar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve muarazanın giderilmesi davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve muarazanın giderilmesi isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazın ¼ payında kardeş olan tarafların dava dışı şahıslar ile birlikte veraseten iştirak halinde malik oldukları, davacının, babalarından intikal eden dava konusu taşınmaz üzerinde yeralan miras bırakanlarına ait depo niteliğindeki binalardan birine traktör ve benzeri eşyalarını koyduğunu, davalının da aynı amaçla kullanabileceği yapılar bulunduğu halde kaymakamlığa yaptığı şikayet neticesinde eşya koyduğu yerden men edilerek kararın infaz edildiğini, paydaş olması ve binaların miras bırakanlarından kalması sebebi ile kullanma hakkının bulunduğunu ileri sürerek, payına vaki elatmanın önlenmesi ve çekişmeli deponun kendisine teslimi sureti ile muarazanın giderilmesi istekli eldeki davayı açtığı, davalının da çekişme konusu binaları murisin sağlığında kendisini tarafından yaptırıldığını savunarak davanın reddini istediği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 2l3, BK’nun 2l3 (11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi), Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ” ahde vefa” kuralının yanında Türk Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terkedildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, Medeni Kanunun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmazda tüm paydaşları bağlayan fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı, oluşmuşsa çekişmeli bölümün kim veya kimlerin paylarına isabet ettiği, oluşmamışsa davacının kullanabileceği yer bulunup bulunmadığı kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya konulmuş değildir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde araştırma ve inceleme yapılması, tarafların bildirdikleri tüm delillerin toplanması, yerinde uzman bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak kimin nereyi kullandığının belirlenip krokiye yansıtılması, taşınmazda tüm paydaşları bağlayan fiili bir kullanım biçiminin oluşup oluşmadığının, fiili kullanma biçimi oluşmuş ise, tarafların miras bırakanından intikal eden paya (¼ pay) karşılık taraflar ile dava dışı mirasçılara zeminde hangi kısmın bırakıldığının saptanması, fiili kullanım biçiminin oluştuğu ve çekişmeye konu depo niteliğindeki binanın bulunduğu bölümün tarafların miras bırakanından intikal eden paya karşılık terkedilen kısımda kaldığının belirlenmesi halinde ise, bu bölümde taraflar ile dava dışı mirasçılar arasında fiili bir kullanım biçiminin varlığının bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, fiili kullanma biçiminin oluştuğu ve çekişmeli binanın davacının tasarrufuna bırakılan kısımda kaldığının anlaşılması halinde davanın kabulü gerektiğinin düşünülmesi, fiili kullanma biçimi oluşmamış ise davacının payına karşılık taşınmazda kullandığı veya kullanabileceği yer bulunup bulunmadığının ortaya konulması, ondan sonra varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, değinilen yönler üzerinde durulmaksızın yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları belirtilen sebeplerle yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.