Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/7901 E. 2012/7786 K. 21.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7901
KARAR NO : 2012/7786
KARAR TARİHİ : 21.06.2012

MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/09/2011
NUMARASI : 2009/332-2011/377
Yanlar arasında görülen tapu iptali, tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 20 parsel sayılı taşınmazın ½ payının davacıya, ½ payının davalıya ait olduğu, davacının payının 19.06.2008 tarihinde dava dışı vekil K.K. tarafından Eskişehir 2. Noterliği’nin 25.04.2008 tarihli özel vekaletnamesi kullanılarak davalıya satış suretiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı, dava dışı yüklenici T.T. ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığını ve bu sözleşme kapsamında yüklenicinin yanında çalışan K. K.’a satış yetkisini de içeren vekalet verdiğini, yüklenicinin daha sonra sözleşme gereklerini yerine getirmediği gibi, çekişme konusu taşınmazdaki payını kötüniyetli vekilin bilgisi ve rızası dışında, taşınmazın diğer paydaşı ve aynı zamanda akrabası olan, yüklenici ile aralarındaki ilişkileri bilen ve bilebilecek konumda olan davalıya satış suretiyle devrettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.
Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup, vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacının, dava dışı paydaşı olduğu 4 parsel sayılı taşınmazla ilgili H. İnşaat Limited Şirketi ile noterde 25.04.2008 tarihli düzenleme şeklinde daire karşılığı inşaat yapımı ve satış vaadi sözleşmesi yaptığı, bu sözleşme kapsamında çekişmeye konu vekaletnamenin düzenlendiği, sözleşmenin özel hükümlerinde açıkça; 4 nolu parsel üzerine inşa edilecek binanın su basmanı atıldığında ve kat irtifakı kurulduğu takdirde arsa sahibinin 20 nolu parseldeki payının yüklenicinin talebi halinde arsa sahibi tarafından bizzat veya bir başkasını vekil tayin etmek suretiyle yükleniciye veya gösterilecek kişiye ferağını vereceğinin kararlaştırıldığı ve bu amaçla vekaletin verildiğinin kabul edildiği, yüklenici firmanın yetkilisi ile vekil K.K.hakkında davacının şikayeti üzerine Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldığı, ceza dosyası kapsamı ile dinlenen tanık beyanlarından yüklenici firmanın edimlerini yerine getirmediği ve sözleşmeye konu binaya hiç başlanmadığı halde vekilin davacının bilgi ve rızası dışında çekişmeli payı davalıya devrettiği, öte yandan davacı ile davalının akraba oldukları, davacı ile yüklenici arasında sözleşme yapıldığından davalının da bilgi sahibi olduğu sabittir.
Öyleyse; anılan somut olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, yapılan temlikin vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin belirtilen sebeplerle temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.