Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/2674 E. 2012/7831 K. 21.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2674
KARAR NO : 2012/7831
KARAR TARİHİ : 21.06.2012

MAHKEMESİ : GÖYNÜK ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/10/2011
NUMARASI : 2009/43-2011/84
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1997 yılında ölen tarafların miras bırakanı İsmail’in maliki olduğu 12 adet tapulu taşınmazını 22.03.1966 tarihinde ölünceye kadar bakma koşuluyla 2. eşi davalıya temlik ettiği, daha sonra kadastro sırasında tapu kayıtlarının çekişmeli taşınmaza revizyon gördüğü ve davalı adına tespitlerinin yapılarak çap kayıtlarının oluştuğu, davacıların ise mirasçılardan İsmail’in yapmış olduğu bu temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu iddia ederek eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.5ll).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.(B.K.m.5l4).
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.(B.K.m.l8). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun l.4.l974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; gerçekten re bir kimsenin kendisine baktırıp gözetilmesi için Borçlar Kanunu’nun 511 ve takip eden maddeleri gereğince mamelekinden bir kısmını vermek suretiyle bir kimseyle Ölünceye kadar bakım akti yapması olanaklıdır. Bunun yanısıra bir veya bir kaç taşınmaz veya pay temlik ederek kendisine baktırması olanaklı iken mamelekinin büyük bir bölümünü teşkil edecek orandaki yaptığı temlikin hayatın olağan akışına aykırılık teşkil edeceği, temliklerle bir başka şeyin amaçlandığı kabul edilmelidir.
Somut olayda da miras bırakan İ.2. eşi olan davayıla 12 adet tapulu taşınmazı temlik etmiştir. Anılan bu olgular yukarda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın davalıya yapmış olduğu temlikin gerçek bakım karşılığı olduğu, muvazaalı olmadığı söylenemez.
Öyle ise mahkemece deillerin takdirinde yanılgıya düşülerek davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi, kabul tarzı itibariyle de miras bırakanın vasiyet ve miras mukavelesi şeklinde yapacağı ölümü bağlı tasarruflar ile doğrudan bağış şeklinde yapmış olduğu sağlararası tasarrufların T.M.K.’nın 560 ile 572. maddeleri arasında öngörülen tenkis davasına konu olabileceği, oysa somut olayda yapılan temliklerin bakım karşılığı olduğu ve Ölünceye kadar bakım akti ile gerçekleştirildiği gözetildiğinde tenkis hükümlerinin uygulanamayacağı halde tenkis iddiasının zamanaşımı nedeniyle reddine şeklinde gerekçe ve hüküm tesisi de isabetsizdir.
Diğer taraftan, dava dilekçesinde gösterilen değer yerine keşfen belirlenen değer üzerinden harç ikmal edilmediği halde yüksek ücreti vekalet takdiri (davacıların payına tekabül eden ) de doğru değildir.
Hal böyle olunca; 67 parsel sayılı taşınmaz dışındaki parseller bakımından davanın kabulüne, 67 parsel yönünden de taşınmaz dava dışı kişiye satılmış ve davada bir isteğinin bulunmadığı, son kayıt malikine yönelik bir davanın da bulunmadığı gözetilerek bu parsel bakımından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması isabetsizdir.
Davacıların temyiz itirazları belirtilen sebeplerle yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.