YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1099
KARAR NO : 2012/4051
KARAR TARİHİ : 05.04.2012
MAHKEMESİ : KADIKÖY 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/10/2011
NUMARASI : 2010/1-2011/480
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, yaşlı, kanser hastası ve bakıma muhtaç olan miras bırakanları N.T.’ın baskı ve yönlendirme sonucu kat mülkiyeti kurulu 16 nolu dairesini mirasçılardan H.Ç.ın çocukları olan davalılar E.B. ve N.a, onlarında, E.ın kayınbabası olan davalı M.ya satış suretiyle devrettiklerini, temliklerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve miras payları oranında tescile, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini istemişler, yargılama Sırasında taşınmazın eldeğiştirdiğinin anlaşılması üzerine davalarını yeni malike karşı tapu iptal ve tescil olarak devam ettirmişlerdir.
Davalılar E.B. ve N. iddiaların doğru olmadığını, aynı apartmanda oturdukları miras bırakanın bakımı ve her türlü işleriyle anne ve babaları ile kendilerinin ilgilendiklerini, satışın gerçek olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
Dahili davalı, tapu kaydına güvenerek taşınmazı satın aldığını, iyiniyetli olduğunu, taraflar arasındaki ilişkileri bilmediğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; çekişme konusu taşınmazın temliklerinin muvazaalı olduğu gerekçesi ile tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı H.K.vekili ile davalılar E.B. ve N.Ç.vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ın raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve miras payı oranında tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; miras bırakan N.T.’ın çekişme konusu taşınmazının intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 20.01.2009 tarihinde mirasçılar arasında yeralan kardeşi A.H.Ç. ın çocukları olan davalı yeğenleri E.B. ve N.a satış suretiyle devrettiği, anılan davalıların da 22.10.2009 tarihinde yine satış suretiyle E.ın kayınbabası olan davalı M.A.’a, M.nın da yargılama sırasında 21.01.2010 tarihinde dahili davalı H. K.’er satış suretiyle temlik ettiği, murisin 14.10.2009 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı kardeşleri ile dava dışı kardeşleri ve yeğenlerinin kaldığı anlaşılmaktadır.
Davacılar, anılan temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; murisin bekar olduğu, davalılar E.B. ve N.ın anne ve babası ile birlikte aynı binada altlı üstlü oturduğu, dosya arasına sunulan rapor içeriklerine göre kanser hastası olduğu, ölümüne kadar murisle davalılar E.B. ve N..ile onun anne ve babasının ilgilendikleri anlaşılmaktadır. Esasen aynı apartmanda oturan ve tanık olarak dinlenen T. C.. ile İ.A.ile tarafların akrabaları olan Ş.D.09.12.2010 tarihli celsede davalıların savunmalarını teyit eder nitelikte beyanda bulundukları dosya kapsamı ile sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki, satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya bir emekte olabileceği kabul edilmelidir. Esasen yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Bir başka ifade ile murisin iradesi önem taşır.
O halde, yukarıda değinilen somut olgular açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın yapmış olduğu temlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirastan mal kaçırmak olmadığı ve bu amaçla temlikin gerçekleştirilmediği kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere kabulü yönünde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığı gibi, kabule göre de, dosya arasına sunulan murise ait farklı veraset ilamları arasında mirasçılar yönünden çelişki bulunduğu halde bu çelişki giderilmeden karar verilmesi de isabetsizdir.
Davalı H.K.vekili ile davalılar E.B. ve N.Ç.vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün 12.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’ nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 Sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.