YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2730
KARAR NO : 2012/4407
KARAR TARİHİ : 17.04.2012
MAHKEMESİ : ERZURUM 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/03/2010
NUMARASI : 2005/68-2010/165
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacılar; asıl davada, ortak miras bırakanın 295 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki bağımsız bölümlerini davalılara satış yoluyla temlik ettiğini, ancak işlemlerin manevi baskı, tehdit ve zorlama ile kendilerinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak gerçekleştirildiğini ileri sürerek, tapu iptali ve miras payları oranında tescil ile ecrimisil istemişler; 15.04.2004 tarihli dilekçeyle iptal ve tescil olmazsa taşınmazların bedelinden paylarına düşen kısmın tahsiliyle ecrimisil talep etmişler; birleşen davada, tazminat ve ecrimisil isteklerinde bulunmuşlardır.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Davanın husumet yokluğundan reddine dair önceden verilen kararın Dairece “…ıslah nitelikli 15.04.2004 tarihli dilekçeyle bedel istendiğine göre, bu isteğin incelenip, karara bağlanması…” gereğine değinilerek bozulması üzerine mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davalılar N.ve S.M. hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar bakımından dava ve birleşik davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı Sedat dışındaki taraflarca süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 17.04.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat gelmedi, diğer temyiz eden davalılar vekili Avukat S.T.O.geldi, davetiye tebliğine rağmen davalı asil S.M. D.. gelmedi, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Asıl dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile ecrimisil iken, ıslah suretiyle tazminat ve ecrimisil; birleşen dava da tazminat ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davalılar N.ve S.M. hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar bakımından dava ve birleşik davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; kayden tarafların miras bırakanı F..’ın maliki olduğu çekişmeye konu 12 adet bağımsız bölümü, vekili aracılığıyla 15.01.1990 tarihinde 3 adedini ilk eşten olma oğlu davalı A.. S..’a, 5 tanesini davalı oğlu S.. V..’a, 1 parçasını kızı davalı N..’e, 3 tanesini ise 28.02.1990 tarihinde davalı oğlu S.M.’e satış suretiyle temlik ettiği, S.M.’in edindiği 3 parça bağımsız bölümden 2 tanesini kardeşi A.. S..’a, 1 adedini de S.. V..’a 22.11.1990 tarihinde aynı şekilde devrettiği, 31.12.2003 tarihinde de dava konusu tüm bağımsız bölümlerin dava dışı Y..’a satış yoluyla intikal ettirildiği kayden sabit olup, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme neticesinde, miras bırakanın yapmış olduğu temliklerin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu belirlenmek ve benimsenmek suretiyle, taşınmazların el değiştirmesi nedeniyle ve hükmüne uyulan bozma ilamından sonra, davalılar A..S.. ve S.. V.. aleyhindeki gerek ecrimisil gerekse taşınmazların satışından kaynaklanan bedel istemleri yönünden davaların kısmen kabul edilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, hemen belirtilmelidir ki, her bir davalıya miras bırakan tarafından temlik edilen bağımsız bölümlerde muvazaa olgusu sebebiyle davacıların miras payları oranında hak sahibi oldukları ve davalıların ise temellük ettikleri bağımsız bölümlere ilişkin olarak ahara satıştan kaynaklanan bedeller üzerinden her birinin ayrı ayrı davacıların payları oranında davacılara karşı sorumlu olacakları tartışmasızdır. Başka bir ifadeyle, her bir davalının edindiği bağımsız bölümlerin satışı nedeniyle edindikleri kazanımlarda davacıların miras paylarının bulunduğu ve bu oranda davacılara karşı sorumlu olacaklardır.
Öte yandan; davalıların taşınmazları elden çıkardıkları tarih itibariyle mevcut nitelikleri gözetilerek belirlenecek gerçek değerin tazminat hesabına esas alınması gerektiği de kuşkusuzdur. Ayrıca hemen ifade edilmelidir ki, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açılan davalar nedeniyle verilen kararların inşai olmayıp, açıklayıcı nitelikte olduğunda kuşku yoktur. Buna göre, özellikle Türk Medeni Kanununun 599. maddesi hükmü uyarınca, murisin ölümü ile mirasçıların tereke üzerinde hak sahibi olacakları gözetildiğinde; murisin ölüm tarihinden taşınmazların elden çıkarıldıkları tarihe kadar olan süreç için ve davalıların her birinin malik olarak göründükleri bağımsız bölümlerin mevcut özellikleri itibariyle ecrimisilin belirlenerek, her bir davalının, murisin ölüm tarihinden itibaren üzerlerine kayıtlı bağımsız bölümlerin getireceği ecrimisilden, davacıların miras payları oranında davacılara karşı müstakilen sorumlu olacaklarının nazara alınması ve bu konudaki isteklerin de gözetilmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği de tartışmasızdır.
O halde, yukarıda değinilen hususlar dikkate alınmaksızın noksan soruşturmayla yetinilerek ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi; kabule göre de, her bir davalının davacılara karşı sorumlu oldukları miktarlar bakımından ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, hükmedilen bedel ve ecrimisilden sorumlu olunan miktarlar belirtildikten sonra, davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili şeklinde hüküm oluşturulmuş olması da isabetsizdir.
Davalı S.M. dışındaki tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan, davalılar vekili S.T.O.için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.