Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/4040 E. 2012/4458 K. 18.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4040
KARAR NO : 2012/4458
KARAR TARİHİ : 18.04.2012

MAHKEMESİ : İSKENDERUN 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/10/2009
NUMARASI : 2006/94-2009/271
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki olduğu 92 parsel sayılı taşınmaza komşu parsel maliki davalının yapmış olduğu binanın 48 m²’lik taşkın olduğunu ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalı, önceki malik tarafından binanın yapıldığını, iyiniyetli olduğunu belirtip savunma yoluyla temliken tescil ya da irtifak hakkı tesisi isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, elatma olgusunun keşfen saptandığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, krokide (C), (D) ve (E) ile gösterilen bölümler yönünden davanın kabulüne, (A) ve (B) ile gösterilen bölümler yönünden yıkım isteğinin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 92 parsel sayılı taşınmazın davacıya, komşu 93 parsel sayılı taşınmazın ise kayden davalıya ait olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, davalının maliki olduğu 93 parsel sayılı taşınmazda bulunan binanın krokide (A) ve (B) ile gösterilen bölümlerin davacının maliki olduğu parsele tecavüzlü, ayrıca (C ), (D) ve (E) ile gösterilen bölümlerin ise davalının işgalinde olduğu keşif sonucu bilimsel verilere ve teknik usullere göre düzenlenen ve hükme yeterli olduğu anlaşılan bilirkişi rapor içeriğiyle sabittir.
Ancak, dava dilekçesinde davalıya ait binanın 48 m²’lik taşkın bölümü yönünden elatmanın önlenmesi ve yıkım istenildiği halde mahallinde yapılan keşif sonucunda davalının toplam 139,15 m² lik alana elattığı saptanmış ve davacı ıslah yoluyla dava dilekçesinde belirtilmeyen bölümleride dava konusu etmiştir. Mahkemece, istek kabul edilmek suretiyle bu bölümlerde hüküm kapsamına alınmıştır. Oysa, hiç dava konusu edilmeyen bir hususun ıslahla dava konusu haline getirilmesine yasal olanak yoktur. Kaldı ki, davacı ıslah dilekçesini de usulü dairesinde harçlandırmış da değildir. Bu durumda dava konusu yapılmayan bölümlerin kabul kapsamına alınmış olması isabetli değildir.
Diğer taraftan; davalı savunma yoluyla taşkın bölümün arsa bedeli karşılığı temliken tescilini istemiştir
Bilindiği üzere; Başkasının taşınmazına, temelli ve kalıcı nitelikte yapı yapılması durumunda, Medeni Kanunun 684. ve 718.maddelerinin hükümleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası(mütemmim cüzü) haline geleceğinden ana taşınmazın mülkiyetine tabi olur.Yasa koyucu bu konumdaki taşınmaz maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi genel hükümlere bırakmamış Medeni Kanunun 722,723,724maddelerinin özel hükümleri ile düzenlemeyi uygun bulmuştur.
Bir kimse kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına sürekli esaslı ve tamamlayıcı(mütemmim cüz)nitelikte yapı yapmışsa ve (Medeni Kanunun 724 maddesine göre),”yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini istiyebilir.”Söz konusu madde hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere taşınmazın mülkiyetinin yapı malikine verilebilmesi için öncelikli koşul iyi inançtır. Öngörülen iyi inancın Medeni Kanunun 3.maddesinde hükme bağlanan subjektif iyi inanç olduğunda kuşku yoktur. Bu kural, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilecek durumda olmamasını; ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebin bulunmasını ifade eder.Böyle bir davada iyi inançlı olduğunu iddia eden kişinin l4.2.l95l tarih l7/l sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir. İkinci koşul ise, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır.Bu koşul, dava gününe ve objektif esaslara göre saptanmalı fazlalık ilk bakışta kolayca anlaşılmalıdır.Üçüncü koşul olarak ta yapıyı yapan, taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemelidir.Uygun bedel genellikle yapı için lazım olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde meydana gelecek noksanlıklar,varsa taşınmaza bağlı öteki zararlar gözönünde bulundurularak bu bedelin aşılması hak ve nesafet kuralı gereğidir.Hemen belirtmek gerekir ki, temliken tescil isteme hakkı ancak,yapı yapıldığı sıradaki taşınmazın maliki olan kişiye karşı açılacak davada ileri sürülebilecek bir kişisel hak olup,yenilik doğurucu bu dava sonunda,verilen kararın kesinleşmesinden sonra ayni hakka dönüşebilir.
Öte yandan, Medeni Kanunun 722. maddesi taşınmaz malikine rızası olmaksızın yapılmış ve yıkımı aşırı zarar doğurmayan yapının yıkımını isteme hakkı tanımış, yıkım masrafının yapı malikine ait olacağını hükme bağlamıştır. Ne varki, yasada aşırı zarar kavramı tanımlanmadığından yasa koyucunun bu yöndeki asıl amacının göz önünde tutulmasında yarar vardır. Değinilen maddenin düzenlemesine yol açan asıl neden, meydana getirilen yapının korunmasındaki mevcut olan genel iktisadi yarardır.Diğer bir söyleyişle yapının yıkımı halinde dava tarihine göre objektif ölçüler içerisinde tespit edilecek zararın çok fazla olması aşırı zararın varlığını gösterir.Bununla birlikte gerektiğinde özel ve teknik hususlarda uzman bilirkişilerin bilgisine başvurulmak suretiyle taşınmaz sahibinin o yapıdan yararlanma derecesi arsanın bütünlüğünün bozulup bozulmaması taşınmazın değerinde doğacak noksanlık gibi subjektif olgularda dikkate alınmalıdır.
Aşırı zarar doğması sebebiyle yapı yıkılamadığı takdirde taşınmaz malikinin mamelekinde sebepsiz bir zenginleşme meydana geleceğinden, taşınmaz malikinin malzeme malikine (muhik) bir tazminat vermesi gerektiği, malzeme maliki iyi niyetli değilse tazminat miktarının,levazımın en az kıymetini geçemiyeceği, aynı yasanın 723.maddesinde belirtilmiştir.Bu durumda, 4.3.l953 tarih l0/3 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararının gerekçesinde benimsenen ve uygulamada kararlılık kazanmış ilke uyarınca aşırı zarar nedeniyle yapı yıkılamıyorsa,iyi veya kötü niyete göre, haklı (muhik) tazminat veya en az levazım bedelini ödeyip ödemeyeceği, arsa malikinden sorulmalı,kabul ettiği takdirde bu bedel karşılığı yapının taşınmaz malikine aidiyetine karar verilmeli,aksi halde yıkım isteği reddedilmelidir. Maddedeki (muhik tazminat) sözcüğünden salt inşaat bedeli değil olayın özelliğine göre,Medeni Kanunun 4.maddesinden aldığı yetkiye dayanarak hakimin takdir edeceği en uygun bedel (asgari levazım bedeli) ise,taşınmaz maliki yönünden yapının subjektiff (öznel)olarak taşıdığı değer anlaşılmalıdır.
Somut olaya gelince, mahkemece savunma yoluyla getirilen bu istek üzerinde durulmamış, olumlu veya olumsuz bir karar oluşturulmamıştır.
Hal böyle olunca, davalının temliken tescil isteği yönünden yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, koşulların oluşmadığının saptanması halinde krokide (A) ve (B) ile gösterilen bölümler yönünden elatmanın önlenmesi ve yıkım kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile talep aşılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Tarafların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.