Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/1748 E. 2012/4693 K. 25.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1748
KARAR NO : 2012/4693
KARAR TARİHİ : 25.04.2012

MAHKEMESİ : BANDIRMA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/07/2011
NUMARASI : 2009/6-2011/224
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, ortak miras bırakanları F.İ.’in mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak, 474 ada, 10 parselde yer alan 3 nolu bağımsız bölümünün çıplak mülkiyetini kızı olan davalıya tapuda satış göstermek suretiyle temlik ettiğini, gerçekte bağış yapıldığını ileri sürerek tapu kaydının miras payı oranında iptal tesciline olmadığı taktirde tenkisine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının hukuki ehliyetinin olmadığını, vasi tayini gerektiğini, çekişmeli taşınmazı bedeli karşılığında gerçek değeri üzerinden satın aldığını, diğer mirasçıların muvafakati ile devir yapıldığını, muris adına kayıtlı başka taşınmazlarda olduğunu, belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; muvazaa olgusunun sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmadığı taktirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; miras bırakan F.İ.’in, 474 ada, 10 parselde yer alan 3 nolu bağımsız bölümün çıplak mülkiyetini 04.04.2007 tarihinde satış yoluyla kızı olan davalıya satış yoluyla temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, miras bırakanın davalıya yaptığı temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı va muvazaalı olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirascısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih ½ sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirascılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekirki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı,miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih ½ sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamıyacağıda kuşkusuzdur.
Somut olayda; davalı tarafın miras bırakanın tüm mirasçılarını kapsar şekilde tasarruflar yaptığını savunduğu, tanıkların da bu savunmayı teyit eder nitelikte beyanda bulundukları anlaşılmaktadır.
Gerçekten de, mirasbırakan sağlığında, hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve mirasçılarının tümünü kapsar bir paylaştırma yapmış ise mal kaçırma kastından söz edilemeyeceği ve 01.04.1974 tarih, ½ sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararının uygulama yeri bulmayacağı kuşkusuzdur.
Ne varki, mahkemece miras bırakandan tüm mirascılara intikal eden taşınır, taşınmaz mal ve hakların olup olmadığının araştırılmadan, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve begelerin mercilerinden getirtilmeden, her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmadan, yukarıda değinilen anlamda bir paylaştırma kasdının bulunup bulunmadığı duraksamaya yol açmayacak şekilde açıklığa kavuşturulmadan “temlikin muvazaalı olduğu sonucuna” varılmasının isabetli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, davalının savunmasının yukarıdaki ilkeler çerçevesinde incelenmesi, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilmesi, savunmanın doğruluğunun saptanması halinde davanın reddedilmesi, aksi halde toplanan delillerin kabule elverişli bulunduğunun gözetilmesi suretiyle iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Davalının, temyiz itirazları değinilen yönler itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü sair hususlar incelenmeksizin (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.