Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/4316 E. 2012/4694 K. 25.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4316
KARAR NO : 2012/4694
KARAR TARİHİ : 25.04.2012

MAHKEMESİ : MİLAS 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/04/2011
NUMARASI : 2011/99-2011/157
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı vasi, annesi F.K.G.’in ehliyetsiz olduğu dönemde, 509 ada, 140 ve 141 parsel sayılı taşınmazlarını değerinin çok altında bir bedelle davalı Y.Ö.’a satış yoluyla temlik ettiğini, anılan taşınmazların kısa bir süre sonra diğer davalı İ.A.’ya danışıklı olarak devredildiğini, davalıların el ve elbirliği içinde hareket ettiklerini, iyiniyetli olmadıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile F.K.G. adına tesciline olmadığı taktirde dava tarihindeki rayiç değerinin yasal faizi ile birlikte davalı Y.Ö.’tan tahsiline karar verilmesini istemiş, aşamalarda F.K.G.’in ölmesi üzerine mirasçıları davaya dahil edilmiştir.
Davalı Y.Ö., F.K.G.’in 17 yıl şoförlük hizmetini yaptığını, sigortasız çalıştırılması karşılığında çekişmeli taşınmazların bağışlandığını ancak tapuda satış gibi gösterildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalı İ.A., dava konusu taşınmazı iyiniyetle satın aldığını, davacıyı tanımadığını, komşu parselin maliki olup kendisine ait taşınmazla tevhit edildiğini bildirmiştir.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece;…taşınmazların temlik edildiği tarihte, kayıt maliki davacıların murisinin hukuki ehliyeti haiz olmadığından tescilin yolsuz olduğu, kısa bir süre sonra taşınmazları temellük eden diğer davalının komşu parsel maliki olduğu, tefecilik, çek tahsilatı, suç işlemek için örgüt kurmak eylemlerinden İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/153 Esas sayılı dava dosyası kapsamında tutuklu olduğu, müştekilerin bir kısmının taşınmazın bulunduğu Milas’ta ikamet ettiği, davacının da Milas ‘ta tanınan bir kişi olduğu, taşınmazların gerçek değeri ile aktitteki değerleri arasında fahiş fark bulunduğu gözetilerek TMK’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gereğine değinilerek bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı İ.A. tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava; ehliyetsizlik, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil olmadığı taktirde tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Bu yönlere değinen davalı İ.A.’nın temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Ancak; hemen belirtilmelidir ki; gerek dolu pafta sistemi ve gerekse doğru sicil oluşturma ilkesi uyarınca Hakim kararıyla doğru sicil oluşturmak zorunluluğundadır.
Somut olayda; kabul kapsamına alınan parsellerden 509 ada, 140 parsel ile 567 ada, 152 parsel sayılı taşınmazların dava dışı parsellerle imar uygulamasına tabi tutularak yeni imar parsellerinin oluştuğu ve oluşan 567 ada, 152 sayılı imar parselinin yina davalı adına sicil kaydının tesis edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda yeni oluşan imar parseli üzerinden hüküm kurulması gerekirken mahkemece hukuki dayanağı kalmayan başka bir deyişle tevhid işlemi ile kaydı kapatılan 140 kadastral parsel üzerinden karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi Türk Medeni Yasasının 28. maddesi uyarınca ölümle şahsiyet son bulacağına göre yargılama sırasında ölen kısıtlı- davacı F.K.G.’in mirasçılık belgesinde belirlenen mirasçılar adına miras payları oranında tescile karar verilmesi gerekirken ölü kişi adına tescil hükmü kurulmuş olması da isabetsizdir.
Öte yandan bilindiği üzere; İmar Yasası kamu yararı (kamu düzeni) düşüncesiyle kabul edilmiş olan ve özellikle tarafların arzu ve rızası ile bertaraf edilmeyecek hükümler içeren bir yasadır. Bu niteliği ile 3194 sayılı Yasanın 16.maddesi hükmü belediye ve mücavir alan hudutları içindeki gayrimenkullerin re’sen veya müracaat üzerine tevhit veya ifrazı, bunlar üzerinde irtifak hakkı tesisi veya bu hakların terkinini belediye encümeninin, şayet taşınmaz belediye veya mücavir alan sınırları dışında ise bu takdirde de; İl İdare Kurullarının onayına bağlı tutmuştur. Başka bir anlatımla, 3194 sayılı İmar Kanununun 15. maddesi hükmü gereğince ifraz veya tevhid işlemlerinin yapılabilmesinde karar mercii olarak görevin 5393 sayılı Yasanın 34. maddesine göre Belediye Encümenine ait olduğu tartışmasızdır. O halde imar şuyuulandırma işlemi ile oluşan 152 parsel içinde, çekişmeye konu 140 parsele isabet eden kısmın, 3194 sayılı İmar Yasası’nın 15 ve 16 maddeleri gereğince ifrazının mümkün olup olmadığının, taşınmazın belediye sınırları içinde olması halinde Belediye Encümen kararına dayalı olarak, belediye sınırları dışında olması halinde ise İl- İlçe Kurulundan sorulup saptanmamış olmasının da doğru olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, ifraz ve birleştirme işleminin olanaklı olup olmadığı hususunun yukarıda değinildiği üzere encümen kararına dayalı olarak açıklığa kavuşturulması, ifrazı mümkün değilse 140 kadastral parselinin yüzölçümünün, 152 imar parselinin yüzölçümüne oranlanarak, bulunacak bu oran dahilinde davacıların (kısıtlı-F.K.G. mirasçıları ) paydaş kılınması suretiyle ve TMK’nun 28 maddesi gözetilerek davanın kabulü yönünde hüküm kurulması için karar bozulmalıdır.
Davalı İ.A.’nın bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 25.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.