YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2249
KARAR NO : 2012/4856
KARAR TARİHİ : 30.04.2012
MAHKEMESİ : ÜMRANİYE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/12/2011
NUMARASI : 2011/136-2011/686
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras yoluyla intikal eden 2096 ada, 36 parsel sayılı taşınmazdaki 3/32 payının vekil kıldığı F.E. tarafından 13/10/2009 tarihinde davalılara satış yoluyla temlik edildiğini, davalıların da 13/158’er paylarını dava dışı kişilere satış yoluyla devrettiklerini, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, satıştan haberdar edilmediği gibi satış bedelinin de ödenmediğini, gerek davalıların gerekse onlardan pay edinenlerin vekaletin kötüye kullanıldığını bilen ve bilebilecek konumda olan yakın akrabalar olduklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davacı ile kardeş olduklarını, anneleri ile altı kız kardeşin dava dışı vekil F.E.’e taşınmazın satışı konusunda vekâlet verdiklerini, bedeli karşılığında satış yapıldığını, iradelerine uygun olarak temlikin gerçekleştirildiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece; satış yapılması amacıyla davalı M.E.’in eşinin vekil kılındığı, bedelin ödendiğine ilişkin belge ibraz edilemediği, taşınmazın muvazaalı olarak davalılara satış yoluyla temlik edildiğinin sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptalve tescil isteğine ilişkin olup mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2096 ada, 36 parsel sayılı taşınmazı tarafların mirasbırakanı A.E. adına kayıtlı iken, ölümü neticesinde davacı ve dava dışı tüm mirasçıların ayrı ayrı davalılardan M.’un eşi F.’yı, intikal işlemlerini sağlaması ve davalı M. ve R.e satması konusunda vekil tayin ettikleri, vekil kılınan F.’nın vekaleten intikal ve çekişmeye konu satış işlemlerini gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır.
Davacı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ve satış bedelinin de kendisine ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne varki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; vekalet sadece davacı tarafından verilmemiş diğer mirasçılar da paylarının davalılara temliki için F.’yı vekil kılmışlar ve tüm paylar vekaleten satış suretiyle davalı M.’a ve Recep’e intikal ettirilmiştir. Dava konusu 2096 ada, 36 parsel sayılı taşınmazdaki davacının payına tekabül eden akitteki gösterilen değer ile satış tarihindeki keşfen belirlenen değer arasında fark da bulunmamaktadır.
Öyle ise; anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde vekalet görevinin kötüye kullanıldığı kabul edilemez. Şayet vekil tarafından satışa ilişkin bedel davacıya ödenmemiş ise davada bedelden kaynaklanan bir istek bulunmadığına göre vekil aleyhine bedelden kaynaklanan dava açılması da olasıdır.
Hal böyle olunca; davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.4.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.