YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/6824
KARAR NO : 2008/9059
KARAR TARİHİ : 23.06.2008
MAHKEMESİ : Seydişehir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
TARİHİ : 27.12.2007
NUMARASI : Esas no: 2007/16 Karar no: 2007/588
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Toplanan delillerden davacı tanık beyanlarında geçen olaylardan sonra evlilik birliği devam ettiği gibi, güven sarsıcı davranışlar içerisine giren, birlik görevlerini yerine getirmeyen, ailesinin eşine baskı yapmasına sessiz kalan ve boşanma davası açıldıktan sonra başka kadınla yaşamaya başlayan ondan çocuğu olan davacı koca boşanmaya neden olan olaylarda tam kusurludur. Davalı kadının davacı koca ile Serik’te birlikte yaşamadıkları da davalı tanıklarının beyanından anlaşılmıştır.
*Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir.Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.
#Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.
*Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2)
#Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ:Hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi 23.06.2008 (Pzt.)
-KARŞI OY YAZISI-
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma (TMK. m. 166 f. I-II) davasından sonra ki olaylara dayanılarak boşanma kararı verilebilir mi?
Yargıtay’da yapılan yerleşik uygulamaya göre buna olumlu yanıt verme olanağı yoktur. Her dava açıldığı gün ki şartlarına tabidir. Davadan sonra oluşan olaylar boşanma kararına esas alınamaz.
Dairemin yerleşik uygulamasına göre de;
-Her boşanma davası açıldığı gün ki şartlarına tabidir,
-Davadan “sonraki” olaylar boşanma hükmüne esas alınamaz.
(Emsal kararlarımız: GENÇCAN-Boşanma-2, s. 345-346’da yayınlanmıştır.)
Sadakatsizlik bu konuda acaba bir istisna oluşturur mu? Dairemin yerleşik uygulamasında bu konuda da bir istisna yoktur:
“…Her dava açıldığı gün ki şartlarına tabidir. Davadan sonraki hadiseler boşanmaya esas alınamaz. Davalının sadakatsizliğini gösterir, otel kayıtları ve fotoğraflar ‘davadan sonraki’ döneme ilişkindir. Bu davaya esas alınamaz.” (Y2HD, 28.06.2004, 7534-8492, GENÇCAN-Boşanma-2, s. 345, dip not: 1278’de yayınlanmıştır.)
Dairemin değerli çoğunluğu “cinsel sadakatsizliği” boşanma davasından sonra ki olaylara dayanılmasına rağmen boşanma sebebi kabul etmiş gözükmektedir.
Kaldı ki TMK m. 185 f. III hükmünde yer alan sadakat yükümü sadece cinsel sadakati içermemektedir ki! TMK m. 185 f. III hükmünde yer alan sadakat yükümü aynı zamanda duygusal sadakati ve ekonomik sadakati de içermektedir. Dairemin değerli çoğunluğu boşanma davasından sonra ki olaylarda sadakat yükümlüğüne aykırı davranışlar eğer duygusal sadakat ve ekonomik sadakate aykırı davranışlar ise boşanma sebebi kabul etmemiştir.
Örnek vermek gerekirse;
“…Her dava açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Dava 16.9.2003 tarihinde açılmış olup, dava tarihinden önce kocadan kaynaklanan ve boşanmayı gerektiren maddi bir hadisenin varlığı kanıtlanmış değildir. Tanıkların ifadesinde geçen davacı kadının dövülmesi olayı dava tarihinden sonra Aralık 2003 tarihinde olup, bu davada nazara alınamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında davanın reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi doğru olmamıştır.” (Y2HD, 13.06.2005, 5995-9026)
Davadan sonra oluşan olayların boşanma kararına esas alınamayacağı kişisel görüşümüzden ibaret de değildir.
Nitekim Yüce Hukuk Genel Kuruluna göre de davadan sonra oluşan olayların boşanma kararına esas alınamayacağı “vazgeçilemez temel bir usul kuralı” sayılır.
“..Belirtmek gerekir ki; her dava açıldığı tarihteki hukuki ve maddî vakıalara göre sonuçlandırılır. Bu husus vazgeçilemez temel bir usul kuralıdır. Somut olayda, boşanma isteğinin kabulüne ilişkin yerel mahkeme kararına ağırlıklı olarak 17.5.1993 gününde açılan davadan sonra, tanık ifadelerinde açıkça belirtilen 19.5.1993 günü cereyan eden olay gerekçe yapılmıştır.Oysa; davanın açıldığı tarihe kadar taraflar arasında müşterek hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösterir bir olayın varlığı iler sürülemediği gibi, buna dair bir kanıt da getirilebilmiş değildir.” (YHGK, 19.4.1995, 128-399)
Bu sebeplerle değerli çoğunluğun “farklı görüşüne” katılmıyorum.