Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi 2007/12759 E. 2007/15885 K. 15.11.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/12759
KARAR NO : 2007/15885
KARAR TARİHİ : 15.11.2007

MAHKEMESİ :Karşıyaka 2.Aile Mahkemesi
TARİHİ :27.3.2006
NUMARASI :Esas no:2005/783 Karar no:2006/335

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan * 5.6.2007 günü duruşmalı temyiz eden O… E… ile vekili Av. A… M… Ç.. ve temyiz eden karşı taraf vekili Av. Ö..F… Şimdi geldiler. Gelenlerin . konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı kocanın tüm, davacı-davalı kadının ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-Tarafların tesbit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine paranın alım gücüne , ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran * davacı-davalı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat azdır. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Borçlar Kanununun 42. ve devamı maddeleri hükmü nazara alınarak daha uygun miktarda maddi tazminat (TMK.md.174/1) takdiri gerekirken yazılı şeklide hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın 2’nci bentte açıklanan sebeplerle maddi tazminat yönünden BOZULMASINA, hükmün diğer bölümlerinin ise 1’nci bentteki nedenlerle ONANMASINA, duruşma için takdir olunan 500.00 YTL. vekalet ücretinin O…’dan alınıp Nilgün’e verilmesine, aşağıda yazılı harcın Osman’a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran Nilgün’e geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi.15.11.2007 (Prş.)
KARŞI OY YAZISI
Değerli çoğunluk tarafından davacı kadın yoksulluğa düşüncemize göre düşmediği halde davacı kadına uygun bir yoksulluk nafakası verilmelidir görüşü sergilenmiştir.
Davacı-davalı kadının öncelikle “SSK maaşının” yanı sıra “üzerine kayıtlı evi” de vardır. Daireme göre bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı alan kişinin yoksulluğa düşeceği kabul bile edilemeyeceği için kocanın zengin oluşu da bu bağlamda hiç bir anlam taşımamaktadır. Zengin kocaların eşleri de bir sosyal güvenlik kurumundan emekli aylığı alıyorsa “diğer kadınlar gibi” onların da yoksulluğa düşeceği kabul bile edilemez. Davacı kadın bir sosyal güvenlik kurumundan aylık almakta mıdır? : Evet almaktadır. Sadece bu sebeple bile Dairem uygulamasına göre davacı kadına yoksulluk nafakası verilemez.
Peki davacı-davalı kadın için verilen 50.000 YTL maddî tazminat yetersiz bulunarak hüküm bozulmuş olduğuna göre davacı-davalı kadın yoksulluk nafakası alabilir mi?
Bu konuda da değerli çoğunluk ile farklı düşündüğümüz anlaşılmaktadır. Bu durum hiç dikkate alınmayacak mıdır? Bu konu tartışılmayacak mıdır? Bilimsel öğreti bu gerçeğin dikkate alınmasına işaret etmektedir. Yükümlü eş maddî tazminat ödemeye mahkum edilmişse bu durum dikkate alınmak zorundadır. (Mustafa DURAL, Tufan ÖĞÜZ, Alper GÜMÜŞ, s. 150) . Başka bir anlatımla maddî tazminata rağmen yoksulluğa düşme durumunun var olup olmadığı araştırılmalıdır. (Ebru CEYLAN, Türk ve İsviçre Hukukunda Boşanmanın Hukuki Sonuçları, İstanbul-2006, s. 112) OĞUZMAN/DURAL: Eğer yoksulluk nafakası isteyen taraf lehine maddî tazminata hükmedilmişse bu tazminat hesaplanırken kaybedilen nafaka menfaati nazara alınacağına göre lehine bir maddî tazminata hükmedilen kimse için artık yoksulluğa düşme şartı gerçekleşemez ve ayrıca bir de yoksulluk nafakasına hükmedilmemek gerekir. ( Kemal OĞUZMAN, Mustafa DURAL, Aile Hukuku, İstanbul-1994, s. 145)
Nitekim TEKİNAY, maddî tazminat istemek olanağı varken yoksulluk nafakası (TMK. m. 175) istemini gereksiz bile bulmaktadır. (Selahattin Sulhi TEKİNAY, s. 275) ÖZTAN ise yoksulluk nafakası (TMK. m. 175) hükmünün maddî tazminatın (TMK. m. 174 f. I) talep edilemediği durumlarda ortaya çıkabileceğini düşünmektedir.(Bilge ÖZTAN, Aile Hukuku, Ankara-2004, s. 497)
Bilindiği üzere maddî tazminatın maddî koşulları arasında yer alan zarar unsuru kocanın desteğini yitirmekten dolayı hem var olan hem de beklenen yararları kapsamaktadır. Oysa yoksulluk nafakası var olan yararlardan sadece zorunlu gereksinimleri kapsar. Başka bir anlatımla yoksulluk nafakası (TMK. m. 175) kadının zorunlu gereksinimlerini karşılamak içindir. Yoksa onun evli olduğu zaman ki hayat seviyesini sürdürmesini temin için değil.!..(DURAL/ÖĞÜZ/GÜMÜŞ, s. 150, GENÇCAN, Boşanma-2, s. 763)
Maddî tazminatın içeriğinde yoksulluk nafakasının kapsamına giren çıkarlar zorunlu olarak yer alır. Üstelik hâkim maddî tazminatı belirlerken kadının ortalama yaşama süresini de, bu zorunlu gereksinimlerin de yer aldığı karşılığı belirlemek için dikkate almak zorundadır. Nitekim Dairem maddî tazminatın kapsamını bakın şu şekilde açıklamaktadır: Maddî tazminat irat şeklinde verilmeyip peşin olarak verildiğinde bu paranın peşin sermaye değerini göz önünde tutmak ve somut verilere dayanmak zorundadır. Kadının kocası ile oturduğu sırada kocanın te¬min ettiği hayat düzeyine yakın geçim koşulları yaratılmasına da özen gösterilmelidir (Y2HD,18.12.1996, 11110/13467)
Kocanın temin ettiği hayat düzeyine yakın geçim koşulları yaratılmasına da özen, maddî tazminat için/hatırına gösterilir, yoksulluk nafakası için değil! Dairem , maddî tazminatı belirleyecek olan hâkime üzeri örtülü olarak kadına kocası ile oturduğu sırada kocasının temin ettiği hayat düzeyine yakın geçim koşullarını yaratacak şekilde maddî tazminat vermek zorunda olduğunu söylediğine göre yoksulluk nafakasının unsuru olan zorunlu gereksinimler kendiliğinden karşılanmış olur.
Peki davacı-davalı kadın kendisine verilen 50.000 YTL manevî tazminat hükmü bozma sebebi yapılmadığı gibi davacı-davalı kadının katılma alacaklısı olduğu halde yoksulluk nafakası (TMK. m. 175) alabilir mi? Bu konuda da değerli çoğunluk ile farklı düşündüğümüz anlaşılmaktadır.
Yükümlü eş manevî tazminat ödemeye mahkum edilmişse bu durum dikkate alınmak zorundadır. (DURAL, ÖĞÜZ, GÜMÜŞ, s. 150) . Başka bir anlatımla manevî tazminata rağmen yoksulluğa düşme durumunun var olup olmadığı değerlendirlmelidir. (CEYLAN, s. 112)
Bilindiği üzere 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda kural mal rejimi (=yasal mal rejimi) edinilmiş mallara katılma rejimi olarak kabul edilmiştir.Kural mal rejiminde (yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi) (= TMK. m. 202 f.I, 218-241) rejim süresince edinilen mallara ilişkin artık değerin paylaşımı ilkesi (= TMK. m. 219 f.I, 236 f.I) ile karşılığı verilerek edinilen mallara ilişkin artık değerin paylaşımı ilkesi (= TMK. m. 219 f.I) geçerlidir. Mal rejiminin tasfiyesi sonunda, yoksulluğa düşen eşin yoksulluğu ortadan kaldıran uygun bir meblağ elde edip edemeyeceği yoksulluk durumu belirlenirken dikkate alınmak zorunda mıdır?
Mal rejiminin tasfiyesi sonunda, yoksulluğa düşen eşin yoksulluğu ortadan kaldıran uygun bir meblağ elde edip edemeyeceği yoksulluk durumu belirlenirken dikkate alınmak zorundadır. (ÖZTAN, s. 503) Kaynak Kanun (=İsviçre) uygulaması da bu yöndedir. (BGE 5C. 20/2001, BGE 117 II 16 E. 1b., ÖZTAN, s. 503) Taraflar arasında seçilebilir mal rejimlerinden birinin seçildiği ileri sürülmediğine göre eşler arasında kural mal rejiminin (yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi) (= TMK. m. 202 f.I, 218-241) geçerli olduğu duraksamasızdır. Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. (TMK m. 231)Her eş (=davacı kadın) diğer eşe (=kocasına) ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. (TMK m. 236) Davacı-davalı kadının en azından yoksulluğunu kaldıracak miktarda katılma alacaklısı (TMK m. 231) olduğu kocasının malvarlığını açıklayan davacı-davalı kadının ifadesi ve dosyadaki resmi kayıtlarla bile açık seçik bellidir.
Yoksulluk, toplumun yaşam standardının mutlak veya göreli olarak belirlenmiş minumum düzeyinin altında kalan kişinin statüsü şeklinde tanımlanabilir. (Şebnem GÖKÇEOĞLU BALCI, Yoksulluk-Hukuk İlişkisi Bağlamında Güvenceli Asgari Gelir, Güncel Hukuk Dergisi, Şubat-2007, s. 8). Başka bir anlatımla yoksulluğa düşme toplumdaki anlayışa göre şekillenebilir. (DURAL, ÖĞÜZ, GÜMÜŞ, s. 149). O halde yoksulluk tanımı yapılırken ülkenin gerçeklerinin de ayırdında olunması gerçeğe ulaşma bağlamında belirleyici bir unsur olarak hukuk uygulamacıları tarafından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir argümandır.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2005 tarihli yoksulluk araştırması sonuçlarına göre ülkemizdeki nüfusun yüzde 20,5’i yani 14 milyon 681 bin kişi yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 2006 verilerine göre ise Türkiye’de nüfusun yüzde 27’si yoksulluk sınırının altındadır. (BALCI, s. 8) Bütün bu gerçeklere bakıldığında davacı-davalı kadına “yoksul” demek toplumdaki yoksul anlayışına uygun mudur?
Açıkladığımız gerekçelerle değerli çoğunluğun farklı düşüncesine katılmıyorum.