YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/18527
KARAR NO : 2014/6478
KARAR TARİHİ : 26.03.2014
ESAS NO : 2013/18527
KARAR NO : 2014/6478
MAHKEMESİ : İSTANBUL 16. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/04/2013
NUMARASI : 2012/445-2013/246
Taraflar arasında görülen tapu iptali ile tescil ve tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacılar Meliha mirasçıları ile Metin,Hasan ve Ali vekili ve müdahil davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, ketmi verese hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ile tescil ve tazminat isteğine ilişkin olup Mahkemece,davacı Makbule yönünden taraf sıfatı bulunmadığından davanın reddine; 75 parsel sayılı taşınmaz yönünden davalı Birgür’ün iyiniyetli olarak satın aldığı gerekçesi ile davanın reddine, 74 parsel yönünden iptal ve tescil isteğinin; 76 parsel yönünden de tazminat isteğinin kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece ” kısa karara çelişkili olarak gerekçeli karar yazılmasının doğru olmadığı gibi veraset belgesinin iptaline ilişkin ilam da kesinleşme şerhinin bulunmadığı” gereğine değinilerek bozulmuş olup Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davacı Makbule yönünden taraf sıfatı bulunmadığından davanın reddine; 75 parsel sayılı taşınmaz yönünden davalı Birgür’ün iyiniyetli olarak satın aldığı gerekçesi ile davanın reddine, 74 parsel yönünden iptal ve tescil isteğinin; 76 parsel yönünden de tazminat isteğinin kabulüne karar verilmiş,hükmü davacılar Meliha mirasçıları ile Metin,Hasan ve Ali vekili ve müdahil davacı vekili temyiz etmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden;çekişme konusu 23 parsel sayılı taşınmazın 1/4 payı muris C. A.adına kayıtlı iken, bir kısım davalılar ve bir kısım davalıların murislerinin mirasçısı olarak göründüğü Eyüp 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.11.1997 tarih 1997/1046-868 E.K. sayılı veraset ilamına istinaden 29.12.1997 tarihli tescil istem belgesi ile adlarına intikal yaptırdıkları,23 parsel sayılı taşınmazın ifrazıyla 74,75 ve 76 parsel sayılı taşınmazların oluşturulduğu,anılan parsellerden 76 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırıldığı, 15.05.1998 tarihinde 3.373.734.000 TL kamulaştırma bedelinin bloke edildiği, Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1998/327 E. 1999/338 K. sayılı ilamı ile kamulaştırma bedelinin 51.111.726.472 TL arttırılmasına karar verildiği,22.11.1999 tarihinde faiziyle birlikte 90.652.325.000 TL ödendiği, 75 parseldeki paylarını ise 29.07.2002 ve 24.10.2002 tarihli iki ayrı akitle diğer davalı Birgör’e satış suretiyle devrettikleri, Eyüp 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.10.2008 tarih 2006/818 E. 2008/1278 K. sayılı hasımlı iptal davası ile intikal işlemine dayanak veraset ilamının iptal edildiği ve kararın 11.02.2009 tarihinde kesinleştiği, davacılardan Metin,Hasan,Ali ve Meliha ile müdahil davacı Sıdıka’nın da mirasçı olduğunun belirlendiği, anılan davacılar ve müdahil davacının 75 parseldeki davalı Birgör’e yapılan devrin yolsuz olduğunu ileri sürerek dava konusu 74,75 parsel bakımından tapu iptali ile miras payları oranında tescile;76 parsel bakımından ise tazminata karar verilmesini istedikleri anlaşılmaktadır.
Dosyaya sunulan Eyüp 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.10.2008 tarih 2006/818 E. 2008/1278 K. sayılı hasımlı veraset ilamından davacılardan Metin,Hasan,Ali ve Meliha’nın da murisin mirasçısı bulunduğu sabittir.
Bu durumda,yanılgılı veraset ilamına göre yapılan intikalin yolsuz tescil niteliği taşıdığı,iddia edildiği üzere anılan davacıların ketmedilmesi suretiyle sağlandığı açıktır.
Ne var ki,bir kısım davalılar ve bir kısım davalıların murisleri yolsuz olarak edindikleri sicili başka bir işlemle diğer davalı kayıt maliki Birgör’e intikal ettirmişlerdir.Davalı Birgör,davada iyiniyet savunmasında bulunmuş olmasına rağmen bu savunma araştırılmış değildir.
Bilindiği üzere;Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtdihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca,75 parsel sayılı taşınmaz bakımından yukarda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma yapılması,tarafların delillerinin eksiksiz toplanması,toplanan ve toplanacak olan delilerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru olmadığı gibi çekişme konusu 74 parsel sayılı taşınmaz yönünden mirasçılar Yusuf, Necdet, Nihat ve Nedim adına miras payları oranında tescile karar verilmesi gerekirken, Türk Medeni Kanununun 28.maddesi uyarınca ölümle kişiliğin son bulacağı gözetilmeksizin yargılama sırasında ölen davacı miras bırakan (Meliha) adına sicil oluşturulacak şekilde tescil hükmü kurulmuş olması da isabetsizdir.
Müdahil davacı vekilinin öteki (76 parsele ilişkin) temyiz itirazlarına gelince;
Hernekadar hükmedilen alacağın bir kısmına kamulaştırma bedelinin ödendiği bakiye kısmına ise bedel arttırım davası sonunda hükmolunan arttırılan kamulaştırma bedelinin ve faizinin ödendiği tarihten itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekli ise de yargılama sırasında faiz talebinin daraltılması nedeniyle 6100 sayılı HMK. nun 26.(1086 sayılı HUMK. nun 74.) maddesinde yazılı olan taleple bağlılık kuralı gözetilerek bedel arttırım davası sonunda hükmolunan arttırılan kamulaştırma bedelinin ve faizinin ödendiği 22.11.1999 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken dava tarihinden itibaren yasal faize karar verilmesi doğru değildir.
Davacılar Meliha mirasçıları ile Metin,Hasan ve Ali vekili ve müdahil davacı vekilinin temyiz itirazları değinilen yön itibariyle yerindedir. Kabulü ile ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.