YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5338
KARAR NO : 2014/4807
KARAR TARİHİ : 04.03.2014
ESAS NO : 2013/5338
KARAR NO : 2014/4807
MAHKEMESİ : URLA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/12/2012
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 04.03.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat B. G. ile temyiz edilenler vekili Avukat B. G. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil,olmazsa tazminat davası olarak açılmış;aşamalarda ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayanılmıştır.
Mahkemece, hile iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı; yeğenleri olan davalılar E.ve C.’in kendisini yanıltarak,hile ile adına kayıtlı 13 parsel sayılı taşınmazın arkadaşları olan dava dışı R. K.r’a temlikini sağladıklarını, taşınmazın devri karşılığında bedel almadığını, Reşat’ın ise devir aldığı taşınmazını davalı şirkete devrettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış;yargılama aşamasında psikolojik rahatsızlığı olduğunu beyan etmiş, sonraki aşamalarda davacıya vasi atanmasına karar verilerek yargılamaya vasi marifetiyle devam edilmiştir. Vasi yargılama sırasında davacının işlem tarihinde hukuki ehliyete haiz olmadığını ve Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
Dosya içerisinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 13 parsel sayılı taşınmazın davacı adına kayıtlı iken satış suretiyle dava dışı Reşat’a temlik edildiği, Reşat’ın da anılan taşınmazı, davalı şirkete temlik ettiği;davalı şirketi temsil eden Ümit Mutlu ile davacı arasında yine davacı adına kayıtlı başka bir taşınmazın temlikinin hileli olduğu konusunda dava açıldığı ve derdest olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 176. ve devamı maddelerinde düzenlendiği üzere ıslah taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan bir yöntem olup; iddia ile savunmanın genişletilmesi yasağının istisnalarından biridir. Öte yandan ıslah 6100 sayılı HMK’nun 177.maddesi uyarınca tahkikatın sona ermesine kadar sözlü ve yazılı olarak yapılabilir. Gerek öğreti gerekse uygulamada ıslah yoluyla davanın değiştirebileceği ve genişletilebileceği aynı şekilde savunmanın genişletilebileceği ilke olarak kabul edilmektedir. Vurgulamakta yarar vardır ki, açılmış bir dava var ise, o dava ıslah edilebilecektir. Somut olayda hile hukuksal nedenine dayanılarak dava açıldığından davacı vasisi tarafından ıslah yolu ile ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanılması olanaklıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.1990 günlü ve 1990/1-152 E. 1990/236 K.sayılı kararında da vurgulandığı üzere davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun “ fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir “ biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. “ hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü “ eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “ yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (11.6.1941 tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, 6100 sayılı HMK’nun 282. maddesi gereğince temyiz kudretinin yokluğu,yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Türk Medeni Kanunu’nun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya gelince, davacının Urla Sulh Hukuk Mahkemesinin 30.11.2011 tarihli ve 20121/613-864 E.K sayılı dava dosyası ile vesayet altına alındığı, ancak mahkemece davacının hukuki ehliyetsizlik iddiası yönünden araştırma ve inceleme yapılmadığı görülmektedir.
O hâlde, hukuki ehliyetsizliğin kamu düzeni ile ilgili olduğu gözetilerek önemine binaen öncelikle incelenmesi, tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, varsa davacıya ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kayıtları, reçeteler vs. istenmesi, tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, akit tarihinde davacının ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde hile iddiasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenlerden alınmasına, 04.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.