Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/5010 E. 2014/4811 K. 04.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5010
KARAR NO : 2014/4811
KARAR TARİHİ : 04.03.2014

ESAS NO : 2013/5010
KARAR NO : 2014/4811
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/11/2012
NUMARASI : 2007/41-2012/450

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tecsil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 04.03.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat A.N.K.. ile temyiz edilenler vekili Avukat A. E.geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi ….. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece;temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı muvazaalı yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan tüm delillerden; kök mirasbırakan Servet’in 23.11.2003 tarihinde öldüğü,geriye mirasçı olarak ilk eşi Ayşe’den olma çocukları davalı oğlu Sabri ile davacılar mirasbırakanı Fatma’yı ve ikinci eşi Huriye ile ondan olma çocukları Sevgi,Sevda ve Sevim’i bıraktığı,murisin kızı Fatma’nın da mirasbırakandan sonra 17.05.2006 tarihinde öldüğü,geriye davacı eşi ve yine davacı çocuklarının kaldığı;mirasbırakanın adına kayıtlı 4010 parseldeki 194/502 payından 40/502’şer payına isabet eden 9 ve 10 nolu bağımsız bölümleri davalı oğluna 24.02.1997 tarihinde satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere;uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun 706., Türk Borçlar Kanunu’nun 237. (Borçlar Kanununun 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Bilindiği ve Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesinde düzenlendiği üzere “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olayların varlığını ispatla yükümlüdür.” Yine 6100 sayılı HMK’nun 190/1.maddesi gereğince “ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Somut olayda;davacılar iddialarını ispat edecek delliller ortaya koymamışlar, aksine davalı tanıkları,özellikle mirasbırakanın ikinci eşi olan ve davanın kabulü halinde mirasçı sıfatı ile taşınmazda pay sahibi olabilecek Huriye, davalının taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını beyan etmiş, mirasbırakanın davalı oğlunu tercih etmesini gerektirir somut bir belge ve bilgi sunulamamıştır.
Açıklanan bu olgular, yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; mirasbırakanın satış akdiyle yaptığı pay temlikinin gerçek iradesini yansıttığı, dava konusu taşınmazların davalıya temlikinin muvazaalı olmayıp gerçek satış olduğu davacıların iddialarını HMK 190/1 TMK 6.maddesi uyarınca kanıtlayamadıkları sonucuna varılmaktadır.
Akitte gösterilen bedel akit tarihindeki gerçek bedelden düşük ise de, salt bedeller arasındaki oransızlığın tek başına muvazaanın delili olamıyacağı açıktır.
Hâl böyle olunca;davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenlerden alınmasına, 04.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.