YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5186
KARAR NO : 2014/4278
KARAR TARİHİ : 25.02.2014
MAHKEMESİ : GEBZE 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 09/10/2012
NUMARASI : 2007/109-2012/516
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davacı O.. Y.. yönünden vazgeçme nedeni ile davanın, reddine, diğer davacıların davalarının esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar ve davalı Nurgül tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 25.02.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat Fatih Mehmet Tercan, yine temyiz eden davalı N.. Y.. ve vekili Avukat Şule Taşkan geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalılar E.. Ş.. vd.vekili Avukat, Davacı O.. Y.. gelmediler yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Berna Dizdaroğulları Koç tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir
Mahkemece; davacı O.. Y..’ın davası yönünden vazgeçme nedeniyle davanın reddine; diğer davacıların davalarının ise esastan reddine ve bedele ilişkin olarak ise ilgilisine karşı dava açmakta muhtariyetine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan Y. Y.’ın 05.05.2006 tarihinde öldüğü,davacılar Banu,Bora ve Savaş’ın murisin ilk eşinden,diğer davalı Onur’un ise murisin ikinci eşi olan davalı Nurgül’den olma çocukları oldukları; mirasbırakanın adına kayıtlı 116 ada 4 parsel sayılı taşınmazın dava dışı vekil eliyle davalı olan ikinci eşi Nurgül’e satış sureti ile 17.12.1985 tarihinde temlikini sağladığı,taşınmazın daha sonra imar uygulamasına tabi tutulduğu, davalı Nurgül adına imar uygulaması sonucu oluşan 5742 ada 6 parselini ise eşit olarak diğer davalılara satış göstererek devrettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, mirasbırakan tarafından ikinci eşi olan davalı Nurgül’e yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak gerçekleştirildiğini, diğer temliklerin de danışıklı olduğunu ileri sürerek pay oranında tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlar;davacılardan Onur yargılama aşamasında davasından feragat etmiştir.
Ne var ki,davacılar yargılama aşamasında harcını yatırarak diğer davalılar hakkında ”… davalarının kabulü ile pay oranında iptal ve adlarına tesciline,olmazsa taşınmaz bedelinin faizi ile tahsiline karar verilmesini …”istemişler;mahkemece ”…bu talep yönünden HMK madde 177 düzenlemesine nazaran ıslah talebinin kabule şayan olmadığına karar verilmiş,yargılamanın ilk talep yönünden sonuçlandırıldığı;sonuç olarak tüm dosya kapsamına göre muristen davalı-eşi Nurgül’e yapılan intikalin muvazaalı olduğu ancak sonraki malik durumunda olan diğer davalıların iyi niyetli oldukları…” kanaatine varıldığından vazgeçen davacı yönünden vazgeçme nedeniyle ve diğer davacılar yönünden ise tapu iptali ve tescil talebine münhasır olarak son maliklerin iyi niyetli olmaları nedeniyle sübut bulmayan davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuştur.
Mahkemece;davalı Nurgül’e yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun kabul edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Davalı Nurgül’ün diğer davalılara yaptığı temlike gelince; bilindiği üzere, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988. ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarihli l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda; mirasbırakanın davalı Nurgül’e yapılan temlikin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu mahkemece belirlenip benimsenmesine, karşın kayıt malikleri olan diğer davalıların iyiniyetli olup olmadıkları, bu muvazaalı işlemi bilip bilmedikleri, T.M.K.nun 1023. maddesinden yararlanıp yararlanamayacakları araştırılmamış,yukarıda belirtilen ilke ve olgular doğrultusunda yeterince inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
Ayrıca;20.03.2012 tarihli oturumda 14 bent halinde tahkikata ilişkin çeşitli ara kararları alınmasına karşın 13.bentte 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda bulunmayan bir yol izlenerek ve HMK 184. maddesine aykırı olarak”…Davanın aşaması ve HMK düzenlemeleri karşısında duruşma yapılamayacağından dosyanın duruşmadan çekilerek aşamasına uygun oluşturulacak takip defterine kaydına…”karar verildiği 02.08.2012 tarihli ara kararıyla dosyanın re’sen ele alınarak tahkikatın bittiği ve sözlü yargılamaya geçildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere;HMK ‘nın 184.maddesinde”…Hakim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için sözverir.
Mahkeme, tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder…” şüklinde düzenleme yapılmıştır. Mahkemece 20.03.2011 tarihinde alınan ara kararının 13.bendi usule aykırı olduğundan herhangi bir sonuç doğurmayacağı da açıktır.
Hâl böyle olunca tahkikata devam edilmesi ve davacılar tarafından sunulan ıslah dilekçesinin dikkate alınması, araştırma ve soruşturmanın eksiksiz yapılması,sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacılar ve davalı Nurgül’ün bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflar vekilleri için 1.100.’er-TL. duruşma avukatlık ücretinin karşılıklı olarak alınıp birbirlerine verilmesine, 25.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.