Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2013/17423 E. 2014/5090 K. 06.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17423
KARAR NO : 2014/5090
KARAR TARİHİ : 06.03.2014

ESAS NO : 2013/17423
KARAR NO : 2014/5090
MAHKEMESİ : KARADENİZ EREĞLİ 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/02/2013
NUMARASI : 2011/938-2013/154

Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava; paydaşlararasında ecrimisil istemine ilişkindir.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan tüm delillerden; dava konusu 183 ada, 40 parsel, 205 ada, 5, 18 ve 19 parsel sayılı taşınmazların tarafların mirasbırakanları S. C. adına kayıtlı olduğu, elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazların tamamında davalıların fındık üretimi yapmak suretiyle tasarrufta bulundukları anlaşılmaktadır.
Davacılar; murislerinden intikal eden çekişmeye konu fındık bahçelerinden yararlanamadıkları gibi elde ettikleri gelirden de pay alamadıklarını ileri sürerek eldeki davayı açmışlar, davalılar ise paydaşlararasında yapılan parsel bazındaki paylaşıma göre çekişmeli taşınmazların kendi kullanımlarına bırakıldığı savunmasında bulunmuşlardır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı)
Somut olaya gelince; mirasbırakan S. C. ‘den intikal eden 4 parça taşınmazın paydaşlar arasında parsel olarak paylaşıldığı, herbir parselde yukarıdaki ilkeler uyarınca fiili kullanma biçiminin oluşmadığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, paydaşlar arasında fiili kullanma biçimine veya harici taksime değer verilebilmesi için o kullanma biçimi yada harici taksimin ayrı parsele yönelik olması tüm paydaşları bağlayıcı nitelik taşıması gerekir. Parsellerin paylaşılması şeklinde oluşan kullanma biçimine değer verilemez ve böyle bir kullanma biçimi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun paylı mülkiyet hükümlerini öngören 688 ve devam eden hükümlerine uygun düşmeyeceği gibi hukuki himaye de görmez.
Halböyle olunca; tümü davalılar tarafından kullanılan çekişmeli taşınmazlar yönünden davacıların payı oranında belirlenecek ecrimisile karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.03.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

-KARŞI OY-

Türk Medeni Kanununun 693. maddesi “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.
Uyuşmazlık hâlinde yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir.” hükmünü içermektedir.
Hal böyle olunca, paylı mülkiyette paydaşlardan her biri, paylı maldan yararlanabilir, onu kullanabilir. Paylı maldan yararlanma ve onu kullanma ancak diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde olanaklıdır. Bu nedenle paylı maldan yararlanma ve onu kullanma diğer paydaşların haklarına bir engel oluşturmadığı sürece paylı mal bir paydaş tarafından tek başına kullanılabilir.
Paylı maldan yararlanma ve onu kullanmanın diğer paydaşların haklarına bir engel oluşturup oluşturmadığı hâkim tarafından her olayda ayrı ayrı değerlendirilir.
Bilindiği üzere TMK’nin 689/1. maddesi hükmüne göre paydaşlar, kendi aralarında oybirliğiyle anlaşarak yararlanma, kullanma ve yönetime ilişkin konularda yasa hükümlerinden farklı bir düzenleme yapabilirler. Çünkü burada belirtilen yasa hükümleri emredici ve düzenleyici yasa hükümleri olmayıp tamamlayıcı hükümlerdir. Ancak paydaşlar arasında böyle bir anlaşma bulunmuyorsa ve paydaşlar arasında paylı malı kullanma ve bu maldan yararlanma şekliyle ilgili olarak bir çekişme çıkarsa yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler.
Hâkim çekişmeyi paylı malın kullanılmasının paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de çözümleyebilir. Bölünme zaman ya da yer itibarıyla kararlaştırabilir. Burada paylaşılan mal tek paylı mal olabileceği gibi birden çok sayıda mal da olabilir. Böyle bir durumda paydaşların parsel bazında paylaşım yapmalarında yasalara aykırı bir yön bulunmamaktadır.
Nasıl ki paydaşlar kendi yararları gerektiriyorsa ve anlaşabiliyorlarsa her bir parseli tüm paydaşlar arasında bölebilecekleri gibi, ekonomik ve tarımsal çıkarlar gereğince parsel bazında da paylaşım yapılabilecek ve paylı mülkiyet ve ahte vefa kuralları gereğince uzun süreli böyle bir paylaşım şekline tüm paydaşların uyması gerekecektir. Paylı mülkiyetteki her paydaşın hakkının taşınmazların tümüne yaygın olduğu ilkesinin bu şekilde yapılacak bir paylaşıma engel olması söz konusu olmaz. Çünkü yerleşmiş yargısal uygulamalara göre, paydaşların yaptıkları yazılı taksim sözleşmesi geçerli olduğu gibi, uzun süreli fiili kullanım biçimine de değer verilmekte, her paydaşın diğerinin bu şekilde belirlenen fiili mülkiyet alanına saygı gösterilmesini isteme hakkının olduğu kabul edilmektedir.
Bu nedenlerle tıpkı bir parselde uzun süreli fiili paylaşım durumunda bunun gözetilmesi, tarafların ortaklığı bozma düşünceleri ve başka türlü iddiaları varsa bunu kesin çözüm getiren ortaklığın giderilmesi davası yoluyla çözmesi gerekmesi gibi parsel bazında paylaşımda da aynı hükümlerin uygulanması gerekir. Aksinin düşünülmesinin mülkiyet hakkının kullanılmasına Anayasanın ve kanunların öngörmediği bir sınırlama getirilmesi anlamına geldiğini ve yasal bir dayanağının olmadığını düşünüyoruz.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, dava konusu dört adet taşınmazın tarafların ortak murisi Saadet adına kayıtlı olduğu, taraflar arasında parsel bazında bir eylemli kullanım biçiminin olduğu konusunda Mahkeme ile Dairenin azınlık ve çoğunluk görüşü arasında bir farklılık bulunmamaktadır. Ancak, Daire çoğunluğunun parsel bazında paylaşımın paylı mülkiyet hükümlerine aykırı olduğunu düşünmesine karşılık, yukarıda açıklanan gerekçelerle bu görüşe katılmamaktayız. Bu nedenle, ekonomik veya tarımsal ihtiyaçlar nedeniyle ve tarafların iradeleriyle parsel bazında paylaşım yapılmasının yasal olarak mümkün ve geçerli olduğu kanaatinde olduğumuzdan Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşündeyiz.