YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/1388
KARAR NO : 2014/5531
KARAR TARİHİ : 13.03.2014
ESAS NO : 2014/1388
KARAR NO : 2014/5531
MAHKEMESİ : KOCAELİ 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/04/2013
NUMARASI : 2011/437-2013/268
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, mümkün olmaz ise bedelinin tahsili davası sonunda, yerel mahkemece 1996 ve 2072 parseller bakımından açılan davanın atiye terk edilmesi nedeniyle reddine, diğer 20 parça taşınmaz yönünden vekalet görevinin kötüye kullanıldığı gerekçesi ile tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Asıl ve birleşen dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve miras payları oranında tescil, mümkün olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir.
Mahkemece, her iki dava dikkate alınarak 1996 ve 2072 parseller bakımından açılan davanın atiye terk edilmesi nedeniyle reddine, diğer 20 parça taşınmaz yönünden vekalet görevinin kötüye kullanıldığı gerekçesi ile tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişmeye konu taşınmazlarda davacıların miras bırakanları ile birlikte paydaş olan davalıların murisi vekil B. B..’ın çekişmeye konu 37, 480, 577, 601, 740, 800, 814, 834, 858, 1321, 1333, 1340, 1400, 1528, 1564, 1661, 1729, 4395, 4400, 1996 ve 2072 parsel sayılı taşınmazlardaki kardeşleri Ü. Ş. A. ile S. A.’a ait payları, Kocaeli 1. Noterliğinde düzenlenen 08.11.1993 tarihli genel vekaletnameye istinaden dava dışı A. B. ‘na satış suretiyle temlik ettiği, 28.08.1998 tarihinde de sattığı bu payları anılan şahıstan satış suretiyle devraldığı, taşınmazlardan 1996 nolu parsel ile 2072 nolu parselin hükmen tescile istinaden 26.07.2009 tarihinde dava dışı Kocaeli-Alikahya Organize Sanayi Bölgesi adına tescil edildiği, miras bırakan S.A.’ın 01.04.2011 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak asıl dosya davacıları, birleşen dosyadan davacı S.. A.. ile dava dışı H. İ. A., E. A. ve S. A.’ın kaldıkları, miras bırakan Ü. Ş.’nin ise 17.03.2003 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak birleşen dosya davacıları H.. A.., S.. A.., M.. A.., H.. A.., S.. B.. ve S.. K..’ın kaldıkları anlaşılmaktadır.
Davacılar ile birleşen dosyadan davacılar, miras bırakanları S. A. ve Ü. Ş. A. ile davalıların miras bırakanı B. A. ‘ın kardeş olduklarını, Bayram’ın her iki kardeşini notere götürerek satış yetkisinin de bulunduğu vekaletname tanzim ettirdiğini, daha sonra vekalet görevini kötüye kullanarak babadan intikal eden çekişmeye konu taşınmazlardaki miras bırakanlarının paylarını 14.07.998 tarihinde dava dışı A. B.’na satış göstermek suretiyle devrettiğini, Ali’nin de aynı payları 28.08.1998 tarihinde vekil B.’a yine satış göstermek suretiyle aktardığını, bu temliklerden miras bırakanlarına bilgi verilmediği gibi, herhangi bir bedelde ödenmediğini ileri sürerek, tapu iptal ve miras payları oranında tescile, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsiline karar verilmesini istemişler, yargılama sırasında 1996 ve 2072 parsel yönünden davalarını atiye bıraktıklarını bildirmişlerdir.
Hemen belirtmek gerekir ki, bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 599. maddesi hükmü uyarınca; miras, murisin ölümüyle ve terekenin açılmasıyla mirasçılarına geçer ve mirasçılar terekedeki mallar (menkul-gayrimenkul) üzerinde bu tarih itibarı ile hak sahibi olurlar. Türk Medeni Kanunun 640. maddesi hükmü gereğince birden çok mirasçının bulunması halinde, mirasın intikaliyle paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Böylece, mirasçılar terekeye elbirliği mülkiyeti ile sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. TMK’nin 701/2. maddesi hükmüne göre, elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin hakkı ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Bir başka ifadeyle, tereke üzerindeki hak sahipliği ortaklardan tek başına hiçbirine ait olmayıp hak sahibi olan ortaklıktır.
Bu yasal düzenlemelere göre, miras ortaklığı mirasın tümü üzerinde söz konusu olduğundan, terekedeki paylar ayrılmaksızın ortaklığa dahil olan mirasçılara aittir. Tereke üzerinde ortaklık devam ettiği sürece, mirasçıların terekeye giren mallar (menkul-gayrimenkul) üzerinde somut ve bağımsız payları mevcut değildir.
Yukarıda değinilen yasal düzenlemeler ve ilkeler dikkate alınarak somut olay değerlendirildiğinde; asıl dosyaya konu davada miras bırakan S. A.’ın, davacılar ile birleşen dosyadan davacı S.. A.. dışında dava dışı H. İ. A. , E. A. ve S. A. adında mirasçılarının da bulunduğu gözetildiğinde, asıl dosya davacıları ile Birleşen dosyadan davacı Serhat’ın vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak kendi paylarına hasren tek başına dava açamayacakları tartışmasızdır. Esasen, mülkiyet çekişmesini içeren ve değinilen nitelikli davada pay oranıyla açılan davanın dinlenilmesine olanak yoktur. Öte yandan, TMK’nin 702/4. maddesi hükmü ortaklığa ait mallara yönelik dışarıdan gelecek tehlikelere ve zararlara karşı koruyucu ve def’etmeye (TMK’nin 683/2.maddesinden kaynaklanan) ilişkin bir hüküm olup somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır.
O halde; asıl dosyadan ve birleşen dava dosyasından davacı S.. A..’ın vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayalı pay oranında açmış oldukları davanın dinlenme olanağının bulunduğu söylenemez.
Hal böyle olunca, asıl dava ile birleşen dosyadan davacı S.. A..’ın açtığı davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir.
Birleşen, miras bırakan Ü. Ş. mirasçıları tarafından açılan davaya gelince; Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle; Ü. Ş.’nin tüm mirasçıların davacı olarak davada yeraldıkları, miras bırakan Ü. Ş. ‘nin taşınmazlardaki paylarının temlikinin, davalıların murisi olan vekil B. A. tarafından vekalet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiği saptanmak suretiyle miras bırakan Ü. Ş.’ye ait paylar yönünden tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Davalılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Ancak, çekişmeye konu 1351 nolu parselde vekil tarafından temlik edilen herhangi bir pay bulunmadığı ve bu taşınmazın ½ payının halen tarafların miras bırakanlarının babası olan Mustafa oğlu B. B. adına kayıtlı olduğu halde bu taşınmaz yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi, kabul kapsamına alınan diğer taşınmazlarda vekil Bayram oğlu B.’A. ‘ın da miras yolu ile edindiği payları bulunduğu halde, 6100 sayılı HMK’nin 26. maddesi hükmü (HUMK’nin 74. maddesi hükmü) gözetilmeksizin, istek dışına çıkılarak Bayram’a ait paylar yönünden iptal ve tescile karar verilmiş olması da doğru değildir.
Öte yandan, son celse atiye terkedilen 1996 ve 2072 nolu parseller yönünden; ”atiye terk nedeniyle hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmesi” şeklinde karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile; ”Atiye terk nedeniyle davanın reddine” şeklinde hüküm kurulması yerinde olmadığı gibi, atiye terkedilen taşınmazlar yönünden davalı taraf yararına vekalet ücreti takdir edilmemiş olması da isabetsizdir.
Davalılar vekilinin belirtilen nedenlerle temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 13.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.