YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9854
KARAR NO : 2014/10776
KARAR TARİHİ : 03.06.2014
MAHKEMESİ : İZMİR 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/03/2013
NUMARASI : 2011/421-2013/157
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilince yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 03.06.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat N. K.. ile temyiz edilen vekili Avukat M. Ö.. geldiler,duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil ya da tazminat isteğine ilişkindir.
Davacı, resmi evlilik olmaksızın uzun yıllar birlikte yaşadığı ve aynı zamanda davalının babası olan U.C.. vekil tayin ettiğini, vekilin vekâlet görevini kötüye kullanarak maliki olduğu 2, 4 ve 8 nolu bağımsız bölümleri davalıya satış suretiyle temlik ettiğini, davalının vekilin temsil yetkisini kötüye kullandığını bilebilecek konumda olduğunu ileri sürerek tapu iptal ve tescil ya da tazminat isteği ile eldeki davayı açmıştır.
Mahkemece, tapu iptal ve tescil isteğinin kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 13.7.2001 tarihinde noterde düzenlenen vekâletname ile davacının maliki olduğu 2,4 ve 8 nolu bağımsız bölümlerin intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini dilediği bedelle dilediği kişiye satması için dava dışı U. C..’ı vekil tayin ettiği, vekilin 4 nolu bağımsız bölümün çıplak mülkiyetini 7.9.2001 tarihli resmi akitle, 2 ve 8 nolu bağımsız bölümlerin çıplak mülkiyetini 12.9.2001 tarihli resmi akitle davalıya satış suretiyle temlik ettiği, vekilin dava tarihinden önce öldüğü ve davalının babası olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 Sayılı Borçlar Kanununun 390. maddesinde )aynen;
“Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.”
Hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK’nin 504/1 maddesi). Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; 13.7.2001 tarihinde noterde düzenlenen vekâletname ile açıkça dava konusu bağımsız bölümlerin çıplak mülkiyetinin satışını içeren yetkinin vekile verildiği görülmekle beraber, dava dilekçesi ekinde ibraz edilen 25.12.2001 tarihinde Alsancak ve Çeşme Vergi Dairelerine davacının verdiği dilekçelerde dava konusu taşınmazların intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetlerini davalı M. N..verdiğini belirtilmiş isede, davacı anılan dilekçelerdeki imzaların kendisine ait olmadığını ve taklit edildiğini savunmuştir.
Nevar ki; mahkemece, anılan belgelerdeki imzalar yönünden bir araştırma ve inceleme yapılmadan sonuca gidilmiştir.
Hâl böyle olunca; Alsancak ve Çeşme Vergi Dairelerine verilen 25.12.2001 tarihli belge asıllarının getirtilmesi, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden alınacak rapor ile belge altındaki imzaların davacının eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi ve davacının temliklerdeki gerçek iradesinin irdelenmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 03.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.