YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5962
KARAR NO : 2014/7311
KARAR TARİHİ : 08.04.2014
MAHKEMESİ : SÖKE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/01/2013
NUMARASI : 2010/200-2013/29
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davaların, reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 08.04.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat gelmedi, diğer temyiz edenler vekili Avukat A. Y.geldi, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava ve birleşen dava, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; çekişme konusu 321 parsel sayılı taşınmazdaki 30/48 payın davacı Saliha İleri tarafından toplam 29.166.66 TL’ye, 3/48 payın da davacı M.. U.. tarafından toplam 2.916.66 TL’ye davalılara 20.07.2009 tarihinde satış suretiyle devredildiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, yörede en az 30 yıldır adet olduğu üzere, şehir dışından gelen kişilerin taşınmazları şirketlerine sermaye göstermek amacıyla satın aldıkları ve fakat aralarındaki sözlü anlaşma gereğince taşınmazın önceki maliklerinin taşınmazı kullanmaya devam ettiklerini, davalılardan B.. H..’nın da bu şekilde taşınmazın fiyatının düşülmesini istediğini ve neticede düşük bedelle taşınmazı davalılara sattıklarını ancak, aralarındaki sözlü anlaşmaya aykırı olarak davalıların taşınmazı kulanmamaları yönünde baskı yapmaları karşında taşınmazı terk etmek zorunda kaldıklarını ileri sürerek eldeki davaları açmışlardır.
İddianın ileri sürülüş biçimine göre davanın hile hukuksal nedenine dayalı olduğu görülmektedir.
Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; dosya içerisinde mevcut Söke Ziraat Odası Başkanlığı’nın 06.01.2011 tarihli yazısında, S.ilçesi Y. K. ve K. köyleri ve civarında arazi sahibi köylülerin kredibilitesini arttırmak isteyen İstanbul, Ankara gibi şehirlerdeki alıcılara arazilerini düşük bedelli olarak devrederek, düşük bedelle devretmenin karşılığında arazileri satıcı köylülerin kullanması ve alıcının kredibilitesini düşürmemek için kullanım hususunun kayıtlara geçirilmemesi yönünde anılan yörede yaygın olarak devirlerin yapıldığı ve bu yönde yaklaşık 30-40 yıllık yöresel adet bulunduğunun bildirildiği görülmektedir.
Öyle ise, Söke Ziraat Odası’nın yazısı, tüm dosya içeriği ve toplanan deliller gözetildiğinde; davacıların taşınmazdaki paylarını düşük bedelle davalılara sattıkları,davalıların resmi senedin dışında ödedikleri bedeli yazılı belge ile ispatlayamadıkları, kaldı ki davalıların ödediklerini beyan ettikleri bedelin dahi, taşınmazın gerçek değerinin çok altında kaldığı hususları gözetildiğinde hile olgusunun gerçekleştiği, esasen anılan bu olgunun mahkemeninde kabulünde olduğu gözetildiğinde; asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davaların reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Davalıların temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacıların temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davalılar vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz edenlerden alınmasına, 08.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.