Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/4836 E. 2014/11120 K. 05.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/4836
KARAR NO : 2014/11120
KARAR TARİHİ : 05.06.2014

MAHKEMESİ : BODRUM 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/09/2012
NUMARASI : 2009/854-2012/870

Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece müfrez 16 parsel sayılı taşınmaz bakımından elatmanın önlenmesi ve muhdesatın kaldırılmasına, 12 parsel sayılı taşınmazdaki depo bakımından ise davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Davacı mülkiyeti H.. H..ye ait 532 parsel ve önüne isabet eden Devletin Hüküm ve Tasarrufu altında bulunan, kıyı kenar çizgisi içinde kalan taşınmaza davalı tarafından depo ve toprak hafriyat dolgu yapılmak suretiyle kullanıldığını ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı ise dava konusu taşınmaza müdahalesinin olmadığını, deponun da kendileri tarafından yapılmadığını, davanın açılış tarihi itibariyle hafriyatın kimin tarafından konulduğunun taraflarınca bilinmediğini savunmuştur.
Mahkemece; müfrez 16 parsel sayılı taşınmaz bakımından davanın kabulüne 12 parsel sayılı taşınmazdaki depo bakımından ise davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davaya konu 532 parsel sayılı taşınmaz tapuda H.. H.. adına kayıtlı iken dava tarihinden sonra ifraza tabi tutulduğu, oluşan 12 ve 16 parsel sayılı taşınmazların yine H.. H.. adına tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, elatma olgusu haksız eylem niteliğinde olup,el atmanın önlenmesi davaları da haksız eylemi gerçekleştiren kişi ya da kişilere karşı açılır. Elatmanın olup olmadığı hususunun da tarafların gösterdikleri tanıkların dinlenmesi ile ortaya çıkartılacağı kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; mahkemece yapılan uygulama sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; H.. H..ye ait ifrazen oluşan 292 ada 16 parselin 7400 m²lik bölüme hafriyat malzemesi döküldüğü, 12 sayılı parselde de deponun kaldığı saptanmıştır.
Ancak; davacı H.. H.. tarafından dava konusu taşınmazla ilgili 07.09.2009 tarihinde bir başka şirket aleyhine,aynı hukuksal nedene dayalı dava açıldığı, davanın kabulle sonuçlandığı da dosya kapsamı ile sabittir. Yapılan bu açıklama ve saptanan bu olgular ve davalının savunması karşısında çözümlenmesi gereken hususun, müdahalenin kim tarafından yapıldığı noktasında toplandığı açıktır.
Ne var ki; davalı hafriyatın kendileri tarafından dökülmediğini savunduğu halde, hafriyatın kim ya da kimler tarafından döküldüğü tam olarak araştırılmadan sonuca gidilmiştir.
Hal böyle olunca;mahkemece uzman bilirkişiler aracılığı ile yeniden keşif yapılması, davalı taşınmazı kullanmadığını bildirdiğine göre tanıkların HUMK’nun 255 (6100 Sayılı Yasanın 259 m.) hükmü uyarınca taşınmaz başında dinlenilmesi, hafriyatın kim tarafından döküldüğünün belirlenmesi, davalı Şirket tarafından bir elatma olgusunun bulunup bulunmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.