YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/7180
KARAR NO : 2014/7314
KARAR TARİHİ : 08.04.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 11/12/2012
NUMARASI : 2010/848-2012/484
Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacı ve davalı vekilleri tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 08.04.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat H.K. ile diğer temyiz eden vekili Avukat H. S. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, ecrimisil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda verilen ilk kararda davanın kesin hüküm sebebiyle reddine hükmedilmiş, bu kararın Yargıtay 3.Hukuk Dairesince bozulması üzerine hükmüne uyulan bozma ilamı uyarınca yapılan araştırma ve inceleme neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 2714 ada 271 parsel sayılı taşınmazın davacı Hazine adına tapuda kayıtlı olduğu, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 31.01.2007 tarihli ve 2005/2424 E.2007/128 K. sayılı dosyasında davalı şirket tarafından davacı Hazine aleyhine 01.01.2001- 30.06.2005 arası dönem için düzenlenen 01.08.2005 tarihli ve 41138 sayılı ecrimisil ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan davanın kabulüne karar verildiği ve kararın derecattan geçmek suretiyle 22.05.2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Davacı, dava dilekçesinde 01.01.2001-08.07.2008 tarihleri arası dönem için sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre mahrum kaldığı geliri istemektedir.
Davalı tarafça kesin hüküm nedeniyle davanın reddi gerektiği ileri sürüldüğünden ve mahkemece verilen ilk kararda davada kesin hüküm oluştuğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğinden, öncelikle kesin hüküm konusunun değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere; kesin hüküm dava şartlarındandır. Dava konusu uyuşmazlık hakkında bir kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz (6100 s. HMK m. 303). Kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemece (Yargıtayca ) davanın her aşamasında kesin hükmün varlığı kendiliğinden gözetilip, davanın kesin hüküm nedeniyle (dava şartı yokluğundan) reddedilmesi gerekir.
Yine kesin hüküm itirazı mahkemede ileri sürülmemiş olsa dahi, ilk defa Yargıtay’da (temyizde veya karar düzeltme aşamasında) ve dahası bozmadan sonra da ileri sürülebilir. Bu bakımdan kesin hüküm usûli kazanılmış hakkın istisnasıdır ve tarafların iradesine de bağlı olmayan mutlak bir etkiye sahiptir. O nedenle kesin hükmün varlığının, yargılamanın bir kesiminde nazara alınmamış olması, bir diğer kesiminde alınmasını engellemez. Bu bağlamda, kesin delil ise yanları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır. Kesin hüküm de, aynı konuda daha sonra açılan davada kesin delil oluşturur.
O hâlde, mahkemece daha önce davanın kesin hüküm nedeniyle reddine ilişkin olarak verilen kararın Yargıtay 3. Hukuk Dairesince bozulması ve Mahkemenin de Yargıtay’ın bozma kararına uymasının bozma kararı lehine olan taraf yararına, bir usuli kazanılmış hak oluşturacağı söylenebilirse de, Yargıtay içtihatları ile benimsenmiş olan usuli kazanılmış hakkın bir takım istisnalarının da bulunduğundan ve kesin hükmün usûli kazanılmış hakkın istinasını teşkil ettiğinden, bu durumda davacı yararına usûli kazanılmış hak doğmayacağı açıktır.
Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde somut olaya bakıldığında; 01.01.2001-30.06.2005 tarihleri arasında davalı şirketin taşınmazı işgal etmediği kesinleşen mahkeme kararı ile saptandığına göre, bu süre için ecrimisile karar verilmesi isabetsizdir.
Öyle ise, davacının bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Hâl böyle olunca, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde olaya bakıldığında, 01.07.2005 ile 08.07.2008 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak davaya konu taşınmazın otopark olarak kullanılan bölümünün araç kapasitesi ve bu dönemlerde alınan otopark ücretlerinin değerlendirilmesi, bu dönemdeki ticari defterlerin de incelenerek hesaplama yapıldıktan sonra işletme giderleri düşülerek, davacının alacağının tespit edilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Tarafların bu yönlere ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davalı vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının diğer temyiz eden taraflardan alınmasına, 08.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.