YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/6597
KARAR NO : 2014/10650
KARAR TARİHİ : 29.05.2014
MAHKEMESİ : BEYPAZARI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 14/02/2013
NUMARASI : 2010/68-2013/27
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı Güner ve davacı Ömer mirasçıları tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, tetkik hakimi ..’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp, düşünüldü;
-KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar, mirasbırakan A. K.’in 16.05.1991 tarihinde ölümü üzerine maliki bulunduğu taşınmazların idaresi ve gelirinin kendilerine ödenmesi için 13.06.1991 tarihinde amcaları H. K.’i vekil tayin ettiklerini, murisin sağlığında kardeşleri Cemal ve Hamdi ile adi ortaklık kurarak tüm taşınmazların işletmesini birlikte yaptıklarını, amcaları Hamdi’nin babalarını aratmayacağı, babaları gibi hareket edeceği yönündeki telkinleri sonucunda vekaletnameyi verdiklerini, ancak vekilin özen borcuna aykırı hareket ederek ve alıcıları temsil eden R.. Ö..’in de iyi niyetini suistimal ederek muristen intikal eden 74, 120, 134, 177 ve 345 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını davalılara satış suretiyle temlik ettiğini, satışlardan haberleri olmadığı gibi bir bedel de ödenmediğini, aynı şekilde amcaları C. K. mirasçıları tarafından da vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı Beypazarı Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/197 esasında açılmış dava bulunduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacıların mirasbırakan A. K.’in ölümü üzerine bilimum murislerinden intikal edecek olan taşınmazların intikalini yaptırması ve satış yetkisini içerecek şekilde amcaları ve davalıların murisi olan Hamdi Kayaalp’i 13.06.1991 tarihinde vekil tayin ettikleri davacı Ömer’in 27.04.1992 tarihinde R.. Ö..’e, davacılar Ömer ve Güner’in 03.06.1998 tarihinde N. A.’a da aynı yönde vekaletname verdikleri, vekil H. K.’in çekişme konusu 120 ve 134 parsel sayılı taşınmazdaki davacı Güner paylarını 26.05.1993 tarihli akitle davacı Ömer’e, 74 ve 345 parseldeki aynı davacının paylarını davalı Serdar’a, ondan davacı Ömer vekili Nazım Aydın’ın 120 parselin 576/13440 payı ile 177 parselin 1127/13440 payını davalı S.. E..’e, yine, davacı Ömer’in 177 parseldeki 352/13440 payını vekil Hamdi Kayaalp’in 26.05.1993 tarihli akitle davalı Serdar’a, davacı Güner’in aynı taşınmazdaki 33/1120 payını davacı Ömer’e temlik ettiği, bunun dışındaki çekişme konusu taşınmazların davalılara temlikine dair akitlerin dosya içinde olmadığı anlaşılmaktadır.
Gerçekten de, aynı mahkemenin 2008/197 esas sayılı dava dosyasında, davacılar K. K. ve S. K. tarafından davalılar S.. K.., S.. E.. ve S. K. aleyhine mirasbırakan C. K.’den intikal eden 177 parsel sayılı taşınmaz ile birlikte toplam 13 parça taşınmaz hakkında vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası açıldığı, davanın derdest olduğu görülmektedir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 ( 6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının 506/2) maddesinde “vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir…” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda ise, yukarıda açıklandığı şekilde hükme yeterli bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki, dava konusu edilen taşınmazların davacılardan davalılara temlikine dair bir kısım akit tabloları merciinden getirtilmemiş, anılan taşınmazların satış tarihleri itibariyle değerlerinin ne olduğu, taşınmazları kimin kullandığı belirlenmemiş, yapılan devirlere ilişkin olarak tanık beyanları alınmamış, zarar olgusu üzerinde durulmamıştır.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular uyarınca gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, dava konusu edilen taşınmazların davalılara temlikine dair bütün akit tablolarının tüm pay temliklerini gösterir şekilde eksiksiz getirtilmesi anılan taşınmazların satış tarihleri itibariyle değerlerinin ve taşınmazların kimin kullanımında olduğu belirlenerek, davacıların yapılan devirler nedeniyle zararlarının olup olmadığının tespit edilmesi vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından yapılan devirlere ilişkin olarak tanıkların yeniden beyanlarının alınması, açıklanan ilkeler gereğince zararlandırma kastıyla işlemin yapılıp yapılmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması, aynı hukuksal nedene dayalı olarak dava konusu 177 parsel hakkında murisin diğer kardeşi Cemal mirasçılarının açtığı 2008/197 esas sayılı dava dosyası da irdelenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı biçimde hüküm tesisi isabetsizdir. Davacı Güner’in ve davacı Ömer mirasçılarının bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.