YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/18447
KARAR NO : 2014/5212
KARAR TARİHİ : 10.03.2014
MAHKEMESİ : MERSİN 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 30/05/2013
NUMARASI : 2012/185-2013/171
Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve takibin iptali davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi .. raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve tahliye hükmünün infazı için yapılan icra takibinin iptali isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, takibin iptaline ilişkin istek hakkında ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 2324 ada 1 parsel sayılı taşınmazda davacı, davalı Belediye ve dava dışı kişilerin paydaş oldukları, davacının çekişmeli taşınmazdaki paylarını 05.12.2011 ve 06.06.2012 tarihlerinde satın alma suretiyle edindiği, ancak üzerinde semt pazarı bulunan taşınmazı davacının paydaş olmadan önce 18.08.2004 tarihli sözleşme ile davalı Belediye’den kiraladığı, sözleşme süresinin sona ermesi nedeniyle kiraya veren davalı Belediye’nin 06.09.2007 tarihinde Mersin 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı dava sonucunda kiralananın tahliyesine karar verildiği, ilamın infazı için davacı hakkında Mersin 2. İcra Müdürlüğünün 2009/8038 esasında icra takibi başlatıldığı, bu arada tahliye hükmünün Yargıtay denetiminden geçmek suretiyle 02.12.2010 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Davacı, çekişmeli taşınmazda tahliye hükmünün kesinleşmesinden sonra paydaş olduğunu, mülkiyet hakkına dayalı olarak taşınmazı kullanma hakkının bulunduğunu, buna karşın davalının kiracı olduğu dönemdeki tahliye kararına dayalı olarak başlattığı icra takibine devam etmek suretiyle muaraza yarattığını ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere TMK’nun 706, BK’.nun 2l3, (TBK’nun 237) TK’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ” ahde vefa” kuralının yanında TMK’nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; her davanın açıldığı tarihteki koşullara tabi olacağı açıktır. Tahliye davasının açıldığı tarihte yanlar arasındaki ilişkinin kira sözleşmesine dayalı olduğu sabittir. Eldeki davanın açıldığı tarihte ise davacı çekişmeli taşınmazdan pay satın alarak paydaş olmuştur.
O halde, yanlar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda değinilen ilke ve esaslar gözetilerek çözüme kavuşturulması gerekmekte olup, mahkemece belirtilen esaslar çerçevesinde inceleme yapılarak öncelikle dava tarihi itibariyle paydaşların kullanım durumunun belirlenmesi ve sonucuna göre davacının payı oranında hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 10.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.