Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2016/56748 E. , 2021/4535 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2016/56748
Karar No : 2021/4535
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların savunma hakkı tanınmadan ve disiplin soruşturması yapılmadan tesis edildiği, silahların eşitliği, suç ve cezaların kanuniliği ve geriye yürümezliği, hukuk devleti ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, masumiyet karinesinin, Anayasanın 20., 36., 38. maddelerinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6., 7., 8., 13., 14. maddelerinin ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … ‘IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI … ‘İN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … günlü, … sayılı kararının, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddi yolundaki aynı Kurulun … günlü, … sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali ile yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Davacının ileri sürdüğü usulü itirazlar yerinde görülmemiştir.
Anayasanın 138. Maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz … Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasının (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15/07/2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22/07/2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesiyle, 22/07/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararında ismi yer alan davacının meslekten çıkarılma kararına ilişkin yeniden incelenme talebi anılan Kurulun … tarih ve … sayılı kararıyla reddedilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih, 2017/16-956 esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/4/2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Davacı tarafından dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, savunma alınmadan meslekten çıkarmanın usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında böyle bir iddiaya da itibar edilemez.
Dosyanın incelenmesinden: Davacının, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kendi aralarında gizlice haberleşmek üzere kullandıkları Bylock isimli programın kullanıcısı olduğu ve programa girişinin tespit edildiği; yine dinlenilen tanık ifadelerine göre davacının, bu yapının içinde yer aldığı, Örgütle sıkı bir bağ içinde bulunduğu; böylece davacının terör örgütü ile organik bağ kurmak suretiyle üzerine atılı bulunan eylemin sabit olduğu, ayrıca bu eylemleri nedeniyle yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararıyla da 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, tanık ifadesi ve dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, suçu sabit görülerek hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedildiği de dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davanın, dava konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararı nedeniyle yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemine ilişkin kısmına gelince:
Söz konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararının davacıya ilişkin kısımında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında, bu karar nedeniyle davacının parasal ve özlük haklarından yoksun kaldığından söz edilemeyeceğinden ortada tazmini gereken bir hak da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile esastan reddedilmiştir. Söz konusu Ceza Dairesi kararının temyiz edilmesi üzerine … Ceza Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile; “… Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 10.04.2018 tarihli yazısı ekinde bulunan listede sanığın (2) farklı bylock kullandığının, ID numaralarının da … ve … olduğunun belirtilmesi nazara alınarak ilgili birimlerden ayrıntılı ByLock Tespit ve Değerlendirme tutanağının temin edilmesi, … sanığın örgütsel konumu ve faaliyetleri hakkında bilgiler veren başka dosya şüphelileri olan tanıkların, kovuşturma aşamasında dinlenmeleri gerektiği, vermiş olduğu beyanlarda çelişki olması durumunda ise kendi yargılandıkları dosyalarda vermiş oldukları tüm aşama beyanlarının dosya içerisine getirtilerek CMK’nın 217. maddesi uyarınca sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği …” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verildiği, bozma kararı üzerine dosyanın … Ağır Ceza Mahkemesinin … sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan Mahkemece henüz bir karar verilmediği görülmüştür.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi Dairemizin 10/10/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 28/05/2019 ve 16/10/2018 tarihli ek beyan dilekçeleri ve ekleri ile bir adet CD, 12/11/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu ek beyan dilekçeleri ve eki bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmiştir. Yine bu kapsamda davalı Hakimler ve Savcılar Kurulunun 14/02/2020 tarihli üst yazısı ekinde dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında düzenlenmiş olan “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları”, 28/05/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu Tutanaklara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
… Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. … Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Del
i
a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından … Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. … , hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. … bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra … , bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada … kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.
ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit Tutanağı” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 16829. satırında kaydının olduğunun, tespit edilen GSM aboneliğinin … , tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının … olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş iki ayrı “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde; ilk Tutanakta, “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının “… “, kullanıcı adının “… “, şifrenin “… “, adının “… ” olduğu, “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının İstanbul İli’nde görev yaptığı, “ID’yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler” başlığı altında … ID numaralı kişinin davacıyı “… “, N.Ö. isimli kişinin “… “, … ID numaralı kişinin “…”, C.K. isimli kişinin “… “, M.D. isimli kişinin “…”, M.B. isimli kişinin “…” olarak kaydettiği görülmektedir. Davacı hakkında düzenlenen ikinci ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında, davacının ID numarasının “…” olduğu, “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının İstanbul İli’nde görev yaptığı, “ID’yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler” başlığı altında S.O/M.O. kişinin davacıyı “…”, …ID numaralı kişinin “…”, … ID numaralı kişinin “…”, … ID numaralı kişinin “…”, … ID numaralı kişinin “mfz”, H.İ.D. isimli kişinin “…”, M.D. isimli kişinin “… “, M.B. isimli kişinin “… “, … ID numaralı kişinin “…”, C.K. isimli kişinin “…” olarak kaydettiği görülmektedir.
Söz konusu ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları ile UYAP sistemi üzerinde yer alan davacıya ait aile nüfus kayıt örneği incelendiğinde, davacının “Z.E.B.” ve “Z.G.B.” isimli çocuklarının olduğu, söz konusu Tutanaklarda “…” olarak belirlenen kullanıcı adının kendi isminin baş harfi ile çocuklarının isimlerinin baş harflerinin birleştirilmesi suretiyle oluşturulmuş olabileceği değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, davacının diğer ByLock kullanıcıları tarafından soyisminin ilk beş harfi ile [babay] veya ismi ve soyadının kısaltılması suretiyle […] kaydedildiği görülmüştür.
Davacı tarafından; söz konusu “ByLock Tespit Tutanağı” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları”na karşı; ByLock programını kullanmadığı, hatalı GSM operatör kayıtlarına göre hazırlanan Tutanağın ispat hukuku açısından delil değerinin bulunmadığı, ByLock delilinin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, BTK verilerinin çelişkili olduğu ve hatalar içerdiği ileri sürülmüştür.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların incelenmesinden; davacının “…” ve “…” ID numaralarıyla bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.E.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: “… [ SORU: FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğunu düşündüğünüz hakim savcılardan isimlerini bildiğiniz kişiler kimlerdir? Bunlarla ilgili anlatacağınız somut hususlar nelerdir? ] CEVABEN: Bu kişilerle olan ilişkilerimizin yukarıda açıklanan sebeplerle 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü yukarıda örneklerini verdiğim bir çok olay vesilesiyle izah etmiştim. Ancak özellikle 2011 yılında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığım bir çok mensuplarını da bu vesileyle öğrenmiş oldum. Bu kapsamda tanıdığımız veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiğimiz Yargıtay Üyeleri şunlardır; A.B., S.S.U., S.Ö., İ.., Y.M., … Bakanlık Teşkilatında bakanlığa geliş tarih sırasına göre; K.Ö, Y.H., S.M., Y.S.B., … …, H.A., İ.C., Ş.A.’dır. … O dönem bu bağlamda yapılan çalışmalar devam ettiği sırada ben bakanlıktan ayrılmıştım. Zaten ifademin seyri içerisinde somut olaylar ve sorulara ilişkin tanıklıklarımda da isimler geçmiştir. Yine de ben gözden kaçabileceği düşüncesiyle özellikle 2012 yılına kadar yaptığım gözlemlere dayanarak bu yapı içerisinde önde ve aktif olduklarını düşündüğüm isimleri ayrıca belirtmek istiyorum. Bu kişiler; … Adalet Bakanlığı’nda; Y.H., A.B., C.G., F.D., M., E.M., İ.A., …, A.A.B.’dir.. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O.’ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… …; Ben müsteşar yardımcısı iken Adalet Bakanlığına gelmişti ve hakim adaylığı bürosuna bakıyordu. Hakim savcı mülakatlarından hatırlıyorum. Bu noktada yaşadığım bir olayı anlatmak isterim. … adaylık bürosunda görevli olduğu için hakim savcı mülakat sınavları ile ilgili çalışmalara katılmaktaydı. Yapılan bir mükalat sonrasında personel genel müdürünün çalışma odasında, ben, B.E. ve Personel Genel Müdür Yardımcısı M.K.Ö. ve …’in de olduğu üzere mülakata giren kişiler ile ilgili çalışma yaparken M.K.Ö. bir ismin durumunu sordu, ben notlarıma baktığımda o kişi ile ilgili olumsuz görüş bildirdim. B. da beğenmediğini ifade etti. … bu ismin hemşehrisi olduğunu ve çok önemsediğini söylüyordu. Açıkçası ben bunu garipsedim. Diğer taraftan M.K.Ö. de bu kişinin sınavı kazanması gerektiği yönünde bizi ikna etmeye çabaladı. B.E. benim ve kendisinin kanaatlerini tekrarlayıp, karar verme noktasında olduğumuzu söyleyince M.K.Ö. sinirlendi, kapıyı çarpıp çıktı. Ben bu duruma çok bozuldum. Hatta kendisinin dilekçe verip defolup gitmesi gerektiğini söyledim. A.H. ve E.D. bu olaydan sonra odama gelip aracı oldular. Onun adına özür dilediler, kendisininde gelip benden özür dilemesi üzerine olay kapandı. Bu olaydaki dikkat çekici husus her ikisinin aynı isim üzerinde ısrarcı olmaları ve bunun hemşehricilik adı altında ifade etmeleridir. M.K.Ö. ile … arasında ayrı bir bağ olduğu intibaı bende oluştu. Çünkü bu kişiyi savunmaları bir hemşehricilik ilişkisine dayanması zordu. Ben bakanlıktan ayrıldıktan sonra … daire başkanı yapıldı. B.E. tarafından başlatılan çalışmada bu isim vardı ve 2014 kararnamesi ile bakanlıktan gönderildi. Eşi S.B. HSYK’da tetkik hakimi olarak görevlendirilmişti. Kısa bir süre çalışıp doğum iznine ayrıldığı dönem yine Fetullah Gülen cemaati bağlantısı nedeni ile aynı kararname ile gönderilmiştir. [ SORULDU : M.K.Ö. ve …’in size vermiş olduğu listeler kimlerden oluşmaktaydı? Bu listedeki araştırmayı kimler yapmıştır? Bu listede bulunan isimlerin kaçı mülakatı kazanmıştır? ] CEVABEN : M.K.Ö.’den önce de aynı görevi üstelenen A.H. yapıldığını belirttiği bir listeyi kurula verdiğini biliyorum. Mülakat kuruluna bu liste sunulurken arşiv araştırması harici araştırma diye sunulurdu. Benim hakim aday adaylarının mülakatında görev yaptığım esnada bu listeyi önce M.K.Ö. hazırlar verirdi. Bilahare bu görevi … üstlendi. Bu kişilerin vermiş olduğu listede bulunanların muhafazakar, milliyetçi ve sağ görüşlü olarak belirtilen bir liste olduğunu belirtirlerdi. Bu iki kişinin sunmuş olduğu listedeki kişilerin tam olarak kimlerden oluştuğunu ben bilmezdim. Bize arşiv araştırması, çevre araştırması gibi sonuçlarla ortaya çıktığını söylerlerdi. Mülakat sırasında bu listede bulunan bir kısım aday adaylarını ben düşük not verdiğimi belirtmek isterim. Ancak M.K.Ö. ile …’in listesinde bulunan kişilerin % 90’ına yakınının mülakatı kazandığını görürdüm. …. [ SORULDU : M.K.Ö.’nün Fetullah Gülen cemaat mensubu olduğunu biliyorsunuz. Bu kişinin hazırladığı bir listenin Fetullah Gülen cemaat mensuplarının isimlerinin yer alacağını bilmediğiniz ne kadar gerçeği yansıtır? Aynı zamanda Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğu bilinen …’in hazırladığı listenin Fetullah Gülen cemaat mensuplarının isimlerinin yer aldığını bilmediğiniz ne kadar gerçeği yansıtır? ] CEVABEN : Ben bu listedeki kişilerin Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını o tarihte bilmiyordum. Hatta bu listede bulunanların bir kısmını beğenmediğim için olumsuz olduklarını belirtiyordum. O dönemde mülakat kurulunda benim dışımda B.E., A.T., A.C., N.K., A.H. de vardı. … Benim olumsuz baktığım bazı isimleri belirtince A.H. ne oluyor, aslan gibi çocuk neyini beğenmedin diye bana cevap veriyordu. Geldiğim bu noktada bu listedeki kişilerin Fetullah Gülen cemaat mensuplarının isimlerinin yazılı olduğunu anlamış oldum. 28 Şubat olaylarından sonra kaynak sıkıntısı olduğundan gelen listede bulunan kişiler alınacak kişilerin sayısının yarısı kadardı …. [ SORULDU : Etkin olduğunuz ve mülakat heyetlerine katıldığınız dönemlerde Fetullah Gülen cemaat mensubu olan hakim ve savcıların yoğun şekilde alınmasında sebep nedir? Döneminizde Fetullah Gülen cemaat mensuplarının bakanlık kadrosunda etkin olmasının sebebi nedir? Özel organizasyon yapılmış mıdır? ] CEVABEN : Hakim aday adayı mülakatlarında dönemin Yargıtay Başkanları, yüksek yargı mensupları, kurul üyelerinin alınmasını istedikleri kişilerin listesi bizzat bana ulaştırırlardı. Çünkü bu insanlarla gelişen zamanlarda direk çalışan bendim. Bir dönem A.H.’nin bilahare M.K.Ö. ve ondan sonra da …’in getirmiş olduğu listeleri ben yapılan çalışmalar sonucu alınması gereken kişiler olarak biliyordum. Bu listelerin de emniyet istihbarat araştırması, çevre araştırması veya bakanlık makamından gelen isimler olarak algılıyordum. Bu üç kişi de bana ve heyette bulunan kişilere bu şekilde bilgi veriyordu. A.H.’nin Fetullah Gülen’e yakın olduğunu ve bu kişiye sempati ile baktığını o zamandan biliyordum. M.K.Ö.’nün Fetullah Gülen cemaat mensubu olduğunu o dönemde biliyordum. …’in de bilahare bu cemaat mensubu olduğunu öğrendim. Bu kişilerin getirdiği listenin tümünün veya çoğunluğunun Fetullah Gülen cemaat mensuplarının isimlerinin yazılı olduğunu inanın ben bilmiyordum. Bu kişiler de bize bu şekilde bilgi vermiyorlardı. Getirilen liste alınacak sayının yarısı kadar olduğunu da biliyordum. Geri kalan kişileri yapılan mülakat değerlendirmesi sonucu aldığımızı belirtmek isterim. A.H., M.K.Ö., ve …’in alınması gerekenler diye getirdikleri isim listesinde bulunanların Fetullah Gülen cemaat mensupları olmasının nedeni, bu kişilerin bizi yanıltmalarından kaynaklanmaktadır. Bu kişiler gelen isimlerin Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını bize söylemiyorlardı. Bu belirttiğim isimlerin Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını ve yakın olduklarını size belirtmiştim. …. [ SORULDU : Hakim aday adayı sınavlarında mülakat heyeti ve size kara liste olarak nitelendirilen mutlaka alınmaması gereken kişilerin yer aldığı bir isim listesi gönderildiği bilinmektedir. Bu listeyi size kim tevdi etmektedir. Bu hususu anlatır mısınız? ] CEVABEN : Emniyet istihbarattan gelen bilgiyi A.H. bilahare de M.K.Ö. ve … bizimle paylaşırdı. Biz mülakat başlamadan önce gelen bilgileri heyet olarak değerlendirirdik. Bu arkadaşlar aynı zamanda bizzat kendilerinin yapmış olduğu çalışmalar sonucu aday adaylarının olumsuz olarak değerlendirdikleri hareketlerini, eylemlerini ve çevreden alınan bilgileri hakimlik mesleğine yakışmayacak hareketler olduğunu söyleyerek bize sunarlardı. Biz bu bilgileri kendi aramızda tartışırdık, değerlendirme konusu yapardık. Mutlak surette alınmayacaklar adı altında bir liste bize gelmedi. Gelinen nokta itibariyle emniyet istihbaratın bize verdiği bilgilerin sağlıklı olmadığını anladım. Ancak bu kişilerin amaçlarının kadrolaşma olduğunu o dönem anlayamamıştım. … 47)S.B.; Danıştay tetkik hakimliğinden bizim daireye gelmiştir. Eşi … Fetullah Gülen cemaat mensubudur. Bu kişi ile uzun süre çalışmadım. Kısa bir süre sonra doğum iznine ayrılmıştır …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.V.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/11/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “… Ben HSYK tarafından ihraç edildiğim tarihe kadar … sicil numarasıyla hakim olarak görev yapmaktaydım. Son görev yerim ise … Ağır Ceza Mahkemesi üyeliği idi. Ben cemaat olarak adlandıracağım yapıyla 2006 yılına kadar herhangi bir temasım olmadı. Sorgun hakimi olarak görev yaptığım esnada 2006 yılında cemaatle ilk temasım yine benimle aynı yerde görev yapan Sorgun hakimi olan M.S. vasıtasıyla oldu. Bu kişi hali hazırda Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görev yapmaktadır. Bu kişi kendisinin de cemaatten olduğunu söyleyerek benimle diyalog kurdu ve daha sonra o tarihte Sarıkaya Hakimi olarak görev yapan daha sonradan Adalet Bakanlığına giden … isimli hakim görev yaptığımız Sorgun’a geldi. Ben, … ve M.S. isimli kişi bir yerde oturarak sohbet ettik. … Ankara’dan getirdiği dini notlar bulunmaktaydı ve okunacak cevşen, kuran-ı kerim, teheccüt ve tesbihat sayısını söyleyerek bu konuda çetele tutmamızı istedi. Ben Sorgun’da bulunduğum süre zarfında başkaca sohbet toplantısı yapmadık ve o tarihte M.S. dışında cemaat mensubu olan bir hakimi bilmiyorum ve oradaki görevim son bulana kadar bu şekilde devam etti. …”
Kamu görevlisi olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.F.’ye ait, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca düzenlenen 06/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… Kamu Güvenliği Müsteşarlığında yaklaşık 11 ay kadar çalıştım. Bu esnada 2010 yılı KPSS sınavına girenlerden bir kısmına MİT için başvuru formu gönderilmiş, bu form ile ben Kamu Güvenliği Müsteşarlığında üstüm olan daire başkanı A.İ.Ç. isimli şahsını yanma gittim bu durumu anlattım kendisi bana sende istiyorsun eşinde istiyorsa bence bu kuruma geç dedi. Bunun üzerine ben MİT’e başvuru yaptım. Başvuru yaptıktan sonra cemaatten olduğunu bildiğim Adalet Bakanlığında o dönem Tetkik hakimi olan …’e bu konudan bahsettim. Bana Cemaat içerisinde MİT mensupları ile ilgili faaliyet yürüten Tetkiki hakimi A.A.’nın arkadaşı olduğunu söyledi. Benim için bu şahıs ile irtibat kurup benim durumu söyleyeceğini, kendisinden haber beklememi söyledi. Bir müddet sonra … A.A.’dan aldığı bir telefon numarasını bana getirdi, bu numarayı ara ve … kod isimli şahıs ile görüş dedi. Ban bana verilen şimdi hatırlamadığım bu numarayı aradım ve … kod isimli şahsa kendimi tanıttım, 2010 yılının Aralık ayı sonlarında … Kod isimli şahıs ile Olgunlar Sokakta yol üzerinde buluştuk. Buraya şahıs kendi arabası ile geldi, Araba eski kasa .. marka model bir araçtı, üzerinde Sayıştay logosu vardı, Bana başvurup hakkında, cemaat içerisinde almış olduğum görevler hakkında sorular sordu, sonrasında beni sınav süreçleri ile ilgili bilgilendirdi, bu tarihten sonra sınavı kazanıp MÎT’na göreve başlayana kadar peyder pey … kod isimli şahıs ile görüşmeye devam ettim. İlk önce Balgat da bulunan Sayıştay’a yakın Kiler markette, sonrasında Mamak da bu şahsa ait olan ikamette görüşmelerimiz devam etti. Ben bu şahsın Mamak da bulunan evine gittiğim zaman zil üzerindeki isimden Y.A. isimli şahıs olduğunu öğrendim. Kendisine bu durumu söyledim kendisi de bana Sayıştay’da denetçi olduğunu söyledi. 30 Mayıs 2011 tarihinde bütün aşamaları geçerek MİT’de göreve başladım. … T.K. İstanbul üniversitesi Kamu Yönetimi mezunu Cemaat yapılanması içerisinde Şirineveler ve Yayla semtlerinde kalan, mezuniyetini ardından İngiltere de dil eğitimi alan Türkiye ye döndükten sonra Cemaatin yönlendirmesi ile MİT’na giren şahıstır. Şu anda pasif görevdedir. Ankara da merkezdedir. Bunu B.Ö. isimli şahısda tanır ve cemaat olduğunu bilir. Kendisine yine cemaat yapılanması içerisinde bulunan … ile Şirinevlerde cemaate ait evde bir sene kalmıştır. … aslen Bolu Gerede lidir. Babası emekli imamdır. İzmit Derince de ikamet eder. Kocaeli Adliyesinde Sulh Hukuk Hakimi idi. Kendisi T.K. İstanbul Şirinevler’de cemaate ait evde bir sene kalmıştır. … Y.A. benim S.B.’nin ve F.Y.’nin cemaat imamı idi. Kendisi ile teşkilata başvurum sırasında O dönemde Adalet Bakanlığı bünyesinde tetkik Hakimi olan cemaat bünyesinde faaliyette bulunan … vasıtası ile Adalet Bakanlığı bünyesinde tetkik Hakimi olan Cemaatin MİT İmamlarından olduğunu düşündüğüm A.A. isimli şahıs vesilesi ile taniştim. MİT’na girişim esnasında bana yardımcı oldu. … B.Ö. bu şahıs İstanbul kültür Üniversitesi uluslar arası ilişkiler bölümü mezunudur, Ailesi İzmir de oturur. Aslen Antalya Akseki lidir. Bu şahsı İstanbul Şirinevler Yenibosna semtinde bulunan benim kalmış olduğum Cemaat evinden tanırım kendisi Cemaat yapılanması içinde faaliyet gösteren şahıslardandır. Kendisi mezuniyet sonrası Teşkilata girebilmek için Ankara Cemaate ait hazırlık evlerinden geçerek MİT’na girmiştir. Bu şahsın Cemaat ilişkisin … ve T.K. isimli şahıslar bilirler. …”
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.Ş.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: “… Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan da bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım; M.A. (okuldan tanıdığım – … sicilli), K.Ç. (… sicilli), H.H. (… sicilli), … …, S.Ö., F.M.U. (okuldan arkadaşımdı), M.B., A.D., M.Z.Ö. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.F.A.’ya ait, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 07/11/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… Kimseyi vebal altında bırakmak istemiyorum ancak bildiğim küçük bilgileri dahi sizinle paylaşmak istiyorum. 21/08/2017 tarihinde ifademde belirttiğim ve tamamı FETÖcülerden oluşan vefa grubundan S.T. isimli kişi tarafından bana A.A., A.K., A.C.Y., A.M., … …, M.T., S.E., S.G., S.K., Ş.D. …. ile görüşmeme talimatı verilmiştir. Çünkü ilk ifademde de belirttiğim gibi ben FETÖcüler tarafından tam olarak tanınmadığım ve bilinmediğim için, yine FETÖcüler tarafından bu durumumun korunması isteniyordu. Yukarıda ismini belirttiğim kişiler ise HSYK seçimlerinde tutum ve davranışlarından FETÖcü oldukları yargı camiasında alenileşen isimlerdi. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… Ben Genel Müdür olduğum dönemde hakim ve savcıların alınması ile ilgili yapılan mülakatlarda genel müdür sıfatıyla katılırdım. Bu mülakata giren adaylar arasında cemaatçilerin listesini o dönem daire başkanı olan Fetullah Gülen cemaati mensubu … bana getirir verirdi. … … bu listeyi bana vermesinin nedeni benim de cemaat mensubu olmamdan kaynaklanmaktadır. Size şu hususu belirtmek istiyorum, cemaat mensuplarına ait listede bulunan adaylar ayrıca siyasi referanslar yoluyla bizim önümüze gelirdi. Cemaat mensubu adayların diğer komisyon üyelerine de herhangi bir şekilde ulaştıklarım biliyorum. [ SORULDU ; Fetullah Gülen cemaati mensuplarının hakim stajına alınma ile ilgili yapılan mülakatlar esnasında cemaat mensubu olmayan kişilerden referans getirilmesi hususunda talimat aldıkları, bu talimatlar doğrultusunda adayların kendine referans olabilecek kişilere ulaştıkları da bilinmektedir. Hakim …’in vermiş olduğu listenin tümünün Fetullah Gülen cemaati mensuplan olduğu anlaşılmaktadır. Hakim …’e bu listeyi kim vermektedir? Bu listenin cemaat mensuplarının listesi olduğunu size başka kimler söylemiştir? ] CEVABEN: …’e gelen isimlerin cemaat mensuplan aracılığı ile geldiğini biliyorum. …”
Aynı şahsa ait Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/03/2018 tarihli sorgulama tutanağı: “… Benim hakim adaylığına daire başkanı veya genel müdür yardımcısı olarak baktığım dönemde yapı tarafından doğrudan hakim adaylarıyla ilgili olarak bir liste hazırlanıp geldiği dönem çok kısa bir süre olmuştur. Yapı mensuplarının isimlerinin bildirildiği çok kısa bir dönem olmuştur. Zannediyorum benim dönemde bir veya iki sınavla ilgili olarak geldi. O listeyi de bana getiren İ.H.Ş. idi. O dönem de bu yapının sivil kısmıyla birebir ilişki tam olarak gelişmemişti. Yargının içerisindeki sivil olan imam vs gibi olan kişilerin girmesi 2012 yıllarında oldu. Dolayısıyla İ.H.Ş.’ye gelen ve bana verdiği listedeki isimleri yapının yargı kısmında bulunan hakim ve savcıların kendilerine ilettiğini bana söylemişti. Bana bu şekilde onun getirdiği listeyi bakanlığa gelen referanslarla karşılaştırıyorduk. Zira cemaatçi diye getirdiği listede yanlışlıklar olabilir, kendi tanıdıkları kişileri de bana cemaatçi diye yazdırmış olabilirler şeklinde de söylemişti. Ayrıca bakanlık içerisinde mülakata girecek olanlardan tanıdıkları olanlar da cemaatçi olup olmadıklarına bakılmaksızın bana isimler getiriyorlardı. Bana gelen bu listeyi ben mülakata giren genel müdürlere ki bunlar İ.O. veya B.E.’ye iletiyordum. Cemaatçi olarak belirtilen kişileri de kendilerine söylüyordum. Karar mekanizması kendileriydi. Zaten bu hakim adaylarından o dönemler için siyasi destek almamış kimse yok gibiydi. Ayrıca bunlar bakanlık ve müsteşarlık listelerinde de hemen hemen tümü bulunuyordu. O dönem de zaten bu kişilerin mesleğe kabulü noktasında siyasi makam sahipleri tarafından teşvik dahi vardı diyebilirim. Ben Genel Müdür olduktan sonra listeleri … hazırladı. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.’ya ait, Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… Yine bizim staj yaptığımız dönemde “aday sorumlusu” olarak tabir edilen S.B. isimli bir HSYK Tetkik Hakimi vardı. Bu da eve gelip bize meslek ile ilgili genel bilgiler veriyordu. Eşi …’te Adalet Bakanlığında tetkik hakimiydi. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.’ye ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/12/2016 tarihli tanık ifade tutanağı: “… Ben mezun olduktan sonra benden önce hakimlik sınavını kazanarak hakim adayı olarak görev yapan M.Ö. yanıma gelerek hakimlik savcılık sınavlarına ders çalışma evlerini kurduklarını ve beni Ankara’ya alacaklarını söyledi, bu sebeple ben Ankara’ya gittim. Konya’da da buna benzer evler olmasına rağmen ben mahrem sınıfında yer aldığım için bizi özel olarak Ankara’daki evlere aldılar. Ben orada 1,5 sene ders çalıştım. Zaman zaman İzmir’den veya Konya’dan bu evlere geliyordum, sınav açıldığı dönemlerde daha yoğun bu evlere geliyordum, başımızda muragıp olarak görevlendirilen ve Ankara’da hakimlik yapan, sonradan Personel Genel Müdürlüğünde Daire Başkanı olan … vardı. Bu şahıs bizi ders çalıştırıyordu. Sınavlara hazırlanırken cemaate mensup hakim ve savcılardan oluşan bir grubun ürettiği ders notlan ve sınav sorularıyla çalışıyorduk, bu yayın grubu sınav sorulan ve kitap özetlerini Ankara’da faaliyet gösteren Adalet Yayınevine gayri resmi olarak bastırıp bize veriyorlardı. Bu şekilde haftada bir kendi aramızda sınav oluyorduk. Ben Ankara’daki bu evlerden 3 tanesi ile irtibatlıydım. Evler oluşturulurken hukuk fakültesi olan illere göre bir sınıflama yapılıyordu, benim mezun olduğum Konya Hukuk mezunlarının gittiği eve aynca Diyarbakır ve Eskişehir Hukuk Fakültelerinden mezunlarda katılıyordu. Bu evlere gönderilen kişiler mutlaka hakimlik, savcılık veya kaymakamlık sınavını kazanıyordu. …O dönemde Türkiye’deki tüm hukuk fakültesinden sorumlu abi Yargıtay Savcısı İ.H.Ş. idi Bu özel görevlendirme ile U.Y., … ve soyismini hatırlayamadığım Uyap biriminde görevli savcı S.’yi ara ara hukuk fakültesinin olduğu illere görderir, üniversiteye hazırlanan öğrencilerin hukuk fakültelerini yazmaları hususunda direktif verirdi, aynı zamanda soyismini hatırlamadığım Yargıtay savcısı F. isimli kişi onun yardımcısıydı. …Yukarıda belirttiğim gibi önceki dönem HSYK üyesi A.K. da cemaatçidir. Ben eğitim merkezinde iken A.K. da eğitim merkezinin müdür yardımcısıydı. Eğitim merkezindeki hakim ve savcı adaylarının cemaat abisiydi. Adalet Akademisi kurulduğunda burada üst düzey bir göreve atandı. Referandum sonrasında da cemaat listesinde HSYK üyesi oldu. O dönem bizim bir üst dönemden olan ve yukarıda bahsettiğim … hakim adayları içerisinde cemaate dahil olmayan kişiler hakkında haftalık bilgi notları düzenleyip A.K.’ya götürüyordu. Kendisiyle zaman zaman görüşmüşlüğümüz olmuştur, cemaat içindeki arkadaşlarla birlikte birçok kez ziyaretine gitmişizdir, benim mesleğe ikinci girişimde A.K. HSYK 3. Dairenin üyesiydi. Mesleğe kabul kulislerim sırasında yanına uğrayıp hoca efendi de benim mesleğe kabul edilmemi düşünüyor dedim, o da bana zaten HSYK Genel Sekreteri olan cemaatçi M.B.’nin de kendisine durumu bu şekilde izah ettiğini söyledi, eğer öyle ise gereğini yaparız dedi. Benim mesleğe tekrar alınmam bu şekilde gerçekleşti. … A.H., hakim adayı olduğum dönemde Personel Daire Başkanıydı. …’le sık sık görüşürdü. … hakimlik savcılık sınavını kazanan cemaatçileri B.E. ve A.H.’ye isim olarak götürürdü. A.H. Personel Daine Başkanı olduğu için Hakim savcı adayı mülakat komisyonundan geçmelerini sağlardı. Daha sonra Personel Genel Müdürü oldu ve yine cemaatten gelen isimleri direkt olduğu gibi mülakattan başarılı olarak geçirtiyordu. … İ.O.’yu Adalet Bakanlığında daire başkanı olduğu dönemden beri tanırım. Daha önce isminden bahsettiğim … bizim abimizdi. İ.O. ile sık görüşüyorlardı, bu kişi A.H.’ye götürdüğü isimleri aynı zamanda İ.O.’ya da götürüyordu, A.H. İ.O. ile organize olup cemaatçi hakim savcılık sınavına giren aday adaylarını mülakatı kazanmalarını sağlıyorlardı. İ.O. ve A.H. Bakanlık içerisinde cemaatin üst düzey görevlileri olduğu için bizim aday olduğumuz dönemde cemaatçi arkadaşlarla sık sık ikisini ziyarete giderdik. Benim mesleğe H.A. kimliğimle yeniden kabulümde İ.O. etkin rol oynamıştır. A.H. gibi o da cemaatten gelen talimat doğrultusunda beni mesleğe kabul etmeye çalışmıştır. Mesleğe kabul öncesinde kendisiyle görüşüp durumu anlatmıştım. Ancak her nedense mesleğe kabulümden sonra İ.O. Milliyet Gazetesinde verdiği röportajda benim gizli tanık olduğumu bilmediklerini söylemiştir. Aslında kendisi benim hem gizli tanık hem de cemaatçi olduğumu çok iyi biliyordu. Gelen talimat üzerine mesleğe yeniden kabul edilmemi sağladı. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.S.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/12/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “… 21-…: Tanıştığımız dönemde Yargıtay Tetkik Hâkimiydi. Şemdinli Hakimi iken izinli olarak Ankara’ya geldiğimde beni evine davet etti. Bu şekilde tanıştım. Evinde geçirdiğim süre sonunda Fethullah Gülen Cemaati mensubu olduğunu anladım. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ç.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 03/11/2016 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı: “.. Yukarıda anlattığım şekilde üniversiteyi bitirdikten sonra 2004 yılında idari yargı hakimlik sınavını kazandığım belli oldu. Sınavı kazandığımı öğrendikten sonra beni o tarihte hatırladığım kadarıyla Adalet Bakanlığında tetkik hakimi olarak görev yapan ve sonradan ismini ihraç listesinde gördüğüm … isimli kişi hatırladığım kadarıyla Ankara’da bulunduğum esnada yanıma geldi ve sınavı kazanmam dolayısıyla bana hayırlı olsun dedikten sonra mülhakat konusunda veya ileride mesleğe geçtikten sonra da bana her konuda yardımcı olabileceğini söyledi. … o ana kadar şahsi olarak tanımıyordum. Yine hatırladığım kadarıyla, cemaat evlerinde kaldığım dönemdeki arkadaşlarımdan şu anda hatırlamadığım birisinin selamıyla geldi diye düşünüyorum. Ben 2004 yılının Mayıs ya da Haziran ayında idari yargı hakimlik mülhakatım kazandım ve staja başladım. Ancak staja başlamadan hemen önce Adalet Bakanlığında tetkik hakimi olan …’in selamıyla benim ile aynı anda sınavı kazanmış olan, daha sonradan da idari yargı hakimi olarak görev yapan A.A. isimli kişi benim yanıma geldi. Kendisi bana cemaate ait evlerde kalmamı teklif etti. Ben de nişanlı olmam sebebiyle evlenene kadar kısa bir süreliğine Balgat’ta bulunan açık adresini hatırlamadığım bir cemaat evinde kalmaya başladım. Bu evde yine o tarihte idari yargı stajyer hakimi olan K.M.E., yine idari yargı hakim adayı olan ancak soy ismini bilmediğim H.H. isimli kişi ile birlikte bu evde üç kişi kalıyorduk. Bu evde ben yaklaşık 4-5 ay boyunca, yani evlenene kadar kaldım. Bu evde bulunduğum esnada düzenli olmamakla birlikte aralıklı olarak sohbetler yapılmakta idi. …”
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.D.’ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 24/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağı: “… …; Kendisini bizzat tanımam. Daha önce benimde çalıştığım Bala da görev yaptığını, daha sonra Personel Genel Müdürlüğünde Daire Başkanı olduğunu duydum. Bunun üzerine adliyemizdeki personel eksikliği ve keşif yazıcısı temini için ilgilinin yanına gitmiştim. Bu nedenle tanışıklığımız oldu. Bunun üzerine 2014 HSYK seçimlerinde bu kişi beni arayıp İ.B.’nin Bala Adliyesine geleceğini bildirerek bu durumu diğer çalışan arkadaşlara söyleyip söyleyemeyeceğimi sordu. Ben de tamam dedim ve telefonu kapattıktan sonra bu hususu YBP adına çalışan M.Ç. ve A.M.’ye bildirdim ve ertesi gün FETÖ/PDY mensuplarını deşifre eden … isimli twitter kullanıcısı tarafından İ.B.’nin Bala Adliyesine gideceği yazıldı. Bunun üzerine İ.B. Bala’ya gelmedi. Hatta daha sonra … beni arayarak sizin adliyedeki kuş kim diye sormuştu, bende bilmiyorum diye cevap verdim. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.U.’ya ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… Daha önce Adalet Bakanlığında Personel Daire Başkanlığı yapan …, eşi S.B. tanıdığım cemaat mensuplarıdır. Kocaeli’ye tayin olduklarında S.B. bizim mahkemede görev aldı. H.İ.D. adli yargı hakimi idi. Yukarıda bahsettiğim eğitim biriminde tanımıştım. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… Benim babam Temmuz 2010 vefat etmişti ve annem Ankara’da yalnız kalıyordu. O dönem yaz kararnamesi süreci HSYK’da yaşanana ve kamu oyuna da yansıyan bazı sıkıntılar nedeniyle oldukça uzamıştı, aslında kürsü hakimliğini sevdiğim halde ailenin bu durumu nedeniyle Ankara’ya gelme isteğimi gerek M.B.’ye gerekse Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünde tetkik hakimi olan Y.A.’ya söylemiştim. Kendilerine o tarihte müsteşarlık görevini yapan A.K. ile babamın geçmişten beri gelen yakın münasebetinden de bahsetmiştim. Nitekim Şubat ayı başında veya ocak ayının son günlerinde A.K. beni telefonla bizzat arayarak benim ailemin Ankara’da olduğundan söz ederek şayet istersem Adalet Bakanlığına tetkik hakim olarak gelebileceğimi belirtti. Eşimle konuşarak bu yönde karar verdiğim takdirde müsteşarlık makamına hitaben dilekçe fakslamamı istedi. Eşimle bu durumu konuştuğumda sevinçle karşıladı ve dilekçeyi gönderdim. Bunun öncesinde benim Adalet Bakanlığına gelme isteğimi A.K.’ya iletmiş değilim. Göreve başladıktan sonra Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hakimi olan … bana ismimi A.K.’ya götürdüklerinde kendisinin beni tanıdığını söyleyerek hatta bizim İ. diye bahsedip bizzat arayacağını onlara söylemiş. Sonraki dönemde M.K.Ö. de (Personel Genel Müdürü) aynı şeyi bana söylemişti. Ben anladım ki ismimi o tarihte Y.A. ve M.B.’ye benim tetkik hakimliğine gelme yönündeki düşüncemi açmamdan sonra ismimi müsteşara vermişler. Zaten terfilerimin hepsi de mümtazen olmuştu. Bakanlığa geldiğimde burada sistemin devre şeklinde değil tetkik hakimleri ve unvanlılar şeklinde ayrıldığını gördüm. Bu anlamda tetkik hakimleri …, H.A., M.D., M.S., … olacak şekilde genellikle iki haftada bir toplanıyorduk. O dönem bir kaç ay birlikte çalıştığımız ve tetkik hakimi olan M.Ş. toplantılarımıza katılmadı ancak kendisinin cemaat mensubu olduğunu arkadaşlar söylüyorlardı. Genellikle bir kişinin evinde kahvaltı veya akşam oturma şeklinde toplanırdık. Aidatları … alırdı. Daire başkanlan ve genel müdür yardımcıları ayda toplanırlardı ancak genellikle ayda bir onlardan birisi bizim toplantılarımıza davet edilirdi. … … mesleki kıdemi 6 yıl olmasına rağmen daire başkanı yapıldığında en kıdemli Tetkik Hakimi olan Y.Ö. yurt dışındaydı. Üç ay sonra döneceği belli olmasına rağmen …’in daire başkanı olması döndüğünde kendisinde bir kırgınlığa sebep olmuştu. Buradan anlaşılmaktadır ki … ‘in cemaat içerisinde etkinliği fazlaydı. Yukarıda belirttiğim unvanlı kişiler ile bizim grubun temasını … sağladığından bu mekanizmada bir sıkıntı düşünülse bunu A.A.B. yada E.M.’ye veya M.K.Ö.’ye iletmek gerekir. Bildiğim kadarıyla genel müdür düzeyinde olanlar bu sohbet grubuna dahil olmuyorlardı. Onlar daha yukarıda unvanlı başkalarıyla bir araya geliyor olabilirler. Bizim sohbet gruplarımızda personel genel müdürlüğü dışında katılım olmazdı zira yeterli sayı vardı. Türkiye’nin geldiği aşama ve benim tedbir konusundaki çekincelerimin de etkisiyle eşim zaten Ankara’ya geldiğinde başını zaten kapatmıştı. Ben bir dönem namazlarımı bakanlık dışında altı ay kadar kılmaya dikkat ettim. Sonrasında Bakanlık meclisine gitmeye başladım. Hatta bu konuda sohbet toplantısında bakanlıkta kılmamamın iyi olacağı yönünde söylendi fakat ben bunu dinlemedim. Kendileri namaz konusunu nasıl hallediyordu bilmiyorum, muhtemelen odalarında kılıyorlardı. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.Y.’ye ait, Akşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… Bilecik’te görev yaparken Komisyon üyesi olarak memur alımlarına katılıyordum. Özetle bu yapıya ait referanslar Adalet Bakanlığı üzerinden iletiliyordu. A.Y., M.K.Ö. ve … aracılığı ile bildiriliyordu. Aynı şekilde Adalet Komisyonu Başkanını da arıyorlardı. Ayrıca sonradan bu yapıdan olduğunu anladığım dönemin Bilecik Valisi H.İ.A. ve Bilecik’teki bu yapıya ait kolejin müdürü V. (soyismini bilmiyorum) aracılığı ile de referans ve isim gönderiliyordu. Ancak bu yapının bana yaptıklarından dolayı kaale almadım. Bu durumu da komisyon başkanımızda bildiğimden, kendi kriterlerimize göre personel aldık. Bunların içerisinden bu yapıya ait isimlerde girmiş olabilir. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/08/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… Örgüt içerisinde beni sorunlu kişi olarak gördükleri için herhangi bir görev verilmedi. U.Y. ve B.B.’nin ders çalışma evlerinden sorumlu kişiler olduklarını biliyorum. U. ve B.’nin başında … vardı. Bu kişi U. ve B.’yi yönlendiriyordu. … birara bakanlıkta tetkik hakimiydi. Daha sonra alındığını duydum. Ankara Üniversitesi mezunlarından veya başka üniversite mezunlarından oluşan çalışma evlerinin başında kim yada kimlerin olduğunu bilmiyorum. Ben sadece kendi dönemimi ve Selçuk mezunlarından kimin görevli olduklarını bilebiliyorum. Diğerlerini bilemiyorum…”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.D. isimli şahsın, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında yaptığı savunmasında davacı ile ilgili olarak; “… 2012 yılı Ocak ayında Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hakimi olarak geçici yetkilendirildim. Oraya gittiğimde yine kürsüdeki hakim savcı yapılanmasından daha çok gördüm Adalet bakanlığında T sistemine göre kendi aralarında toplanmışlar. Fakat sohbet grupları T sistemi şeklinde olmadan işte Adalet bakanlığında tetkik hakimi, daire başkanı şeklinde sohbet grupları oluştuğunu görmüştüm. Yine biz personel genel müdürlüğünde diğer tetkik hakimleri olan H.A., M.S., M.Ç., İ.C. bu grup toplanmaya başladık. Yine unuttuğum daha sonra aklıma gelen C.K. sohbetlerimize katılıyordu ve zaman zamanda açıkçası hani ünvani görevde rağmen …, M.K.Ö. bu sohbetlere davet edildiği zaman spontane olarak geldikleri misafir olarak katıldıkları da oluyordu. Genelde bakanlık grubumuz iki üç hafta da bir görüşüyorduk. Klasik olarak yine aynı şeyler yapılıyordu farklı bişey yapmıyorduk sohbetlerde ve bu şekilde devam ediyordu. …” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.’ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… ÖRGÜTÜN STAJYER YAPILANMASI: Örgüt 1999 yılında yaklaşık 2011 – 2012 yılına kadar stajyerleri Ankara ilinde istihdam etti. Burada stajyerlere iş bölümü yaptırıldı. Stajyerler üç ya da dörder kişilik gruplar halinde evlerde kaldı. Bu evlerde her stajyerin başına bir imam tayin ediliyordu. Ayrıca bu stajyerlerin bir kısmı da sınav hizmetleri adı altında kamuya giriş sınavlarını takip ediyorlardı. Sınavları takip eden bu stajyerlere murakıp deniyordu. Murakıplar her hafta sonu ya da iki haftada bir ayda bir bu evleri ziyaret ediyordu, mezunları takip ediyordu. Daha önce de bahsettiğim gibi 2001 yılından 2004 yılına kadar sınav biriminin B.E. ve K.K. takip etti. 2004 yılına kadar sınavlarla ilgili görüşmeler K. ve B.’nin gözetiminde Ankara Keçiören’de bir evde yapılıyordu. Bu görüşmeler önce K.K. isimli o zaman stajyer olan meslektaşın evinde yapılıyordu. Daha sonra bu hakim kura çekince görüşmeler yine aynı semtte H.E. isimli hakiminin evinde yapılmaya başlandı. Bu şekilde stajyerler murakıp rolünde taşradan gelen mezunları sınava hazırlıyorlardı. Görüşmeleri daha önce bahsettiğim gibi ilk önce B.E. ve K.K. yapıyordu. K.K. o dönemde bakanlıkta kontrolör görevinde idi. Daha sonra Hazine Müsteşarlığına geçtiğini öğrendim. Mezunlar sınavı kazandıktan sonra referans işlemlerini yine Keçiören’deki bu evlerde K.T. ve A.Y. takip ediyordu. O zamanlar K.T. ve A.Y. Yargıtay Savcıları idi. Daha sonra Yargıtay Üyesi oldular. Bu şahıslar kazanan mezunları refere ediyorlardı. Yani hemşehrilerine ve kendi tanıdıkları bakanlık bürokratları ile yargıtay üyelerine yönlendiriyorlardı. Daha sonra B.E. bakanlıkta daire başkanı olunca bu görevi en son Ankara Batı Savcısı olan İ.H.Ş.’ye devretti. 2006 yılına kadar da sınav hizmetleri birimini İ.H.Ş. devam ettirdi. Bu görüşmelere staj yaptığım dönemde yaklaşık 2 yıl ben de katıldım. Stajyerler yukarıda da bahsettiğim gibi stajyerler arasında iş bölümü vardı. Evde üç ya da dört kişi kalan stajyerlerden birisi ev imamı oluyordu. Bunlardan birisi murakıp dediğim sınav hizmetlerini takip ediyordu. Birisi de zabıt katipleri ve yazı işleri müdürlerinin sınavlarını takip ediyorlardı. Stajyerlerin bir de kendi içerisinde stajyer mesulleri vardı. Diğer adı ile bunlara devre mesulü deniyordu. Mesela benim dönemimden A.K., … ve B.A. devre mesullüğü görevlerini yapmışlardı. Mesela 42bin sicilli dönemlerde devre mesullüğünü ise bakanlık uluslararası hukukta bir dönem çalışan bir tetkik hakim yürütüyordu. Devre mesullüğünü 39bin sicillilerden H. isimli bir dönem yargıtay tetkik hakimliği yapan ve kendisi Kütahyalı olan ve 2014 seçimlerinde de üye adayı olan bu şahıs yürütüyordu. Devre mesullerinin üzerinde tetkik hakimleri görev yapıyordu. 92bin sicillilerde bu görevi tetkik hakimi M.Y. yapıyordu. … YARGITAYA 160 KİŞİLİK ÜYE SEÇİMİ: 2010 yılında referanduma sunulan anayasa metnini yargı ile ilgili kısmı o dönem tetkik hakim olan M.B. ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. M.B. ve arkadaşları kendi beyanına göre Anayasanın yargı ile ilgili düzenlemesini çok ayrıntılı yapmışlardır. Burada amaç hangi iktidar gelirse gelsin metnin kolay kolay değiştirilmemesi idi. Bu amaçlanarak yargı ile ilgili ayrıntılı anayasa metni hazırlanmıştır. Daha sonra referandum ile birlikte hazırlanan bu anayasa metni yasalaştı. Nitekim M.B. ve arkadaşlarının istediği şekilde değişiklik yapılmış oldu. 2010 yılında o dönemdi HSYK ile bakanlık arasında atama krizi çıkmış idi. Bakanlık bir türlü o dönem ki HSYK’ya hazırladığı kararnameyi onaylatamıyordu. Anayasa değişikliğinden sonra o dönem ki cemaat/örgüt’ün eli rahatlamıştı. Ayrıca yargıdaki bürokrasiyi de kırmak gerekiyordu. Özellikle yargıtayın hassas dairelerini ele geçirmek gerekiyordu. Bu anlamda yargıtay 9. Ceza dairesi, 5. C.D, 11 C.D. önemli idi. Bu dairelere atama yapmak için de yargıtaydaki iş bölümünü değiştirmek gerekiyordu. Ancak dönem ki cemaat/örgütün buna gücü yetmiyordu. Bu amaçla bir yasa değişikliği teklifi hazırlandı. Yargıtayın üye sayısını arıttırarak çoğunluğu ele geçirmek gerekiyordu. Bu şekilde istenilen dairelere atamalar yapılacaktı. O dönem ki cemaat/örgüt özellikle ceza dairelerine büyük önem veriyordu. Onun dışında ceza genel kurulu ve yargıtay hukuk genel kurulu da önemli idi. İlk etapta referandum ve yasa değişikliğinden sonra taşradaki mensubu olan hakim savcılardan dilekçe göndermeleri istendi ve dilekçeler ile taşradaki hakim savcılar yargıtay tetkik hakimliğini istediler. Bu şekilde yargıtay tetkik hakimliklerine ciddi talepler toplandı. Taşradaki cemaatin hakim savcıları özellikle yargıtay 9. Ceza dairesi, 5. Ceza Dairesi, 11 C.D, ceza genel kurulu tetkik hakimliği ve hukuk genel kurulu tetkik hakimliğine atandılar, yine o dönemde Adalet Bakanlığı’na da ciddi bir atama yapıldı. Cemaatin mensubu hakim ve savcılar özellikle Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ve Strateji Daire Başkanlıklarına atandılar. Örneğin bizim dönemden … Personel Daire Başkanı yapıldı. E.K. Strateji Daire Başkanlığına atandı. Yine cemaat/örgüt Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne de önem veriyordu. Bu kapsamda A.Ç., M.I. gibi isimler Kanunlar Genel Müdürlüğü’ne atandı. O dönemde bahsettiğim bu birimlere genelde cemaat/örgüt mensubu hakim savcılar atandı. Yine anayasa değişikliğinden sonra HSYK tetkik hakimliğine çok sayıda cemaat/örgüt mensubu hakim savcı atandı. Yine kurulun müfettişliklerine cemaat/örgüt mensubu hakim savcılar atandı.. …”
Aynı şahsa ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… MENSUP HAKİM SAVCILARDAN SORUMLU ÖRGÜT MENSUPLARI: Bildiğim kadarı ile 2000 – 2002 yıllarında 42bin sicilli hakim savcıların mesullüğünü M.B. yapıyordu. M.B. o dönem Bakanlık Ceza işlerinde Tetkik Hakim idi. 2002- 2004 yılları arasında 92bin sicilli olan stajer hakim savcıların yani bizim dönem mesulümüz M.Y. idi. M.Y. en son Malatya’ya atanmıştı. 2004 – 2006 döneminde 95bin sicilli olan stajer hakim savcıların mesullüğünü o dönem yargıtay tetkik hakimi olan A.E. yapmakta idi. ( en son Gaziantep hakimidir.) ayrıca bu hakim 2010 yılından itibaren unvanlı hakim savcıların sorumluluğunu üstlenmiştir. 2009 yılından sonra taşrada bulunan 92 bin sicilden itibaren ( 95,97,98,101,104,107,109) bin sicilli olan ve adına T3 yani taşra 3 denilen grubun mesullüğünü U.Y. yapmıştır. ( en son sivas savcısıdır) 2009 yılından sonra T2 denilen ( 42bin, 41bin,39bin) sicilli hakim savcıların mesullüğünü o dönem yargıtay tetkik hakimi olan H. isimli (Kütahyalı) hakim yapmıştır. … Hukuk Fakültesi Mezunları ile Stajyer hakim ve savcıların durumu: Daha önce bu başlıkta anlattığıma ek olarak hukuk fakültesi mezunlarının sınava hazırlanma işlemlerini 2000/2004 de İ.K. yapıyordu. İ.K. en son Isparta savcısı idi. İ.K. Mali işleri organize ediyordu. Bu dönem de İ.K.’nın Keçiören de bulunan evinde mezunlara ilişkin görüşmeler yapılıyordu. Ben de Konya Murakıbı olarak bu görüşmelere katıldım. İ.K.’nın üstünde bu işleri K.K. ve B.E. organize ediyordu. B.E. 2004’ün sonu ya da 2005 yılında Daire Başkanı olunca görevi İ.H.Ş. devraldı. İ.K. da taşraya Çemişkezek ilçesine atanınca görevi 92bin sicilli olan stajyer …’e devretti. O dönem mezunların finansmanı taşradan sağlanıyordu. Mesela Konya ilinde para işlerini ben takip ediyordum. Parayı Konya da Avukat A.G.’den alıyordum. İstanbul hukuk mezunları parayı İstanbul ilinde bulunan M.A. isimli bir avukattan alıyorlardı. İlk başlarda mezunların evleri taşrada idi. Daha sonra profesyonel bir yapı oluşturmak için tüm evleri Ankara’ya taşıdılar. İşleri daha iyi takip etmek için …’e … marka bir araç alındı, bu araç tedbir amaçlı bir dönem Kanunlar Genel Müdürlüğü’nde tetkik hakim olan A.Ç.’nin annesinin adına yapıldı. Yani özetlersek mezunları takip eden stajyerlere murakıp deniyordu. Ben de o dönem 2002-2004 yılları arası Konya Murakıplığını yaptım, Murakıpların üzerinde ilk dönem İ.K. görev aldı. Daha sonra bu görevi …’e devretti. Bunların üzerinde de K.K. ve B.E. vardı. … 92bin sicilli Cemaat/Örgüt mensubu hakim savcılar: Biz 2002 yılında sınavı kazanınca tüm Türkiye’de bulunan hukuk fakültelerindeki o dönem ki hakim adayları cemaat/örgütün organizesi ile Ankara Etlik ve Keçiören’den evler tutmaya başladık. Konya dan ben, B.Y., M.E., İzmir den sınavı kazanan E.D., E.K. Cemaat/örgütün Etlikte tuttuğu eve yerleştik staj dönemi boyunca burada kaldık. Genelde cemaat/örgüt evleri fakülte fakülte ayırmıştı. Keçiören’de Marmara mezunları kalıyordu, H.V., T.A. ve H.D. bir evde kalıyordu. E.A., H.K., O.Ö. bir evde kalıyordu. Yine Keçiören’de …, H.C., S.T. bir evde kalıyordu. … Bu evlerin tefrişini cemaat/örgüt yapmıştı. Kimin kiminle kalacağına cemaat/örgüt karar veriyordu. Biz sadece kira veriyorduk. … Yargıtay tetkik Hakimi N.Ö.’nün cemaatçi olduğunu Isparta da Askeri hakim iken aynı zaman da Isparta / Antalya bölgesinin Hakim – Savcı bölge sorumlusu olması nedeni ile biliyorum. H.S.’nin cemaatçi olduğunu ortak arkadaşımız U.Y. bana söylemişti. Zonguldak hakimleri R.Ç., S.R.T., Z.İ.’nin cemaatçi olduklarını, R.’nin dönem arkadaşım olması R.’nin Fakülte mesulümüz A.’nın eşi olması Z.’nin de dönem arkadaşım …’in söylemesi nedeni ile biliyorum. …”
Aynı şahsa ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… Her dönemin kendi içerisinde bir sorumlusu vardı ve bu sorumluların bağlı olduğu tetkik hakimi vardı, bizim dönemden … isimli hakim adayı sorumlu idi. Tüm organizeyi bu sorumlu yapardı. Bu kişi bir dönem Adalet Bakanlığında daire başkanlığı yaptı. Daha sonra bu sorumluluk işini B. isimli soy ismini hatırlamadığım bir meslektaş yapmaya başladı. Bu şekilde bir silsile vardı. Altta sorumlu stajyer üstünde tetkik hakimi onun üstünde de daha yetkili kişiler vardı, fakat bizim en üstteki kişileri bilme ihtimalimiz yoktu. Bu şekilde bir organize vardı. O dönem cemaatten kimseye taşrada staj yapılmasına izin verilmiyordu. Ayrıca staj yapan meslektaşlar bu organize kapsamında kendi aralarında gruplara ayrılmışlardı. 39bin sicilliler bir grup, 39binden daha kıdemli olanlar 37bin ve 38bin sicilliler bir grup, 92 bin, 95 bin, 98bin ve 101bin sicillilerin oluşturduğu ekip de bir grup şeklinde yapılanmıştı. Gruplar kendi içlerinde görüşürlerdi, yani bir gruptakinin diğer gruptakini tanınmasına müsaade edilmezdi. Bu şekilde sıkı bir yapılanma vardı. Bu yapı bu şekilde devam ediyordu.. …”
Aynı şahsın etkin pişmanlık kapsamında verdiği dilekçesinde davacı ile ilgili olarak; “… Görüştüğüm taşra örgüt elemanları (Taşra Grubum) 2002-2004 Stj. Hakim mesulleri … (hakim), B.A. (savcı), A.K. (savcı) …” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/04/2017 tarih ve İddianame No:2017/1799 sayılı iddianameye göre, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “…” mahlasıyla ifadesi alınan gizli tanık, 04/08/2016 tarihli beyanında; 2008-2009 yıllarında Ankara’da tetkik hâkimi olan …’in çağırdığını, A.Ç.’nin kendisine söylediğini, ilgiliyi çok iyi tanımadığını, ancak Yozgat’ın mülhakatında çalışırken kısa bir tanışıklıklarının olduğunu, Ankara’ya tetkik hâkimi olarak gittiğinde etkin birisi olduğunu farkettiğini, … ile Ankara’da görüştüğünü, ilgilinin yanında daha sonra Yargıtay üyesi seçildiğini bildiği ve orada ismini M. olarak söyleyen birisinin daha olduğunu, M. olarak tanıtılan şahsın …’nın da üzerinde birisi olduğunu, …. ilgilinin kendisine bu yapıya ait meslektaşların çocuklarına din eğitimi konusunda sıkıntı yaşadıklarını, bunu aşmak için kendisinin her ilde belirledikleri bir şahsın telefon numarasını vereceklerini, bu şahsın bize veya bu yönde sıkıntı çeken yapıya ait meslektaşlara yardımcı olacağı yönünde şeyler söylediğini, meslektaş olarak M.S., K.K. ile Nevşehir’de göre yapan N., Sivas’ta görev yapan K.’nıın ismini verdiğini, ilgilinin söylemesiyle Kayseri Serhat Dershanesinde eğitim danışmanı olarak söylediği, ancak Kayseri Milli Eğitim Müdürü pozisyonunda olduğunu öğrendiği bir şahsın numarasını arayarak telefonla ve yüzyüze görüştüklerini, sonrasında yukarıda ismi geçen hâkimlerin çocuklarına 1,5 yıl kadar eğitim verildiğini belirtmiştir.
Davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarih ve İddianame No:… sayılı iddianameye göre, “… ” mahlaslı gizli tanığın Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan 25/08/2016 tarihli beyanında ise davacı ile ilgili olarak; “M.T. 2007 veya 2008 yılında cemaat üyesi H.A. ile birlikte Kayseri’de S.Ç.’nin evinde buluştular ve kahvaltı yaptılar. Daha sonra ailecek ortak tanıdıkları Felahiye veya Özvatan Kaymakamı’nı ziyarete gittiler. Ayrıca A.C. ile birlikte H.A. eğitim biriminde çalıştılar. Abiliklerini sırasıyla … ve H.E. yaptı.” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Davacı hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/04/2017 tarih ve İddianame No:2017/1799 sayılı iddianameye göre, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 22/11/2016 tarihinde “Sinop” mahlasıyla ifadesi alınan gizli tanığın, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı olduğunu beyan ettiği görülmüştür.
Davacı tarafından; dava konusu işlem tesis edildikten sonra tanık beyanlarına başvurulduğu, tanıkların Mahkeme huzurunda usulüne uygun dinlenilmediği, bu kişilerin tamamının “şüpheli” konumunda olduğu, mesleğe dönme ümidiyle ve tutuklanma korkusuyla verilen beyanların hükme esas alınmasına imkan bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgüt toplantılara katıldığına, hakim/savcılık mülakatına giren adaylar arasında örgüt mensubu olanların listesini mülakat komisyonu üyelerine vererek bu kişilerin mesleğe girmesi için çaba harcadığına, örgüte ait hakim-savcı çalışma evlerinde “murakıp” olarak görev aldığına, örgüt içerisinde aktif rol üstlendiğine, staj döneminde örgüte ait evlerde kaldığına ve bu evlerde “devre mesulü” olarak görev aldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.
c) Unvanlı Görev
Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.
Kararımızın “FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler” başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcıların örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlamak maksadıyla üst görevlere getirilmesi hedeflenmiş ve örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK’da etkin olduğu dönemde örgüt yöneticilerinin yönlendirme ve telkinleriyle örgüt mensuplarının üst görevlere getirilmesi sağlanmıştır.
Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, “…Ben Tatvan’dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli’ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara’ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.’ya yönlendirdi. Ben, E.D.’nin HSYK’da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.’yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile … Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım…” yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hakimi olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında etkin olduğu dönemde 26/01/2012 onay tarihli işlemle aynı birime Daire Başkanı olarak atandığı ve 26/01/2012-31/12/2012 tarihleri ile 24/01/2014-02/07/2014 tarihleri arasında Daire Başkanı olarak görev yaptığı, HSK ve Adalet Bakanlığında FETÖ/PDY terör örgütünün etkisinin kırılmasından sonra ise HSK 1. Dairesinin … tarih ve … sayılı kararı ile Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü Daire Başkanlığı görevinden alınarak Kocaeli Hakimliğine atamasının yapıldığı görülmüştür.
Davacı tarafından; bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bununla birlikte, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsın, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 01/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında davacı ile ilgili olarak; “… YARGITAYA 160 KİŞİLİK ÜYE SEÇİMİ: 2010 yılında referanduma sunulan anayasa metnini yargı ile ilgili kısmı o dönem tetkik hakim olan M.B. ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. M.B. ve arkadaşları kendi beyanına göre Anayasanın yargı ile ilgili düzenlemesini çok ayrıntılı yapmışlardır. Burada amaç hangi iktidar gelirse gelsin metnin kolay kolay değiştirilmemesi idi. Bu amaçlanarak yargı ile ilgili ayrıntılı anayasa metni hazırlanmıştır. Daha sonra referandum ile birlikte hazırlanan bu anayasa metni yasalaştı. Nitekim M.B. ve arkadaşlarının istediği şekilde değişiklik yapılmış oldu. 2010 yılında o dönemdi HSYK ile bakanlık arasında atama krizi çıkmış idi. Bakanlık bir türlü o dönem ki HSYK’ya hazırladığı kararnameyi onaylatamıyordu. Anayasa değişikliğinden sonra o dönem ki cemaat/örgüt’ün eli rahatlamıştı. Ayrıca yargıdaki bürokrasiyi de kırmak gerekiyordu. Özellikle yargıtayın hassas dairelerini ele geçirmek gerekiyordu. Bu anlamda yargıtay 9. Ceza dairesi, 5. C.D, 11 C.D. önemli idi. Bu dairelere atama yapmak için de yargıtaydaki iş bölümünü değiştirmek gerekiyordu. Ancak dönem ki cemaat/örgütün buna gücü yetmiyordu. Bu amaçla bir yasa değişikliği teklifi hazırlandı. Yargıtayın üye sayısını arıttırarak çoğunluğu ele geçirmek gerekiyordu. Bu şekilde istenilen dairelere atamalar yapılacaktı. O dönem ki cemaat/örgüt özellikle ceza dairelerine büyük önem veriyordu. Onun dışında ceza genel kurulu ve yargıtay hukuk genel kurulu da önemli idi. İlk etapta referandum ve yasa değişikliğinden sonra taşradaki mensubu olan hakim savcılardan dilekçe göndermeleri istendi ve dilekçeler ile taşradaki hakim savcılar yargıtay tetkik hakimliğini istediler. Bu şekilde yargıtay tetkik hakimliklerine ciddi talepler toplandı. Taşradaki cemaatin hakim savcıları özellikle yargıtay 9. Ceza dairesi, 5. Ceza Dairesi, 11 C.D, ceza genel kurulu tetkik hakimliği ve hukuk genel kurulu tetkik hakimliğine atandılar, yine o dönemde Adalet Bakanlığı’na da ciddi bir atama yapıldı. Cemaatin mensubu hakim ve savcılar özellikle Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ve Strateji Daire Başkanlıklarına atandılar. Örneğin bizim dönemden … Personel Daire Başkanı yapıldı. …” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Bu durumda, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığında etkin olduğu dönemde Bakanlık bünyesindeki Personel Genel Müdürlüğünde Daire Başkanı olarak görevlendirilmesinin, yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
d) 2014 yılı HSK Üye Seçimlerinde FETÖ/PDY Terör Örgütü Tarafından Seçim Sorumlusu Olarak Belirlenmesi
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde FETÖ/PDY’nin 2010-2014 yılları arasında yapılan denetimler, incelemeler ve soruşturmalar, unvanlı görevler başta olmak üzere yapılan atamalar, terfiler ve yüksek mahkemelere üye seçimleri sonucunda yargıda etkin bir güce ulaştığı, yargıda bu örgütsel etkinliği ve baskıyı devam ettirebilmek amacıyla da 2014 yılında yapılan HSK üye seçimlerine daha fazla önem atfettikleri anlaşılmıştır.
Örgütün bu kapsamda adli yargıda on bir, idari yargıda ise beş sözde bağımsız aday ile 2014 yılı HSK üye seçimlerine katıldığı, örgüt mensubu hâkim ve savcıların ise örgütün bu seçimlerde başarılı olabilmesi için temel düsturları olan gizliliği de göz ardı ederek deşifre olma pahasına sözde bağımsız olan örgüt adaylarına destek olmak, oy toplayabilmek adına tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlediği, bu organizasyonlar için yapılan masrafların örgüt tarafından karşılandığı, örgüt mensubu olmayan hâkim ve savcılar ile birebir yakınlık kurmak ve zaman zaman hediyeler vermek suretiyle oy tercihlerini etkilemeye çalıştığı; seçim günü ise oy kullanmaya gelen hâkim ve savcıları markaja alarak baskı yaptığı, oy kullandıktan sonra seçim mahallinden ayrılmayarak seçim mahallinde kamera kaydı yapmak ve sandık başlarında seçim sonuçlarını birebir takip etmek gibi faaliyetlerle bulunduğu, bu şekilde örgüt tarafından diğer hâkim ve savcılar üzerinde baskı oluşturularak anayasal bir hak olan seçme/seçilme hakkının manipüle edildiği anlaşılmıştır.
Öte yandan, tarafsız ve bağımsız yargının teminatı niteliğinde bir kurum olan HSK’ya üye seçimlerinde tüm hâkim ve savcıların özgür iradeleri ile oy kullanması esas iken, örgüte mensup hâkim ve savcılar tarafından talimat ile örgütün sözde bağımsız adaylarına toplu şekilde oy verilmiştir. Nitekim farklı görev mahallerinde çalışıp, farklı mesleki dönemlerden olmalarına karşın, kendilerini ”bağımsız aday” olarak lanse eden örgüt adaylarının hepsinin birden HSK seçimlerinde adli yargıda yaklaşık 4500-5000 bandında, idari yargıda ise yaklaşık 600-700 bandında oy alması, örgüt mensubu hâkim ve savcıların talimat üzerine toplu halde oy kullandıklarının açık belirtisidir.
Bununla birlikte, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan kişilerle ilgili Dairemiz önünde derdest olan dosyalarda yer alan 2014 yılı HSK seçimlerine ilişkin birçok ifade de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.K.’ye ait, Menemen Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “…2014 yılının ekim ayında yapılan HSYK üye seçimi döneminde Sarız hâkimi olarak görev yapıyordum. Bu seçim sürecinde ilk olarak aramızda yapmış olduğumuz sohbet toplantıları sırasında M.K. HSYK seçimlerinin yaklaştığını, burada liste belirleneceğini, cemaati kastederek bu seçimin bizim için çok önemli olduğunu, Yargıda Birliğin kazanmaması gerektiğini, bunun için çok çalışılması gerektiğini söylüyordu… M.K. bana bylocktan mesaj attığında whatsapptan sana mesaj attım, bakarsın yazıyordu. Ben de bunun üzerine bylocka girip M.’nin attığı mesajı görüyordum. M.K. ilk attığı mesajında HSYK seçimlerinde cemaatin oluşturduğu 11 kişilik HSYK üyeliğine aday listesini gönderdi. Bu listede N.Ö., T.G., A.K., O.G., Y.A., L.Ü., … F.S. isimli şahıslar vardı. Bu mesajda M.K. bana cemaat olarak bunları destekliyoruz, çevremizden bunlara oy isteyeceğiz yazmıştı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.’ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “…HSYK seçimleri ile ilgili tanıdığımız kişilerle irtibat halinde olmamız istenmişti, görüşeceğimiz kişilerle seçim öncesinde değil seçimlere 3-4 ay kala sürekli arayıp görüşmemizi söylemişlerdi. …HSYK seçim süreci yaklaşınca telefonlara BYLOCK isimli program yüklendi. …HSYK ile ilgili paylaşımlar bu program üzerinden yapılıyordu, ben de bana sorulan hususlara cevap veriyordum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.E.’ye ait, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “2014 yılı HSYK seçimlerinde bu yapının belli bir amaca hizmet ettiğini ve legal bir yapı olmadığını kesin olarak anladım. Erzincan’da staj yaptım, Perşembe’ye kura çekip göreve başladıktan 1,5 yıl sonra Erzincan’da komisyon başkanı olan Y.K. beni aradı bağımsız adaylardan isimleri cemaatin adayı olarak geçen 11 kişi için oy istedi….Bu 1,5 yıl içinde başkan beyin kendisiyle hiçbir şekilde görüşmemiştik. Seçim öncesi beni iki defa arayarak aynı adaylar için oy istedi. ”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.T. isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış 13/01/2017 tarihli dilekçe: “… Eskişehir’de HSYK seçimlerinden kısa bir süre önce o dönemde lojman dışında kirada oturan Eskişehir C. Savcısı olarak görev yapan [İ.’nin] … evinde toplandık…Bahsi geçen evde 8O.Ç.), (A.Ş.),(Z.K.), M.A., … ile bir araya geldik. Adı geçenlerin hepsi (O.Ç.) hariç Eskişehir’de görevli hâkim ve savcılardı. Bazıları kamera çekimi bazıları da müşahitlik görevi aldılar.”
Öğretmen olarak görev yapmış olan S.K.’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 2016/146249 sayılı soruşturması kapsamında Ankara Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce etkin pişmanlık hükümleri uyarınca düzenlenen 19/09/2017-20/09/2017 tarihli ifade tutanağı: “… Yine o dönem yapılacak olan HSYK seçimlerinde FETÖ/PDY örgütüne mensup 11 adli 5 idari bağımsız adayın desteklenmesi konusunda almış olduğum talimatları sorumlu olduğum hakim savcılara iletiyordum. HSYK seçimleri öncesi adli tatilde Türkiye genelinde FETÖ/PDY’ ye mensup yargı üyeleri memleket ve çevrelerinde tanıdık ve dönem arkadaşlarıyla çalışma yapmaya başladı. Yapılan çalışmalar sonucunda ülkücü, demokrat, solcu, ulusalcı, alevi olarak bilinen kesimlerin nabızları yoklanarak kimlere oy verecekleri, gözettiği kriterler öğrenilmeye çalışıldı. Bende belirle zaman aralıklarında Malatya ilinde sorumlu olduğum hakim savcı gruplarıyla bu konuyla ilgili istişare yapıyordum. Sorumlu olduğum hakim savcılar görev yapmış oldukları yerde bağımsız adaylarla ilgili yapmış oldukları çalışmaların durumunu bana aktarırlardı. Tanıdıkları hakim savcıların HSYK seçimlerinden kimlere oy vereceği ne kadar oy topladıklarını bana bildirirlerdi, bende bu bilgileri K.T.’ye bildirirdim. K.T.’de bu bilgileri F.G.’ye verirdi. F.G.’nin de bu bilgileri Ankara ilettiğini biliyorum. Ankara’dan gelen dönütler sonucunda yapılan çalışmaların iyi yönde olduğu ve seçimlerin FETÖ/PDY lehine bağımsızların kazanacağı düşünülüyordu. Aynı şekilde yapılan çalışmalar sonucunda HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu yani YBP ye çalışan hakim savcılarda FETÖ/PDY ye mensup hakim savcılar tarafından fişleniyordu. HSYK siçm sonuçları olumsuz olduktan sonra F.G.’nin talimatı ile evlerimizde bulunan FETÖ/PDY’ye ait kitap ve dökümanları elimizden çıkarıp K.T.’ye teslim ettik, K.T.’de bu dökümanları Malatya Bölgesine teslim etmiş olabilir.”
Anılan şahsa ait, yine aynı soruşturma kapsamında Ankara Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 22/09/2017 tarihli ek ifade tutanağı: “…
HSYK seçimleri ilgili olarak anlatmak istediklerim:
2014 yılında gerçekleştirilen HSYK seçimleri bu yapı tarafindan en fazla önem verilen konulardan birisiydi, seçime yaklaşılan zaman zarfı içinde FETÖ/PDY örgütü seçim konusunu sadece yargıda bulunan mensuplarına değil, evlerde kalan öğrencilerinden tutun da bölgede bulunan örgüt mensubu esnaflara kadar götürerek, nüfuz edebilecekleri, eş dost akrabaları içerisinden hakim, savcı ve tanıdık varsa onlara ulaşarak ikna edip, FETÖ/PDY örgütünün bağımsız aday listesindeki adaylarından hangilerine oy vereceklerini tespit edip bunu üst örgüt abilerine bildirmeleri istendi, sivil kanattan gelen oy sayıları da FETÖ/PDY örgütünün yargı yapılanması tarafından listelere örgüt lehine kaydedildi.
Yine 2014 yılında seçim öncesinde Gaziantep büyük bölgesinde Hayretin kod adlı F.G.’nin başkanlığında benim de Malatya mahrem imamı olarak katıldığım toplantıda bizlere sözde örgüt lideri fefullah gülen tarafından onay verilen 11 adli 5 idari kurul adayının isimleri söylendi, bu isimler ayrı ayrı bağımsız olarak kendi adaylıklarını açıkladılar.
Burada seçimle ilgili bize şöyle bir stratejiden bahsedildi: adli kurulun 11. sırasında bulunan hatırladığım kadarı ile İ.Ç.’nin göstermelik bir aday olduğu, onun yerine ismini hatırlayamadığım başka bir ismin listeye yazılacağı, idari kurulun 5. Sırada bulunan ismini hatırlamadığım adayın yerine yine ismini hatırlayamadığım bir ismin listeye yazılacağı talimatı verildi. Bu iki ismin yazılmasındaki amaç halihazırda YARSAV cı olarak bilinen zaten o gruptan oy alma potansiyeli olan şahısların örgütten alacağı destekle kesinlikle seçimi kazanacakları düşüncesiydi. Çünkü bu iki şahıs kripto örgüt üyesiydi. Sonuç olarak bizden bu bilgiyi sorumlu olduğumuz bölgedeki talebe diye nitelendirilen (T1,T2,T3,T4,T5) hakim savcılara anlatmamız istenildi. Bu aday listesindeki bu bilgiyi tam güvenmedikleri oy isteyecekleri hakim savcılarla paylaşmamaları gerektiği üzerinde ısrarla duruldu. Biz de bilgiyi sorumlu olduğumuz talebelere aktardık, bu konuyla ilgili çalışmalara azami özen göstererek başlamalarını ve bu konuyla ilgili geri dönüşlerini bize bildirmelerini istedik. Gelen çetelelerde örgüt tarafindan gösterilen adayların seçimi rahatlıkla kazanabilecekleri ve beklenilen günlerin geleceği mantığı hakimdi.
Seçim günü oyların güvenirliliğini sağlamak için talebeler (hakim savcı) arasından görevlendirmeler yaptık, her sandık için 4 hakim ya da savcı seçtik. Bu hakim ve savcılardan birisi açılan pusuladaki oyların doğru okunup okunmadığını kontrol edecek, birisi açılan pusulanın ihtiyaç halinde kullanılmak üzere resmini çekecek, bir diğeri de çıkan oyların sayımını yaparak çetele haline getirecek, dördüncü kişi de ihtiyaç olduğunda yedek olarak görevlendirilecekti, oy kullanma işlemi sonuçlandığında açıklanan sonuçlarla karşılaştırılmak üzere saklanarak bizlere yani mahrem imamlara verilecekti. Seçim sonuçlandıktan sonra bize bildirilen sonuçları biz de hiyerarşik yapı içinde yukarıya bildirdik. HSYK seçimleri dönemi çalışmalarımızı bu şekilde olmuştur.”
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I.’ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Burada bulunduğum dönemde HSYK seçimleri olmuştu. … kod adlı V. bana sohbet grubunda bulunan şahıslara Bağımsızları desteklemeleri doğrultusunda telkinde bulundu ve desteklenecek isimlerin bulunduğu bir listenin fotoğrafını az önce bahsettiğim program üzerinden bana gönderdi. Ben de sohbet grubumda bulunan şahıslara (Sivil imam olan ifade sahibinin sohbet grubunda bulunan hâkim-savcılara) bu isim listesini okuyarak desteklemeleri yönünde V.’nin talimatı doğrultusunda tavsiyede bulundum…”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “…HSYK seçimi için gittiklerinde (örgüt içindeki hâkim ve savcıların seçime yönelik propaganda çalışması için) yaptıkları masraflar yapı tarafından karşılanırdı. Genelde bu masraflar alacağımız himmet parasından düşülüyordu.”
Somut olayda ise, davalı idare tarafından dosyaya sunulan örgüt eksenindeki bir sosyal medya paylaşımında, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde sandık başında seçim sonuçlarını takip edecek örgütün il seçim sorumlularının isimlerinin yazılı olduğu bir listenin yer aldığı ve davacının da bu listede Kocaeli seçim sorumlusu olarak belirlendiği görülmüştür.
Davacı tarafından; bu tespit ile ilgili herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Netice itibarıyla, dava dosyasına sunulan hizmet belgesinin incelenmesinden, 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde Kocaeli ilinde hakim olarak görev yaptığı anlaşılan davacının, örgütün Kocaeli seçim sorumlusu olarak belirlenmesinin, yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.
6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinden davacı tarafından peşin ödenen … TL vekalet harcının davacının üzerinde bırakılmasına, … TL’den … TL vekalet harcının mahsubu sonrasında kalan ve davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 14/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.