Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2014/794 E. 2014/17088 K. 06.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/794
KARAR NO : 2014/17088
KARAR TARİHİ : 06.11.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/09/2013
NUMARASI : 2012/779-2013/473

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-
Dava, 5737 sayılı Yasanın 17. maddesine dayalı olarak açılan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, taşınmazın aslının vakıf olduğu ve iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı Vakıflar İdaresinin çekişme konusu 12 parsel sayılı taşınmazın Sultan Beyazıt Vakfından mukataalı olduğunu, taşınmazın aslının vakıf olması nedeniyle vakfı adına tescili gerektiğini ileri sürülerek, eldeki davayı açtığı, çekişme konusu 12 parsel sayılı taşınmazın 26.08.1988 tarihinde imar uygulaması sonucu tescil edildiği, imar öncesinin kadastral 7 ve 8 parseller olup, anılan taşınmazların İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin Kadastro Mahkemesi sıfatıyla verdiği 20.09.1972 tarihli ve 1969/24 Esas – 1972/294 Karar sayılı ilamıyla; 27/90 payının metruken Hazine adına tesciline, 63/90 payının ise malik hanesinin açık bırakılmasına karar verildiği, bu kararın 28.06.1973 tarihinde kesinleştiği ve bu karara dayalı olarak 7 ve 8 parsel sayılı taşınmazların 27/90 payının 09.04.1974 tarihinde Hazine adına tapuya tescil edildiği, 63/90 payının ise malik hanesinin açık bırakıldığı, 26.08.1988 tarihinde imar işlemi ile taşınmazların 12 parsel numarası ile tapuya tescil edildiği ve mülkiyet durumlarının aynen oluşan imar parseline aktarıldığı, bilahare eldeki davanın davalısı Hazine tarafından Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/238 Esas – 2000/700 Karar sayılı dava dosyası ile, 12 parsel sayılı taşınmazda malik hanesi açık bulunan 63/90 pay yönünden kayyımla idare süresinin dolduğu ileri sürülerek tapu iptal ve tescil istekli olarak açılan davanın kabulüne karar verildiği, kararın 08.05.2011 tarihinde kesinleştiği ve bu karara dayalı olarak da taşınmazdaki 63/90 payın 13.02.2006 tarihinde Hazine adına tescil edildiği ve bu şekilde davalı Hazine’nin taşınmazın tamamının maliki haline geldiği, dayanak belgelerinin tetkikinden taşınmazın Sultan Beyazıt Vakfından mukataalı olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; mutasarrıf iken malik olan kişilerin mirasçı bırakmadan ölmeleri üzerine taşınmazları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 501. (eski Medeni Kanun’un 448.maddesi) maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla Hazineye kalır. Ancak, yasa koyucu öncesi vakıf olan taşınmazların vakfına (aslına)dönmesini daha uygun görmüş,bazı ayrıcalıklar dışında, Hazineye intikal yolunu kapatmak istemiştir. İşte bu nedenle 22.9.1983 tarihli 2888 sayılı Yasanın 2. maddesiyle 2762 sayılı Yasanın 29. maddesini değiştirip ayrıca ikinci bir fıkra ekliyerek TMK’nûn 501.maddesinin Hazinenin mirascı olacağı yönündeki genel hükmünden ayrılmış ” mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş olan taşınmazlarda maliklerin bu yasanın yürürlük tarihine kadar ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla Hazineye intikal edipte bu husus tapu kaydına bağlanmış bulunanlar ayrık bırakılarak işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rücu edeceği” kuralını getirmiştir. Yukarıda belirtilen yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 2888 sayılı Yasanın yürürlük tarihi 24.9.1983 tarihinden sonra aslı vakıf olan taşınmazların Hazineye geçmesine yasal olanağın kalmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; bütün bu yasal düzenlemeleri içeren 2762 sayılı Vakıflar Kanunu 27.2.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 sayılı Yasanın 80.maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve yeni 5737 sayılı Yasanın 17.maddesi ile “ Tasarruf edenlerin veya maliklerin mirasçı bırakmadan ölümleri, kaybolmaları, terk ve mübadil gibi durumlara düşmeleri halinde icareteynli ve mukataalı taşınmaz malların mülkiyeti vakfı adına tescil edilir.” düzenlemesine yer verilmek suretiyle taşınmazların Hazineye intikal yolunu kapatmış bulunmaktadır. Esasen, anılan bu hükmün kamu düzeniyle ilgili kazanılmış hakları bertaraf etmeyeceği tartışmasız olup, çekişmelerde bu hususun gözardı edilemeyeceği de kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince; çekişme konusu 12 parsel sayılı taşınmazda davalı Hazine’nin 27/90 payını İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin Kadastro Mahkemesi sıfatıyla verdiği 20.09.1972 tarihli ve 1969/24 Esas – 1972/294 sayılı kararla edindiği ve bu payın tapuya 09.04.1974 tarihinde Hazine adına tescil edildiği, kalan 63/90 pay ise Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21.12.2000 tarihli ve 2000/238 Esas – 2000/700 sayılı kararına dayalı olarak edindiği ve bu payın da 13.02.2006 tarihinde Hazine adına tescil edildiği, anılan bu olgular yukarıda açıklanan ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, çekişme konusu taşınmazın aslının vakıf olduğu ve 5737 sayılı Yasanın 17. maddesindeki koşulların gerçekleştiği gözetilerek; 63/90 pay yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı Hazine’nin anılan pay yönünden temyiz itirazları yerinde değildir Reddine,
Davalı Hazine’nin sair temyiz itirazlarına gelince; çekişme konusu 12 parsel sayılı taşınmazın 27/90 payının davalı Hazine adına 2762 sayılı Yasanın 2888 sayılı Yasa ile değişik 29. maddesinin yürürlük tarihinden önce 09.04.1974 tarihinde tapuya tescil edildiği ve 5737 sayılı Yasanın 17. maddesinin uygulanamayacağı gözetildiğinde, bu pay yönünden Hazine’nin iktisabının korunarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabul kapsamına alınmış olması doğru değildir.
Davalı Hazine’nin temyiz itirazı açıklanan yön itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün izah edilen nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 06.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.