YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/14237
KARAR NO : 2013/24804
KARAR TARİHİ : 03.10.2013
Tehdit, hakaret ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçlarından şüpheli S.. G.. hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 13/02/2012 tarihli ve 2011/165502 soruşturma, 2012/8799 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı, müşteki vekili tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin, (BAKIRKÖY 5. AĞIR CEZA) Mahkemesinin 12/04/2012 tarihli ve 2012/172 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 01/04/2013 gün ve 101588 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, şüpheli hakkında, yeterli delil olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinde yer alan “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” şeklindeki düzenleme karşısında, Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu, şikâyet dilekçesi üzerine Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu Başkanlığından ilgili görüşme detaylarına ilişkin kayıtların talep edilmediği, müşteki beyanına başvurulmadığı ve müştekinin cep telefonunda kayıtlı olduğu belirtilen tehdit ve hakaret içerir mesajların müştekiden temini yönünde bir davet yapılmadığı gözetilmeden itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Tehdit, hakaret ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçlarından şüpheli S.. G.. hakkında yapılan soruşturma sonucunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 13/02/2012 tarihli kararı ile delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verildiği, müşteki Barış İlerigelen vekilinin karara süresinde itirazı üzerine, merci Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/04/2012 tarihli kararı ile itirazın reddine karar verildiği, kesin olan bu karara karşı müşteki vekilinin eksik soruşturma yapıldığına ilişkin müracaatı üzerine kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle yapılan itirazın reddine dair merci kararının, hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinin 1. fıkrasında “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” 2. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 170. maddesinin 2. fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.” 173. maddesinin 3. fıkrasında ise “Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder;” hükümleri yer almaktadır.
Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 13. maddesi uyarınca da, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselere etkili bir başvuru yapma hakkı tanınması zorunlu olup, anılan hükmün uygulanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Örn: Vilko E. – Finlandiya kararı 2007; Sürmeli – Almanya kararı 2006) etkili başvuru yolunun hem teoride, hem pratikte erişilebilir, yeterli ve etkili olması gerektiği belirtilmektedir.
İncelenen dosyada, müşteki B… İ… vekilinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği 01.11.2011 tarihli dilekçesinde, müvekkilinin kullandığı cep ve ev telefonlarını dilekçede belirtilen numaraları kullanan kişilerin değişik günlerde arayarak ve mesaj göndererek hakaret ve tehdit ettiklerini belirterek şikayetçi olduğu, yapılan soruşturma sonucunda şüpheli S.. G..’in savunmasının alındığı ve müşteki ile vekiline SMS çağrısı gönderildikten sonra başvuran olmadığı gerekçesiyle delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Ancak müşteki vekilinin 01.11.2011 tarihli dilekçesinde belirttiği numaraların HTS raporları ilgili kurumdan getirtilmediği gibi, dilekçede yer verilen yazılı ve sesli mesajların temini için usule uygun şekilde gerekli araştırma ve bilgilendirme tebligatının da yapılmamış olduğu görülmektedir. Bu nedenle itiraz merciince soruşturmanın eksik yapılmış olduğu gözetilerek, gereğinin takdir edilmesi gerekirken itirazın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır.
Somut olayda, CMK’nın 160. maddesinin Cumhuriyet Savcısına yüklediği maddi gerçeği araştırma sorumluluğunun gereği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yerine getirilmemiştir. Ancak bu durumda soruşturmanın hangi merci tarafından yapılması gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır. YCGK’nın, 04.12.2007 tarih ve 2007/247-257 sayılı kararında özetle “Cumhuriyet Savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekteyse, soruşturma evresi Cumhuriyet Savcısınca tamamlanmalıdır. Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet Savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki bu CMK’nın getirdiği sisteme ve yasanın amacına aykırıdır.” denilerek soruşturma eksikliğinin nasıl giderilmesi gerektiği gösterilmiştir. Yapılan açıklamalara göre itiraz merciinin, itirazı kabul edip dosyayı soruşturmayı tamamlaması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi gerekmektedir.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1- (BAKIRKÖY 5. AĞIR CEZA) Mahkemesinin 12/04/2012 tarihli ve 2012/172 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2- Aynı yasa maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin itiraz mercii tarafından mahallinde tamamlanmasına, 03.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.