YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/21093
KARAR NO : 2014/16770
KARAR TARİHİ : 04.11.2014
MAHKEMESİ : ALADAĞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/07/2012
NUMARASI : 2011/21-2012/28
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, elatmanın önlenmesi ve yıkım davası sonunda, yerel mahkemece asıl davanın reddine, birleşen elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının kabulüne ilişkin olarak verilen karar davacılar (birleşen davanın davalılar) vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 04.11.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat H.. M..Ş.. ile temyiz edilen davalı C.. D.. vekili Avukat A.. A.., davalı D.. T.. vekili Avukat H..A.. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Asıl dava temliken tescil, birleşen dava çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkin olup, asıl davada, davalı Cezmi aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının reddine, dahili davalı D.. T.. aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının kabulü ile, 139 ada 39 nolu parselin Dürdane adına olan 400/973 payın iptali ile 133/973 payının davacılar adına miras payları oranında tesciline, kalan payların Dürdane üzerinde bırakılmasına, birleşen elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının reddine dair verilen karar, Dairece; ”…Kadastro tutanağının beyanlar hanesinde 3402 sayılı Yasanın 19. maddesi anlamında bir şerhin bulunmadığı ve tesbitin kesinleşmesinden itibaren aynı yasanın 12. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde binanın miras bırakan tarafından inşa edildiğine yönelik şerhin konulması açısından bir dava açılmadığı gözetildiğinde, asıl davacıların taşınmaz üzerindeki binanın kadastrodan önce miras bırakanları tarafından yapıldığına ilişkin iddialarının kanıtlanamadığının kabul edilmesi gerektiği, diğer bir deyişle yıkımı istenen muhdesatın kadastro tespitinden sonra inşa edildiğinin kabulünün zorunlu olduğu, böyle bir durumda ise TMK’nin 724. maddesine dayalı temlik davasının öncül koşulu olan iyiniyetten söz edilemeyeceğinin açık olduğu, esasen kabule göre de, çekişmeli bölümün ifrazının mümkün olmadığının dosyaya yansıdığı, diğer yandan dahili davalı Dürdane’nin davayı kabul yönündeki beyanına TMK’nin 692. maddesi karşısında hukuksal değer bağlanamayacağı, bu nedenlerle temlik davacılarının temyiz itirazlarının yerinde olmadığı, birleşen davacının temyiz itirazlarına gelince; değinilen ilkeler doğrultusunda olay değerlendirildiğinde mülkiyet hakkına üstünlük tanınarak birleşen dava yönünden elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesi gerekirken birleşen davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak asıl davanın reddine, birleşen elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının kabulüne karar verilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacılar (birleşen davada davalılar) vekilinin bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacılar-birleşen davada davalılar vekilinin öteki temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/2. maddesinde düzenlendiği üzere; ”Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
Somut olaya gelince, birleşen dava bakımından hükmün sonuç kısmında elatmanın önlenmesi karar verilen taşınmazın ada ve parsel numarası gösterilmediği gibi, çekişme konusu taşınmaz üzerinde yeralan 4 ayrı yapıdan yalnızca birisi davalılara ait olduğu halde, kal’ine karar verilen yapı da hükümde açıkça belirtilmeyerek ve bu konuda bilirkişi raporuna atıf yapılmayarak infazda şüphe ve tereddüte sebep olacak şekilde hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
O hâlde, yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda, birleşen dava bakımından infazda tereddüte mahal vermeyecek şekilde hüküm kurulması için karar bozulmalıdır.
Davacılar (birleşen davada davalılar) vekilinin bu hususlara ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 04.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.