YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/14100
KARAR NO : 2014/16777
KARAR TARİHİ : 04.11.2014
MAHKEMESİ : ÇAY ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 28/03/2013
NUMARASI : 2012/344-2013/236
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 04.11.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat M.. İ.. G.. ile temyiz edilen vekili Avukat M.. Ö.. H.. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı,mirasbırakan A.. K..’nın bütün taşınmazlarını davalıya temlik ettiğini, anılan temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Davalı ise, iddiaların doğru olmadığını, annesi ile babasının 11.05.1976 tarihinde boşandıklarını, davacı ile babasının mirasbırakanı evden çıkarmaları üzerine murise eşiyle birlikte sahip çıktıklarını, temliklerin bakım karşılığı olup, bakım borcunu yerine getirdiğini, davacının ise 35 yıl boyunca murisi arayıp sormadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, mirasbırakanın tüm malvarlığını oluşturan dava konusu taşınmazlarını davalı kızına temlikinin bakım akti ile öngörülen ivazı aşar nitelikte bulunması sebebi ile mirastan mal kaçırma amacını yönelik olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; mirasbırakan A.. K…’nın 138, 297, 993, 998 ve 1490 parsel sayılı taşınmazlarını 09.12.1992 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile davalı kızına devrettiği, 1924 doğumlu olan miras bırakanın 17.12.2009 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davalı kızı ile davacı oğlunun kaldığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) m. 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir (818 s. Borçlar Kanununun (BK) m. 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (TBK m. 614 (BK) m. 514)).
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 1.4.1974 günlü ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; mirasbırakanın temlik dışı taşınmazının bulunmadığı tespit edilmiş ise de, dosya içeriği, zabıta araştırması ve tanık anlatımlarına göre; bir gözü görmeyen, sabit geliri ve sağlık güvencesi bulunmayan murisin eşinden boşandığı 1976 yılından sonra davalı kızının yanında yaşadığı, ölünceye kadar bakma aktini 1992 yılında yaptığı ve 12 yıl sonra öldüğü, sağlığında akde aykırılık nedeniyle, başka bir ifadeyle bakılmadığı iddiasıyla dava açmadığı, kaldı ki; davacı tanıkları da dahil olmak üzere olay hakkında bilgisi olan tüm taraf tanıklarının mirasbırakanın davalı kızı ile damadının yanında yaşadığını ve murise davalının baktığını beyan ettikleri anlaşılmaktadır.
O hâlde, anılan bu olgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, dava tarihi itibariyle toplam değeri 89.247.-TL olarak belirlenen dava konusu taşınmazların davalıya temlikinin bakım karşılığı olduğu, mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı, başka bir ifadeyle işlemin gerçek iradeyi yansıttığı sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Kabule göre de; pay oranında iptal ve tescil istendiği ve bu doğrultuda karar verildiği halde, taşınmazın tamamı üzerinden davacı taraf yararına fazla vekalet ücretine hükmedilmiş olması da isabetsizdir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları belirtilen nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nin 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 04.11.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
– KARŞI OY –
Bir kimsenin anasına, babasına veya eşine bakıp yardım etmesi ahlaki bir vazifedir.Görevin sınırı aşıldığı, yani bakıp gözeten için bu durum külfet teşkil ettiği zaman, hizmetin karşılığında bir şey istenmesi ya da taşınmazların temellük edilmesi uygun düşer. Öte yandan bakıma muhtaç olsa bile verilen şeyin geliri ve hizmet arasında adil bir orantı bulunmalıdır. Çünkü mallarını temlik eden kişi onların geliri ile zaten bakma görevini davalı tarafa yaptırabilecek iken tüm malvarlığının nakline yol açacak şekilde işlem yapılması gerçek anlamıyla ölünceye kadar bakma sözleşmesi sayılmaz.
Somut olayda, muris ile davacı eşinin aralarının açık olmasından dolayı oğlu davacı ile de görüşmediği, mirasbırakanın özel bakımının gerekmediği, davalı için bakıp gözetmenin külfet teşkil etmediği, üstelik dava konusu beş adet taşınmazın değeri ne olursa olsun mirasbırakanın tüm malvarlığını oluşturduğu dikkate alındığında gerçek amacın bakım karşılığı olmaktan ziyade mirastan mal kaçırmak ve muvazaalı olduğu tartışmasızdır. Mahkeme kararı işin esası yönünden onanmalıdır. Ancak pay oranında iptal ve tescil istendiği ve bu doğrultuda karar verildiği halde taşınmazların tamamı üzerinden davacı yararına fazla vekalet ücreti takdiri doğru olmadığından mahkeme kararı bu yöne hasren bozulmalıdır. Sayın çoğunluğun bozma görüşüne iştirak etmiyorum.