YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/12966
KARAR NO : 2014/14681
KARAR TARİHİ : 23.09.2014
MAHKEMESİ : KAYNARCA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/01/2013
NUMARASI : 2011/125-2013/14
Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 23.09.0214 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat R. Ş. ile temyiz edilen davalı İ.. A.. geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı F.. A.. gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekil ve asilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Asıl ve birleşen dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı asıl ve birleşen davada; murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak maliki bulunduğu taşınmazları tapuda satış gibi göstermek suretiyle gelini ve torununa temlik ettiğini ileri sürerek eldeki asıl ve birleşen davayı açmıştır.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; tarafların ortak mirasbırakanı İbrahim Ayder’in kayden maliki bulunduğu .. parsel, .. ada, .. parsel, .. ada, .. parsel, .. ada, .. parsel sayılı taşınmazlarını , 21/03/2007 tarihli satış akdi ile torunu olan davalı İ.. A..’e, 133 ada, 1 parsel sayılı taşınmazı 14/07/2008 tarihli satış akdi ile gelini olan F.. A..’e satış akdi ile temlik ettiği, 15/06/2001 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları Ekrem, Müzeyyen ve İsmail’i bıraktığı, davacının mirasbırakanın oğlu Ekrem, davalılar ise oğlu İsmail’i eşi ile İsmail’den olma torunu olduğu anlaşılmaktadır
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmeside Medeni Kanunun 706., 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 237. (818 sayılı Borçlar Kanunu md 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmeside büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde mahkemece yapılan araştırma inceleme ve soruşturmanın hükme elverişli ve yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Hâl böyle olunca, çekişmeli taşınmazların satış tarihindeki gerçek değerinin keşfen saptanması, tüm malvarlığı içindeki oranının belirlenmesi, mirasbırakanın taşınmazlarını satmasını gerektirecek haklı ve geçerli bir nedeninin bulunup- bulunmadığının açıklığa kavuşturulması, mirasbırakanın iradesinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması, toplanmış ve toplanacak tüm delillerin değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.100.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 23.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.