YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/16986
KARAR NO : 2014/17186
KARAR TARİHİ : 10.11.2014
MAHKEMESİ : GAZİOSMANPAŞA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/12/2012
NUMARASI : 2010/480-2012/647
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 29.04.2014 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı K.. A.. ve vekili Avukat B.. T.. ile temyiz edilen davalılardan H.. A.. ve vekili Avukat K.. T.. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan deliller ile dava konusu 92 parsel sayılı taşınmazın davalılar murisi A.. A.. tarafından, kök muris S.. A..’dan değil de dava dışı M.. U.. isimli şahsın zilyetliğinde iken ondan satın alınmak suretiyle tespit ve tescil edildiği saptanmak, çekişme konusu öteki 883, 1084, 1036, 1037 ve 70 parsel sayılı taşınmazlar bakımından ise iddianın kanıtlanamadığı belirlenmek ve benimsenmek suretiyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacıların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine.
Davacılar vekilinin çekişme konusu 29 ve 1483 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin temyiz itirazlarına gelince;
Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden; davacıların 29 ve 1483 parsel sayılı taşınmazlar bakımından, hile ile alınan vekâletnamenin kötüye kullanıldığı hukuksal nedenine dayanarak eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.
Çekişmeli 29 ve 1483 parsel sayılı taşınmazların tapulama ve kadastro komisyonu kararı ile tarafların kök murisi S.. A.. adına ayrı ayrı tescil edildiği, adı geçen murisin ölümü üzerine 06.05.1995 tarihinde her iki taşınmazın mirasçıları adına intikal ettirildiği, sonrasında davacı K.. A..’ın 29 parsel sayılı taşınmazdaki payını dava dışı M..S.. isimli kişiye sattığı, öteki mirasçıların ise paylarını 05.09.1995 tarihinde dava dışı M.. A..’a satış suretiyle temlik ettikleri, bu kişinin de paylarını 07.09.1995 tarihinde davalılar murisi A..A..’a satarak devrettiği, muris A.. A..ın ise taşınmazdaki 6/7 payını 22.02.1999 tarihinde davalı H.. A..’a bağış suretiyle temlik ettiği ve bu payın halen davalı adına kayıtlı olduğu, öte yandan 1483 parsel sayılı taşınmazda da intikalden sonra davacı K.. A..’ın payını dava dışı Y.. Y..’na sattığı, diğer paydaşların ise paylarını çeşitli tarihlerde davalı H.. A..’a satarak devrettikleri ve anılan taşınmazda 6/7 payın halen davalı adına kayıtlı olduğu sabittir.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekâlet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun (BK) 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1). Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda ise, çekişme konusu 29 ve 1483 parsel sayılı taşınmazlar için yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda bir araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
O hâlde, mahkemece öncelikle akit tabloları ile dayanak belgelerin tamamının getirtilmesi, tarafların tüm delilerinin toplanması, ayrıca daha önceden yanlar arasında görülen Çatalca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1996/525 E.- 2000/67 K. sayılı dava dosyası da getirtilerek incelenmesi, toplanan ve toplanacak olan deliller uyarınca vekâlet görevinin kötüye kullanılıp kullanılmadığı açıklığa kavuşturulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları 29 ve 1483 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili olarak belirtilen yön itibariyle yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.12.2013 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.100.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, 10.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.