Danıştay Kararı 10. Daire 2019/6716 E. 2021/6161 K. 13.12.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6716 E.  ,  2021/6161 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2019/6716
Karar No: 2021/6161

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adına asaleten …, …’a velayeten
….
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
TEMYİZ EDEN MÜDAHİL
(DAVALI YANINDA) : ….
VEKİLLERİ : Av. …., Av. ….
DİĞER MÜDAHİL
(DAVALI YANINDA) : …. Sigorta Şirketi
VEKİLİ : Av. ….
İSTEMLERİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:…. sayılı kararının; davacı, davalı idare ve davalı yanında müdahillerden … tarafından, aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, eşi/babaları …’ın 24/10/2010 tarihinde acil olarak başvurduğu … Numune Hastanesinde icapçı doktorun defaatle aranmasına rağmen muayene için gelmemesi nedeniyle … Üniversitesine bağlı sağlık kuruluşuna sevk edildiği, fakat sevk sırasında vefat ettiği, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranılan zararlara karşılık eş … için 101.605,18 TL maddi ve 80.000,00 TL manevi, çocukları …. için 7.620,46 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi, …. için 8.759,35 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi, …. için 16.729,63 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi, …. için 11.416,11 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın vefat tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; dava dosyasında mevcut Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan …. tarih ve … sayılı rapor ile … Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerince hazırlanan 23/12/2015 kayıt tarihli bilirkişi raporunda, müteveffanın 13:30’da geldiği davalı idareye bağlı sağlık kuruluşunda kişiye tatbik edilen tıbbi müdahale ve yapılan laboratuvar testlerinin alınması ve değerlendirilmesinde hataya yahut gecikmeye düşüldüğüne dair herhangi bir tespit bulunmadığı, bu yönlerden bir kusur ve bunların neticenin meydana gelmesine neden olduğuna dair bir değerlendirme bulunmadığı, yalnızca icap nöbeti tutan müdahil sağlık personelinin aranmasına rağmen gelmeyişinin mevzuata aykırı olduğunun, fakat gelmiş olsa bile hastanın ölümüne olan etkisinin mevcut veriler ile bilinemeyeceğinin açıkça beyan edildiği, sağlık kuruluşunda bulunduğu süre içerisinde uygulanan tedavi ve personel eliyle yapılan müdahale biçiminde tıbben bir eksiklik bulunmadığı, sadece davalı idare personelinin bizzat hastayı görmemesinin adı geçenin hayatını kaybetmesine neden olduğunun kabulünü gerektiren bilimsel bir saptama olmadığı, dava konusu olaya ilişkin anılan raporlardaki değerlendirmeler ve dosyadaki belgeler, olayın gelişimi ve neticesinin maddi tazminat bağlamında illiyet bağı kurmaya yeterli olmadığından, davacılar açısından idareyi maddi tazminatla yükümlü tutabilecek nitelikte bulunmadığı, davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi gerektiği; öte yandan, nefroloji uzmanının nöbetinin, hastaneye gelerek, acil vaka olarak davalı idare sağlık merkezine diğer bir sağlık merkezinden sevkle gelen hastayı muayene etmeyi de içerdiğinin bilirkişi raporu ile sabit olduğu, müdahil doktorun üç defa telefon ile aranmasına rağmen gelmeyişi, hastanın durumunun hastanede iken kötüleşmesi üzerine yine hastayı görmeksizin başka bir sağlık merkezine naklinin istenilmesi, durumu stabil olmayan hastanın sevkinin bilirkişilerce de eksiklik olarak değerlendirildiği, tüm bu işleyişteki aksaklığın, kişinin yakınlarının o anki psikolojik durumlarına ilave kaygı ve endişelerinin artmasına sebep olduğu, kişinin hayatını kaybetmesi ile de daimi üzüntü ve acıya maruz bıraktığı, bu itibarla, olayın gelişim ve seyrindeki bu aksaklığın davacıların manevi tazminat istemlerinin tamamının kabulünü gerektirdiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğunun dosyadaki bilirkişi raporu ile sabit olduğu, hastanın durumu stabil olmadan sevk edildiği, nefroloji uzmanının görevinin başında bulunmaması sebebiyle gerekli tedavi işlemlerinin yapılamaması sonucunda vefat ettiği, maddi tazminat istemlerinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, usul yönünden, davanın süresinde açılmadığı; esas yönünden ise, Adli Tıp Kurumu raporunda, yaklaşık bir saatlik gecikmenin ölüm olayına ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediğinin belirtildiği, buna göre ölüm ile sunulan hizmet arasında nedensellik bağı kurulamadığı, olayda ağır hizmet kusuru şartı gerçekleşmediği halde aleyhlerine manevi tazminata hükmedildiği, hükmedilen tutarın fahiş olduğu, bu tazminat türüne faiz işletilemeyeceği, işletilecekse de ancak hüküm tarihinin esas alınabileceği ileri sürülmektedir.
Davalı yanında müdahil … tarafından, olayda davacılar yakınının ilk olarak başvurduğu özel diyaliz merkezinin de sorumluluğunun bulunduğu, daha sonra başvurduğu özel hastanede de hiçbir tedavi ve acil yardım uygulanmaksızın hastanın çıkış yapmasına izin verildiği, hastanın şikayetlerinin nefroloji ile ilgisinin bulunmadığı, nefes darlığı şikayeti bulunduğu halde kardiyoloji veya göğüs hastalıkları uzmanından görüş alınmadığı, hastanın en son aşamada … Numune Hastanesine gönderildiği, acil serviste genel muayenesi yapılmadan, şikayetleri sorgulanmadan gerekli tetkiklerin yapıldığı, kan testi sonucu çıktığında da sadece kan değerlerinin düşük olduğu bilgisinin paylaşıldığı, hastanın tıbbi durumunun acil doktoru tarafından gerekli özen ve yeterlilikte irdelenmediği, bu nedenle durumun aciliyetinin fark edilemediği, hastanın gerekli acil müdahalenin yapılarak stabil hale getirilmesinin acil tıp uzmanının görev tanımında yer aldığı, buna rağmen hastanın durumunun geri dönülemez aşamaya gelinceye kadar kontrol edilmediği, olayda kusurunun bulunmadığı ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu raporunda, yaklaşık bir saatlik gecikmenin ölüm olayına ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediğinin belirtildiği, buna göre ölüm ile sunulan hizmet arasında nedensellik bağı kurulamadığı savunulmuş olup, davacılar ve davalı yanında müdahiller tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davacıların temyiz istemlerinin reddi, davalı idare ve davalı yanında müdahillerden …’ın hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek olduğu yönündeki temyiz istemlerinin kabulü, diğer temyiz istemlerinin reddi, temyize konu kararın davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmının ise takdir edilen manevi tazminat tutarının yüksek olduğu, manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak hükmedilecek manevi tazminat miktarının yeniden belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalı yanında müdahillerden Vural Taner Yılmaz’ın duruşma istemi ile davalı idarenin süre itirazı yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacılar murisi ….’ın, hipertansiyon, diyabet ve kronik böbrek yetmezliği hastalıklarının bulunduğu, 24/10/2010 tarihinde nefes almada güçlük şikayetiyle önce … Hastanesi acil servisine başvurduğu, yapılan tetkiklerin ardından … acil servisine sevk edildiği, saat: 13.30’da anılan Hastanenin acil servisine giriş yaptığı, burada muayene ve tetkiklerin yeniden yapıldığı, çekilen EKG’sinin normal olarak değerlendirildiği, aranan icapçı nefroloji uzmanı müdahil …’ın tetkiklerin sonucu çıktığında aranmasını istediği, saat: 14.19’da sonuçların çıkmasının akabinde nefroloji uzmanının yeniden arandığı, icapçı doktorun talimatı ile nefroloji servisine yatışının yapıldığı, diyaliz personelinin gelmesinin beklendiği sırada genel durumunun kötüleştiği, acil nöbetçi uzman doktorunca hastanın Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevkinin uygun görüldüğü, icapçı doktor aranarak gelip hastayı görmesinin istendiği, icapçı doktorun hastayı muayene etmeye gelmeksizin hastanın sevkini istediği, hastanın saat:15.00’da Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiği, 15.15’te anılan sağlık kuruluşuna ulaştığında kardiyak arrest vaziyette olduğu, uygulanan canlandırmaya cevap alınmaması üzerine ex kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Olay hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp 1. İhtisas Kurulundan alınan … tarih ve … sayılı raporda, “kişinin ölümünün kronik böbrek yetmezliği, akut bronşit ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana geldiği, Dr. …’ın hasteneye gelip hastayı muayene etmemesinin eksiklik olduğu, ancak hastanın hastaneye saat 13:30’da getirildiği, muayenesinin yapılıp laboratuar tetkiklerinin istendiği ve laboratuar sonuçlarının saat 14:19’da çıktığı, kişinin 15:00 civarında sevk edildiği ve sevk edilirken de klinik durumunun ağır olduğu ve kişinin bir üst merkez olan Üniversite Hastanesine sevk edildiği dikkate alındığında, yaklaşık 1 saat gecikmenin ölüm olayında ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediği” yönünde görüş bildirildiği, … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve İddianame No:… sayılı iddianamesiyle, anılan Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda görevli icapçı nefroloji uzmanı hakkında ceza davası açıldığı, iddianamenin davacılara tebliği sonrasında davacılar tarafından, olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle davalı idareye başvuruda bulunulduğu, bu başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı, İdare Mahkemesince, olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan … Üniversitesi Tıp Fakültesinde görevli .. nefroloji uzmanı, 1 adli tıp uzmanı öğretim üyesince hazırlanan 23/12/2015 tarihli bilirkişi raporunda özetle, Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğine göre icapçı nöbetçinin kuruma her davette gelmeye mecbur olduğu, Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğe göre ihtiyaç halinde çağrı yöntemi ile sağlık tesisine davet edilmek üzere icap nöbeti tutturulduğunun belirtildiği, dava dosyasında mevcut belge ve bilgilere göre, icapçı doktorla üç kez telefonla görüşülmesine rağmen hastaneye gelmediği, önce hastanın yatırılarak diyalize alınmasına karar verildiği, daha sonra Üniversite Hastanesine sevk edilmesine karar verildiği, mevcut verilerle hastanın durumu stabil olmadan sevk edilmemesi gerektiği; kişinin bir üst merkez olan Üniversite Hastanesine sevk edilmesinde yaklaşık 1 saatlik gecikmenin ölüm olayına ne düzeyde etkisi olduğunun veya icapçı doktor zamanında gelip müdahale etmiş olsaydı hastanın iyileşip iyileşmeyeceğinin mevcut verilerle bilinemediği, ancak icapçı doktorun, görmeye gelmeden sevkini istediği hastanın yolda ambulansta iken arrest olduğu dikkate alındığında, icapçı doktorun hastaneye gelip hastayı muayene etmemesinin kusur olduğu, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu” yönünde görüş bildirildiği görülmektedir.

İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
Esasen, Anayasa’nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir.
Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir.

A) Temyiz İstemine Konu Kararın, Davacıların Maddi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) Temyiz İstemine Konu Kararın, Davacıların Manevi Tazminat İstemlerinin Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare Mahkemesince; müdahil doktorun üç defa telefon ile aranmasına rağmen gelmediği, hastanın durumunun hastanede iken kötüleşmesi üzerine yine hastayı görmeksizin başka bir sağlık merkezine naklinin istenildiği, durumu stabil olmayan hastanın sevkinin bilirkişilerce de eksiklik olarak değerlendirildiği, tüm bu işleyişteki aksaklığın, kişinin yakınlarının o anki psikolojik durumlarına ilave kaygı ve endişelerinin artmasına sebep olduğu, kişinin hayatını kaybetmesi ile de daimi üzüntü ve acıya maruz bıraktığı, bu itibarla, olayın gelişim ve seyrindeki bu aksaklığın davacıların manevi tazminat istemlerinin tamamının (240.000,00 TL) kabulünü gerektirdiğine karar verilmiş olup, olay nedeniyle davacıların uğradığı manevi zararın, idari faaliyetin niteliği (istenmeyen sonuca etkisinin tespit edilemediği) gözetilerek manevi tatmin sağlayacak, idarenin eylemini ortaya koyacak makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, dosyada mevcut bilirkişi raporlarında, icapçı doktorun hastayı muayeneye gelmemesi bir eksiklik olarak belirtilmekle birlikte, zamanında gelip muayene etmiş olsa idi hastanın iyileşip iyileşemeyeceğinin bilinemeyeceği hususunun da vurgulandığı, hastanın Sivas Numune Hastanesine giriş yapmasından kısa bir süre sonra sevk edildiği, sevki sırasında kalp ve solunum durmasının yaşandığı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu olay nedeniyle hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğu görüldüğünden, İdare Mahkemesince manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak hükmedilecek manevi tazminat miktarının yeniden belirlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin REDDİNE, davalı idare ve davalı yanında müdahillerden …’ın hükmedilen manevi tazminat tutarının yüksek olduğu yönündeki temyiz istemlerinin KABULÜNE, diğer temyiz istemlerinin REDDİNE,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, maddi tazminat istemlerinin reddine reddine ilişkin kısmının oy birliğiyle ONANMASINA, manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmının oy çokluğuyla BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13/12/2021 tarihinde karar verildi.

(X) – KARŞI OY :

Uyuşmazlıkta, olaya yönelik olarak ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan …. tarih ve … sayılı rapor ile İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan … Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerince düzenlenen 23/12/2015 tarihli bilirkişi raporunda yer alan tespitlere bakıldığında, davalı idare personelinin eksiklik olarak bildirilen eylemlerinin davacılar murisinin ölümüne sebebiyet verdiğine dair bir tespitin yapılmadığı, dolayısıyla istenmeyen sonuca davalı idare personelinin ihmalinin sebebiyet verdiğinin kabul edilemeyeceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; davacıların manevi tazminat istemlerinin reddi gerekirken kabulü yolunda verilen Mahkeme kararının, kabule ilişkin kısmının bu gerekçeyle bozulması gerektiği oyuyla Daire kararına bu yönden katılmıyorum.