Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/3829 E. , 2021/6144 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/3829
Karar No : 2021/6144
KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1) … (müteveffa)
2) …
3) …
4) …
5) …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının kısmen onanmasına, kısmen bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 26/10/2017 tarih ve E:2016/166, K:2017/4317 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları … ‘in, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bakırköy Önleyici Hizmetler Büro Amirliği Motorize Ekiplere bağlı polis memuru olarak görev yapmakta ve nöbet saatleri içerisinde görevi gereği … plakalı motosikletle seyir halinde iken geçirdiği trafik kazası sonucu 06/03/2011 tarihinde hayatını kaybetmesi nedeniyle, kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca annesi … ve babası … için ayrı ayrı 40.000,00 TL, kardeşleri …, … ve … için ayrı ayrı 10.000,00 TL olmak üzere toplam 110.000,00 TL manevi tazminat ile … ve … için ayrı ayrı 1.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi tazminatın, daha önce adli yargıda açılan ve görevsizlik kararı verilen dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince, …’in, nöbet saatleri içerisinde görevi gereği … plakalı motosiklet üzerinde diğer bir polis memuru ile birlikte Bakırköy ilçesi, Ataköy Mevkiinden Yeşilyurt Mahallesi istikametine doğru Hava Harp Okulu karşısındaki sahil yolunda seyir halinde iken motosikletin direksiyon hakimiyetini ve dengesini kaybetmesi sonucu orta refüjdeki trafik levhası ve bariyer direklerine çarpmak suretiyle geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmesi nedeniyle idarenin kusursuz sorumluluğu uyarınca açılan davada, polis memuru olan davacılar murisinin, resmi kamu görevi sırasında, meydana gelen trafik kazası nedeniyle vefat ettiği, olayın oluş şekli ve niteliği dikkate alındığında, davacılar murisinin zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağını kesecek nitelikte ve ağırlıkta şahsi bir kusuru olmadığı sonucuna varıldığından, kamu görevlisi olan davacılar murisinin, idari faaliyet ile uygun nedensellik bağı kurulabilen ve yürüttüğü kamu hizmetinin neden ve etkisiyle yaşamını yitirmesi sonucunda, mirasçıları olan davacılar tarafından uğranılan özel ve olağan dışı zararın, hizmetten yararlanan topluma pay etme esasına dayalı olan kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin edilmesi gerektiği belirtilerek, Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen ve hükme esas alınabilecek nitelikte görülen 14/07/2015 tarihli bilirkişi raporunda, anne … için 12,507.99 TL, baba … için 12,507.99 TL tazminat miktarı hesaplanmış ise de, “taleple bağlılık” ilkesi gereğince davacıların istemiyle bağlı kalınarak anne için 1,000,00 TL, baba için 1,000,00 TL olmak üzere toplam 2,000,00 TL maddi tazminatın ödenmesi; manevi tazminat talebi yönünden, meydana gelen olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabın bir nebze olsun hafifletilmesi amacıyla olayın vuku buluş şekli ve davacıların bundan sonraki yaşamı üzerindeki bırakacağı neticeleri dikkate alındığında, duydukları elem ve ızdırabın karşılığı olarak anne için 40,000,00 TL, baba için 40,000,00 TL, kardeşlerin her biri için 10,000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 2.000,00 TL maddi, 110.000,00 TL manevi tazminatın adli yargıda açılan dava tarihi olan 13/02/2012 tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Her iki tarafın temyiz istemi üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu İdare Mahkemesi kararının manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısımının onanmasına, maddi tazminatın kabulüne ve vekalet ücretine ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir.
KARAR DÜZELTME
TALEP EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu olayda idarelerinin kusuru bulunmadığı, dava konusu olay sonrasında davacılara 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ve bu Kanuna dayalı olarak çıkartılan Yönetmelik hükümleri uyarınca yapılan ödemelerle zararlarının karşılandığı, hükmedilen manevi tazminat tutarının sebepsiz zenginleşmeye mahal verecek nitelikte yüksek olduğu, manevi tazminata faiz işletilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın düzeltilerek İdare Mahkemesi kararının idare lehine bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARIŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Davalı idarenin karar düzeltme isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının … dışındaki davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulü yönünden onanması, davacılardan … yönünden 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesinin 1. fıkrası hükmünün uygulanmasını teminen bozulması, davacılardan …’in maddi tazminat istemi ile davacılar lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin kısmı yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçelerinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesi’nin 26/10/2017 tarih ve E:2016/166, K:2017/4317 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava, davacıların yakınları …’in, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Bakırköy Önleyici Hizmetler Büro Amirliği Motorize Ekiplere bağlı polis memuru olarak görev yapmakta ve nöbet saatleri içerisinde görevi gereği … plakalı motosikletle seyir halinde iken geçirdiği trafik kazası sonucu 06/03/2011 tarihinde hayatını kaybetmesi nedeniyle, kusursuz sorumluluk ilkesine göre annesi … ve babası … için ayrı ayrı 40.000,00 TL, kardeşleri …, … ve … için ayrı ayrı 10.000,00 TL olmak üzere toplam 110.000,00 TL manevi tazminat ile … ve … için ayrı ayrı 1.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi tazminatın, daha önce adli yargıda açılan ve görevsizlik kararı verilen dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik” başlıklı 26. maddesinde, “1. Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik ve niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçıları aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir. Dört ay içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. 2. Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir…” hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) İdare Mahkemesi Kararının, Davacılardan … Yönünden İncelenmesi:
Dava dosyasına ilişkin UYAP ortamından alınan davacılara ait nüfus kayıt örneğinin incelenmesinden, davacılardan …’in temyize konu Mahkeme kararının verildiği 30/09/2015 tarihinden sonra 18/05/2020 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.
2577 sayılı Kanun’un 26. maddesinin 2. fıkrasının “yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir.” hükmünden kastedilen; münhasıran ölenin şahsına sıkı sıkıya bağlı olan, başkalarına devir ve temliki veya miras yoluyla intikali mümkün olmayan haklarla ilgili davalardır. Bunun dışında, Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca, ölene ait bulunan bütün haklar, mallar ve borçlar mirasçılara geçeceğinden, açılmış bulunan bu tür davaları ölenin mirasçılarının takip etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu durumda; İdare Mahkemesince, davacılardan …’in vefat etmiş olması ve uyuşmazlığın yalnız öleni ilgilendiren bir dava niteliğinde bulunmadığı gözetilerek, 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca davayı takip hakkı kendisine geçen mirasçıların başvurmasına kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerekmektedir.
B) İdare Mahkemesi Kararının, Davacılardan …, …, … ve …’in Manevi Tazminat İstemlerinin Kabulüne İlişkin Kısmının İncelenmesi:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, davacılardan …, …, … ve …’in manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmı, usul ve hukuka uygun olup davalı idare tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın belirtilen kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
C) İdare Mahkemesi Kararının, Davacılardan … Lehine Hükmedilen Maddi Tazminata İlişkin Kısmının İncelenmesi:
Davacılardan …’in, oğlu …’in görevini yürütürken meydana gelen trafik kazası sonucunda vefatı nedeniyle oluşan, davalı idarenin yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen özel ve olağan dışı zararının, İdare Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin edilmesi gerekmektedir.
Bununla birlikte, dava dosyasının incelenmesinden; davacıya ödenen nakdi tazminat ve bağlanan vazife malullüğü aylık tutarı da dikkate alınarak vazife malullüğü aylığı peşin sermaye değeri ile adi malullük aylığı peşin sermaye değeri arasındaki fark düşülmek suretiyle destekten yoksun kaldıkları maddi zararın hesaplanması amacıyla dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, anne için 12,507.99 TL, baba için 12,507.99 TL tazminat miktarı belirlendiği belirtilmekte ise de, 14/07/2015 tarihli mezkur raporda SGK Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı’nın 16/06/2013 tarihli yazısında, 06/03/2011 tarihinde vefat eden …’in ölümünden dolayı 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre 15/03/2011 tarihinden itibaren aylık bağlandığı, ancak davacılara bağlanan ölüm aylıklarının peşin sermaye değerlerine ilişkin herhangi bir bilgi bulunmadığı, bu nedenle öncelikle SGK’dan davacılara bağlanan vazife malullüğü aylığı ile olay görev dışı olsa idi bağlanacak olan adi malullük aylığı peşin sermaye değerlerinin sorularak bildirilecek tutarlar arasındaki farkın her bir hak sahibinin tazminat tutarından mahsubunun gerekeceği, istenen bilgi geldikten sonra dosyada mahsup işlemi yapılmak suretiyle nihai hesaplamanın yapılacağı belirtilmesine rağmen, bu hususta SGK’dan belge ve bilgi istenilmediği ve yeni bir rapor alınmadan eksik bilgiye dayalı rapora göre karar verildiği görülmektedir.
Nitekim, davacı … tarafından, …’in vefatı nedeniyle kendisine vazife malullüğü aylığı bağlanması talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, … İdare Mahkemesince işlemin iptali yönünde verilen … tarih, E:…, K:… sayılı karar, Danıştay 11. Dairesinin 06/07/2017 tarih, E:2013/3336, K:2017/5188 sayılı kararıyla onanmış bulunmaktadır. Mezkur mahkeme kararına istinaden 15/03/2011 tarihinden itibaren 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre adı geçene aylık bağlanmış ise de, mahkemece bağlanan aylıklara ilişkin ödeme bilgileri hesaplamada nazara alınmamıştır.
Ayrıca, kamu görevlilerine, vazife malûllüğüne sebep olan olaydan dolayı prim ödemek suretiyle kapsamında bulunulan sosyal güvenlik sisteminin doğal sonucu olarak bağlanan vazife malüllüğü aylığının, adi malüllük aylığını aşan, bir başka ifade ile adi malüllük aylığına yapılan zamma ilişkin kısmının, vazife malüllüğüne sebep olan olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabulüne olanak bulunmamaktadır. Bu zam, yarar kabul edilip hesaplanan zarardan indirim yapılacak bir kalem değildir. Aksine bir yaklaşım, vazife malûllüğüne sebep olan olaydan dolayı kamu görevlilerine/hak sahiplerine bağlanan vazife malüllüğü aylığının idarenin bir lütfu, kamu görevlileri/hak sahipleri yönünden ise gerçekleşmesi istenilen ve beklenilen bir olay olduğu sonucunu ortaya çıkarır. Bu sonucun hayatın olağan akışına uygun olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, müteveffa destek ile davacı babanın (ve davaya mirasçılarının devam etmesi halinde annenin) muhtemel ömrünün ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekmekte olup, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise anılan kişilerin muhtemel ömrü, PMF 1931 hayat tablosuna göre belirlenmiştir.
Bu itibarla, Mahkeme kararına dayanak alınan bilirkişi raporunun hesaplama yöntemi bakımından hükme esas alınacak nitelikte olmadığı görüldüğünden, davacı babanın hayatını kaybeden oğlu nedeniyle uğradığını iddia ettiği maddi zararı aşağıda belirtilen şekilde bilirkişi tarafından yeniden hesaplanmalıdır.
Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali polis memurunun aylar itibariyle aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından 2330 sayılı Kanun uyarınca davacıya bağlanan ve aylar itibariyle ödenen ölüm aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından davacıya bağlanan ölüm aylığı tutarı arasındaki fark, davacının destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kaleminin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır.
Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali polis memurunun aylar itibariyle alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacıya bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek ölüm aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından davacıya bağlanan ölüm aylığı tutarı arasındaki fark, davacının destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kaleminin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacıya bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek ölüm aylıkları dikkate alanarak, desteğin emekli aylığı üzerinden davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından davacıya bağlanan ölüm aylığı tutarı arasındaki fark, davacının destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kaleminin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir.
Öte yandan, yapılacak hesaplamada, davacıya davalı idarece ödenen nakdi tazminat tutarının yarar olarak kabul edilip, yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki güncel değerinin bulunarak hesaplanan maddi zarar tutarından indirilmesi gerekmektedir.
Buna göre İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, tekrar yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonrası düzenlenecek rapora göre maddi tazminat istemi hakkında yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden, temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, davanın …’in istemlerine yönelik kısmının mirasçıları tarafından takibine devam edilmesi halinde, aynı hesabın müteveffa annenin zararının da tespitinde esas alınacağı tabiidir.
D) Davacıların Vekalet Ücretine Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesi;
Temyize konu kararda mahkemece, “…davanın kabulü ile 2.000,00 TL maddi, 110.000,00 TL manevi tazminatın… 13/02/2012’den işleyecek yasal faiziyle birlikte …davacılara ödenmesine,… AAÜT uyarınca 750,00 TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine…” karar verilmiş olup, bu husus davacı vekilince temyiz konusu edilmiştir.
a) Manevi tazminata ilişkin vekalet ücretinin belirlenmesi:
Mahkeme kararının verildiği tarihte yürürlükte olan 31/12/2014 tarih 29222 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Manevi tazminat davalarında ücret” başlığını taşıyan 10. maddesi, “(1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez.
(3) Bu davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre hükmolunur.
(4) Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından avukatlık ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir.” hükmünü amir bulunmaktadır.
Tarifenin “Yargı Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olan veya Para ile Değerlendirilebilen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret” başlığını taşılan Üçüncü Kısmında “İlk 30.000,00 TL için %12, sonra gelen 40.000,00 TL için %11, sonra gelen 80.000,00 TL için %8 …” oranında ücret ödeneceği belirlenmiştir.
Buna göre, maddi tazminat ve manevi tazminat için ayrı ayrı vekalet ücreti belirlenmesi, hüküm altına alınan 110.000,00 TL manevi tazminat için AAÜT’nin Üçüncü Kısmında belirtilen oranlar dikkate alınarak vekalet ücretinin hesaplanması gerekmektedir.
b) Maddi tazminata ilişkin vekalet ücretinin belirlenmesi:
Mahkeme kararının verildiği tarihte yürürlükte olan 31/12/2014 tarih 29222 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin “Tarifelerin üçüncü kısmına göre ücret” başlığını taşıyan 13. maddesinde; ” (1) Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için Tarifenin İkinci Kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (yedinci maddenin ikinci fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir.
(2) Ancak hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez.” denilmektedir.
Avukatlık Ücret Tarifesinin İkinci Bölümünde “maktu ücretler” yer almakta olup, 15. sırada “İdare ve Vergi Mahkemelerinde takip edilen davalar için duruşmasız ise 750.00 TL” olarak belirlenmiştir.
Buna göre, mahkeme kararında hüküm altına alınan 2.000,00 TL maddi tazminat için, %12 oranında nisbi vekalet ücreti hesaplanması durumunda, bu miktar belirlenen 750,00 TL’lik maktu ücretin altında kaldığından, AAÜT’nin 13. maddesine istinaden hüküm altına alınan maddi tazminat için 750,00 TL vekalet ücreti ödenmesi gerektiği açıktır.
Bu itibarla, hem maddi tazminat için hem de manevi tazminat için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, mahkeme kararında maddi ya da manevi tazminat olduğu belirtilmeden, davacı lehine 750,00 TL vekalet ücreti ödenmesine karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan, mahkeme kararının vekalet ücretine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Tarafların temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacılardan …, …, … ve …’in manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin kısmının oy birliği ile ONANMASINA,
3. Anılan kararın, davacılardan … yönünden 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesinin 1. fıkrası hükmünün uygulanmasını teminen oy çokluğu ile BOZULMASINA,
4. Davacılardan …’in maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin kısmı ile davacılar lehine hükmedilen vekalet ücreti yönünden oy birliği ile BOZULMASINA,
5. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 09/12/2021 tarihinde KESİN OLARAK karar verildi.
(X) KARŞI OY :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 26. maddesinde, dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar, gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar, dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verileceği, yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçelerin iptal edileceği, dosyanın işlemden kaldırılmasına dair kararların diğer tarafa tebliğ edileceği kurala bağlanmıştır.
UYAP kayıtlarının incelenmesinden, davacının temyiz aşamasında, 18/05/2020 tarihinde vefat etmiş olması nedeniyle yukarıda anılan Kanun hükmü uyarınca işlem tesis edilmesi gerektiği kuşkusuz ise de; dosyanın tekemmülü sağlandıktan, dolayısıyla dosya karar düzeltme incelemesi yapılabilecek hale geldikten sonra davacının vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Dosya işlemden kaldırıldıktan sonra varsa davayı takip hakkı kendisine geçenlerin dosyanın işleme konulması talebiyle başvurmaları halinde yargılama safahatının geriye götürülmeyip kaldığı yerden devamının sağlanması gerekeceğinden, yargılama süresinin gereksiz uzatılmaması ve usul ekonomisi gereği adil yargılanma hakkına daha uygun düşeceğinden, Dairemizce bu aşamada davacılardan … yönünden de karar düzeltme incelemesi yapılarak gerekli olan kararın verilmesi ve 2577 sayılı Kanun’un 26. maddesi hükümlerinin bu kararın tebliğ safahatına yönelik olarak uygulanmak üzere dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği oyuyla, İdare Mahkemesi kararının salt davacının ölümü nedeniyle bozulması yönündeki çoğunluk kararına katılmıyorum.