DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2019/1327 E. , 2021/2885 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2019/1327
Karar No : 2021/2885
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACILAR):
1- …Barosu
2- …
II- (DAVALI): …Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …
III- (DAVALI İDARE YANINDA MÜDAHİLLER):
1- …Demir Çelik End. ve Tic. A.Ş.
2- …Enerji Elektrik Üretimi A.Ş.
VEKİLLERİ: Av. …
DİĞER DAVACILAR : 1- …
…
6- …
İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 05/11/2018 tarih ve E:2013/8004, K:2018/8786 sayılı kararının taraflarca ve davalı idare yanında müdahiller tarafından aleyhe kısımlar yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 05/06/2013 tarihinde askıya çıkan 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi, Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı ve Plan hükümlerinde yapılan değişikliklerin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesi’nin 05/11/2018 tarih ve E:2013/8004, K:2018/8786 sayılı kararıyla;
Davacılardan … ve Seda Tepe (Ataç)’nin davadan feragat etmeleri nedeniyle, anılan davacılar açısından dava hakkında karar verilmesine yer bulunmadığı belirtilerek,
Dairelerince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden;
1- Çevre düzeni planlarında yapılacak değişikliklerle ilgili mevzuatta yer alan ilkeler göz önüne alındığında; dava konusu değişikliklerin çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik olmadığı, plan değişikliğine davalı idarece neden olarak gösterilen hususların plana teknik ve bilimsel bir katkı sağlamadığı, plan değişikliğine ilişkin idari ve teknik usullerin biçimsel olarak ve yetersiz bir şekilde yerine getirildiği, plan değişikliği yapılmasına esas oluşturan idari ve teknik usullerin etkili bir planlama yöntemi olarak uygulanmadığı,
1/100.000 ölçekli Revizyon Çevre Düzeni Planı ve 1/25.000 ölçekli İl Çevre Düzeni Planında sanayi gelişiminin sınırlandırılması ana ilke olmasına karşın, planın vizyon ve ilkeleri ile taban tabana zıt ve aykırı biçimde tarım toprakları aleyhine ve yeraltı su rezervlerine zarar verebilecek şekilde kömür çıkarılmasını öngören ve çevre kirliliğine yol açma potansiyeli bulunan sanayi/enerji yatırımlarını destekleyen hükümlerin anılan ilkelerle uyumlu olmadığı,
2- Dava konusu plan değişikliğiyle Marmaraereğlisi’nde öngörülen “Kentsel Yerleşme Alanı”nın hem doğal sit, hem de mutlak kuru tarım alanı üzerine yerleştirilmiş olmasının ve Enerji Üretim ve Depolama Alanının mutlak kuru tarım arazileri üstünde belirlenmesinin; kömüre dayalı termik santralin, Marmara Bölgesi ve Ergene Havzasında tükenme sürecine giren yeraltı su rezervleri en büyük özenle korunması gereken doğal kaynaklar listesinin başında yer aldığından, sürdürülebilirlik ilkesi gereğince yeraltı sularının, ancak yüzey sularının yeterli olmadığı dönemlerde ve zorunlu durumlarda kullanılması, birden çok termik santral inşa edilebileceği de dikkate alındığında, bu rezervlerin tükenmesi sürecini hızlandırabileceğinden planlama ilkelerine uygun olmadığı,
Termik santralda kullanılması öngörülen ithal kömürün Martaş Limanı’na getirilmesi ve oradan santral sahasına kamyonlarla taşınması, planlanan alanda birden çok kömür kullanan termik santral inşa edilebilecek olmasına ve bu santrallar daha çok kömür kullanabilecek olmalarına karşın diğer santrallere ithal kömürün getirileceği liman ile kömürün limandan termik santrala nasıl ve hangi yolla taşınacağının düşünülmemiş olmasının planlama ve şehircilik ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi yeraltı su kullanımı ve kömürün limandan taşınımının yanısıra herbir termik santralda yönetmeliklerin sınırları içine çekilebilen çevresel etkilerin olası domino etkisinin (her tesiste standartlar içinde tutulmaya çalışılan atıkların birlikte etkisinin) Plan Açıklama Raporunda değerlendirilmemesinin planlama ilkeleriyle bağdaşmadığı,
3- Plan Açıklama Raporunda, Trakya Bölgesi’nde kömür çıkarılmasının tarım alanları ve akiferler üzerinde yapacağı tahribatlar belirtilmesine karşın, Malkara’nın batısında “Enerji Depolama ve Üretim Alanı” (E) gösterimi ile bölgedeki mevcut kömür rezervlerinin kullanılması amacıyla bir adet termik santralin yer almasının öngörülmesinin; plandaki gösterim alanının Kadıköy Barajı Uzun Mesafeli Koruma Alanının bir bölümünde kalması, inşa edilecek santralin bu barajı besleyen akiferlerde tahribat yaratarak bu önemli içme suyu kaynağına zarar verebilecek olması, santralin ihtiyaç duyacağı soğutma ve diğer kullanım suyunun, yeraltı su rezervleri üzerinde olumsuz yönde etki yapacak olması ve Ergene Havzasının başta gelen çevre sorunu haline gelen yeraltı su kaynaklarındaki hızlı azalış nedeniyle, yeraltı suyu kullanacak yeni sanayilerin kurulmasına izin vermek suretiyle sürdürülebilirlik ve planlama ilkelerine aykırı düzenlemeler içerdiği anlaşılan dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin uygun olmadığı;
Ayrıca, Malkara’da kömür kullanacak bir termik santral kurulmasına olanak tanıyan plan kararı alınıp, 2.10.3.3. sayılı Plan Hükmünde, yeraltı su rezervleri üzerindeki etkilerinin hesaplanmasının alt ölçekli planlara bırakılmasının ve Plan Açıklama Raporunun, Planlama alanında yer alamayacak sanayi türlerinin sayıldığı 2.10.31.1 maddesinin (k) bendine “Kömüre dayalı termik santral, (1/25.000 ölçekli İl Çevre Düzeni Planlarında belirlenecek Enerji Depolama ve Üretim Alanları hariç)” şeklinde yapılan eklemenin de planlama ilkelerine uygun olmadığı;
Dolayısıyla, dava konusu 1/100.000 ölçekli plan değişikliği ile ithal ve/veya yerli kaynaklı ve mevcut kömür rezervinin kullanılmasına dönük olarak, 2. ve 3. maddelerde ifade edilen alanlarda da Ergene Havzasının başta gelen çevre sorunu haline gelen yeraltı su kaynaklarındaki suların hızlı azalışı nedeniyle yeraltı suyu kullanacak yeni sanayilerin kurulmasına izin veren ve bu kapsamda bulunan kömüre dayalı termik santral (soğutma sistemi yönünden bir ayrım yapılmaksızın) kurulmasına olanak sağlayan dava konusu plan değişikliklerinin Ergene Havzası açısından sürdürülebilirlik ilkesi, planlama esasları ve kamu yararı ile hukuka uygun olmadığı,
4- Dava konusu plan değişikliğiyle, Tekirdağ’da çevre yolunun kuzeyinde 178 hektar büyüklüğündeki Mutlak Kuru Tarım Arazisi niteliğindeki bir alanın Konut Dışı Çalışma Alanı olarak ayrılmasının, kentin planlanmış alanında çevre yolunun güneyinde henüz yapılaşmamış çok büyük alanların mevcut olduğu, kentin gelecekteki üst biçimi ile ilgili bir çalışmaya dayanmadığı ve akiferlerde neden olabileceği tahribat dikkate alınmadığından, planın temel ilkeleri olan sürdürülebilirlik ve kırsal kalkınma ve nüfus kaybının önlenmesi ilkesiyle çeliştiği; bu nedenle, davalı idarece bilirkişi raporuna kentin yeni oluşmuş bir alan ihtiyacının karşılandığı yolunda yapılan itirazın ve dava konusu değişikliğin bu kısmının planlama esasları ve şehircilik ilkelerine uygun olmadığı,
5- Dava konusu plan değişiğinin, tarım konusunda ana amaçlarından uzaklaşan plan değişiklikleri öngördüğü, tarım arazileri için Ergene Havzası Sınırları İçerisinde ve Ergene Havzası Sınırları Dışında ayrımının uygun bir ayrım olmadığı, Ergene Havzası Sınırları Dışındaki arazilerle TAB ve TOB alanlarında belirlenen İAKS=Emsal’lerin çok yüksek olması nedeniyle planın amaçları açısından uygun olmadığı, bu nedenle davalı idarenin bu alanlarda yapılaşma emsalinin yüksek tutulmasının bu alanın niteliğine uygun olduğu yolundaki itirazının, planla tarım arazilerinin özellikleri ile örtüşmeyecek şekilde emsal getirildiği yolundaki tespitler nedeniyle yerinde görülmediği,
6- Çevre düzeni planıyla belirlenmesi gereken turizm arazi kullanımı ile konut ve kentsel yerleşmelerle ilgili kararları belirleyen Başbakanlık Toplu Konut İdaresi ve Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca getirilecek fonksiyonların, bu planlarda değişiklik yapılmaksızın alt ölçekli planlarla belirlenebilmesine imkan tanıyan, 1/100.000 ölçekli plana eklenen 2.10.36 sayılı plan hükmünde hukuka uyarlık bulunmadığı,
7- Bilirkişi Kuruluna soru olarak yöneltilen ve soruda yer verilen yargı kararları ile raporda belirtilen yargı kararlarına aykırı plan değişikliklerinin işleme sokulduğunun belirlenmesi karşısında, planda bu yönüyle de hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
8- Şarköy-Kızılcaterzi Köyünde dava konusu Çevre Düzeni Planı değişikliğinde “E” Enerji Üretim ve Depolama Alanı gösterimi ile Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali inşa edilmesine yönelik olarak getirilen plan kararları açısından değerlendirme yapıldığında ise;
Uyuşmazlıkta, Doğal Gaz Kombine Çevrim Santraline konu olacak alanın ÇED Raporunda ve tapu kayıt örneğindeki bilgilere göre büyük kısmının tapu kaydının satış suretiyle şahsın özel mülkiyetinde, küçük bir kısmının ise orman mülkiyetinde bulunduğu, orman mülkiyetindeki kısma “Şalt Sahası ve Yol” yapımı amacıyla Orman Genel Müdürlüğü tarafından 6831 sayılı Kanun’un 17/3. maddesi uyarınca 24 ay müddetle ön izin verildiği, taşınmazın özel şahıs adına tescil edilen kısmının tapu kaydının Mahkeme kararı sonucu oluştuğu, akabinde yapılan satış işlemleri ile özel şahıs mülkiyetine geçtiği, Tekirdağ Valiliği İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün …tarih ve …sayılı yazısına göre, 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamı dışında olduğu, dolayısıyla anılan Kanun hükmü kapsamında tahsis amacı değişlikliği işlemi gerektirmediği, envanter kaydının bulunmadığı, bu duruma göre, tapu sicilinde özel kişi adına satış yoluyla tescile konu edilen taşınmazın tescil kaydında vasfının mera olarak gösterilmesinin tek başına mera olduğunun ispatı için yeterli olduğu anlamına gelmeyeceği, bu yönüyle dava konusu plan değişikliklerini kusurlandırır nitelikte olmadığı,
Bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda, Şarköy-Kızılcaterzi Köyünde dava konusu Çevre Düzeni Planında “E” Enerji Üretim ve Depolama Alanı gösterimi ile Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali inşa edilmesine yönelik olarak getirilen plan kararlarında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık görülmediği sonucuna varıldığı,
gerekçeleriyle, davacılardan … ve Seda Tepe (Ataç) yönünden feragat nedeniyle dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Şarköy-Kızılcaterzi Köyünde dava konusu Çevre Düzeni Planında “E” Enerji Üretim ve Depolama Alanı gösterimi ile Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali inşa edilmesine yönelik olarak getirilen plan kararı yönünden davanın reddine, diğer kısımlar yönünden dava konusu plan değişikliğinin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davalı idare tarafından, bilirkişi raporuna itirazların değerlendirilmediği, eksik inceleme ile karar verildiği, dava konusu değişikliklerin imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olarak tesis edildiği, getirilen kullanım kararlarının bölgenin doğal yapısı üzerinde tahrip edici bir etkisinin olmayacağı, yer altı suyunun korunmasına ilişkin dava konusu planda yeterli düzenlemelerin bulunduğu, bölgenin tarımsal potansiyeli nedeniyle tarım alanlarında yapılaşma koşullarında havza içi ve dışı diye bir ayrıma gidildiği, ayrıca idarelerince 08/10/2015 tarihinde yeni bir plan onayının gerçekleştirildiği, bu nedenle Daire kararının dava konusu plan değişikliğinin iptaline ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare yanında müdahiller tarafından, dava konusu Çevre Düzeni Planının ilgili kurum görüşleri de gözönünde bulundurulmak suretiyle tamamen imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına ve hukuka uygun olarak tesis edildiği, bilirkişilerce yapılan tespit ve kanaatin hukuki ve teknik yönden isabetli olmadığı, eksik ve hatalı incelemeye bağlı olarak tanzim olunan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı, kömüre dayalı enerji üretiminde bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde çevreye olumsuz etkilerinin bulunmadığı, bu nedenlerle, Daire kararının, plan notlarının 2.10.3.1. maddesinin (k) bendi ile 2.11.3.3. maddesinde yapılan değişiklikler, “Akaryakıt Ürünleri Depolama Alanları” tanımının, “Enerji Üretim ve Depolama Alanları” olarak değiştirilmesine ilişkin kısım ve Marmaraereğlisi İlçesinde öngörülen “Enerji Üretim ve Depolama Alanı” kullanım kararı yönünden dava konusu plan değişikliğinin iptaline ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davacılardan … ve Tekirdağ Barosu tarafından, Şarköy-Kızılcaterzi Köyü yakınında kurulmak istenen Doğal Gaz Çevrim İstasyonunun bu alandaki enerji santrali kurma talebini tetikleyebileceği, konunun enerji gereksinimine odaklandığı, bu bölgenin tarih, kültür ve tabiat açısından birlikte değerlendirilmesi gerektiği, istasyon kıyıda kurulsa bile kıyının tahribatına neden olacağı, kentsel ve endüstriyel yapılaşmaya açılması uygun olmayan Kızılcaterzi bölgesinde Doğalgaz Çevrim Santraline yönelik plan kararında planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı, bu nedenle Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davalı idare tarafından, davacılardan … ve Tekirdağ Barosunun temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının onanması gerektiği savunulmaktadır.
Davacılardan … ve Tekirdağ Barosu ile davalı idare yanında müdahiller tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …DÜŞÜNCESİ : Daire kararının, dava konusu çevre düzeni planının “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşullarına” ilişkin kısım yönünden bozulması, diğer kısımlar yönünden ise onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idare ile yanında müdahillerin yürütmenin durdurulması istemleri hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası 1/100.000 Ölçekli Revizyon Çevre Düzeni Planı 24/08/2009 tarihinde onaylamıştır.
Bu planın bütününe karşı açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 25/12/2013 tarih ve E:2010/797, K:2013/9181 sayılı kararıyla, bu planın karar ve notlarının, Bilirkişi Raporunun “Plan Politikaları” kapsamında saptanan yedi madde (3.1, 3.2, 3.3, 3.4, 3.5, 3.6, 3.7 sayılı maddeler), “Arazi Kullanım Kararları” kapsamında saptanan sekiz madde (3.8, 3.9, 3.10, 3.11, 3.12, 3.13, 3.14, 3.15 sayılı maddeler), “Plan Hükümleri” kapsamında saptanan dokuz madde (3.16, 3.17, 3.18, 3.19, 3.20, 3.21, 3.22, 3.23, 3.24 sayılı maddeler) ve “Yargı Kararları” kapsamında saptanan iki madde (4.1 ve 4.2 sayılı maddeler) olmak üzere toplam yirmialtı madde yönünden iptaline, diğer yönlerden ise davanın reddine karar verilmiştir. Söz konusu karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/11/2015 tarih ve E:2014/785, K:2015/3849 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi ise aynı Kurulun 26/06/2018 tarih ve E:2016/2914, K:2018/3505 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
09/05/2013 tarihinde onaylanarak 05/06/2013 tarihinde askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı ve Plan hükümlerindeki değişiklikler kapsamında;
– 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı Değişikliği F-19 ve G-19 numaralı Plan paftalarında “Tarım Alanı” kullanımında kalan yaklaşık 178 hektar büyüklüğünde alanın “Kentsel Yerleşme Alanı” kullanımına dönüştürülmesine,
– Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Plan Lejantında Çalışma Alanları başlığı altında yer alan “Akaryakıt Ürünleri Depolama Alanı” adının, 1/25.000 ölçekli Tekirdağ İl Çevre Düzeni Planında anılan kullanımın bulunduğu bölgede mevcutta ve onaylı planlar kapsamında hem depolama kullanımlarının, hem de enerji üretim kullanımlarının yer alması için ‘Enerji Üretim ve Depolama Alanı’ olarak değiştirilmesine,
– Planlama alanı bütününde yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişmesinin desteklenmesi amacıyla; 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı Plan Hükümleri 2.10.36. maddesinin yeniden düzenlenmesine,
– Fosil enerji kaynaklarının planlama alanı bütününde planlı ve kontrollü gelişmesini sağlamak amacıyla; 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 2.10.31. maddesi altında yer alan 2.10.31.1. maddesinin (k) bendinin “Kömüre dayalı termik santral, (1/25.000 ölçekli İl Çevre Düzeni Planlarında belirlenecek Enerji Depolama ve Üretim Alanları hariç)” şeklinde düzenlenmesine,
-1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 2.11.3.3. maddesinin yeniden düzenlenmesine,
-1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı G-17 Paftasına, (E) (Enerji Üretim ve Depolama Alanı) sembolünün (Malkara İlçesine ve Şarköy İlçesi, Kızılcaterzi’ye) atılmasına,
-1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Tanım maddesi altında yer alan “Akaryakıt Ürünleri Depolama Alanları” tanımının yeniden düzenlenmesine,
-Ayrıca, Marmara Ereğlisi İlçesinde bulunan ve 1/25.000 ölçekli Tekirdağ İl Çevre Düzeni Planında “Enerji Üretim ve Depolama Alanı”, “Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı” ve “Kentsel Yerleşme Alanı” olarak gösterilmiş olan ve alt ölçekli planları bulunan bölgenin, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı F-19 nolu Plan paftasında “Tarım Alanı” kullanımı olarak gösterilmiş olan bir kısım alanların “Enerji Üretim ve Depolama Alanı” ve “Kentsel Yerleşme Alanı” olarak gösterilmesine,
-1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı “2.11.2. Arazi Kullanımı” başlığı altında yer alan “2.11.2.1. Tarım Arazisi” maddesinin yeniden düzenlenmesine
karar verilmiştir.
Sonuç itibarıyla, söz konusu plan değişikliği ile Trakya Alt Bölgesinde, Enerji Üretim ve Depolama Alanlarına ilişkin arazi kullanım kararları ve plan hükümlerinin düzenlendiği, ayrıca Tarım Arazilerine yönelik ve Tekirdağ kent merkezinde çevre yolunun kuzeyinde 178 hektar büyüklüğündeki Kentsel Yerleşme Alanlarına (Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı) ilişkin düzenlemeler yapıldığı; planla üç farklı türde Enerji Üretim ve Depolama Alanı getirildiği, bunların Marmaraereğlisi’nde önerilen santralin ithal kömür kaynaklarına, Şarköy-Kızılcaterzi yöresinde önerilen santralın doğalgaz kaynağına ve Malkara’daki santralin ise alanın kuzeyinde bulunan kömür kaynaklarına dayanacağı görülmektedir.
İLGİLİ MEVZUAT:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği, 14. maddenin üçüncü fıkrasının (c) bendinde dilekçenin ehliyet yönünden de inceleneceği, 15. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanunu’nun “Çevrenin korunması” başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrasının b) bendinde, “Çevrenin korunması amacıyla; Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” hükmü yer almıştır.
4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunu’n 2. ve 10. maddesi ile 2872 sayılı Çevre Kanununun 9. maddesine dayanılarak hazırlanan ve değişiklik tarihinde yürürlükte olan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik 11/11/2008 tarih ve 27051 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu Yönetmelikle, ülkemizin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planları ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanmıştır.
Anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde; “Plan Değişikliği”, çevre düzeni planı ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü bozmayacak nitelikte, 9. maddede belirtilen gerekçelere dayanarak yapılan kısmi değişiklik olarak tanımlanmış; 9. maddesinin birinci fıkrasında ise, “Çevre düzeni planlarının revizyon, ilave ve değişiklikleri; a) Nüfusun yerleşim ihtiyaçlarının karşılanamamasına, b) Kamu yatırımlarına, c) Çevre düzeni planı üzerinde mekânsal yer seçimi yapılmamış ancak; planın temel strateji ve politikalarını değiştirecek bölgesel ölçekli yatırımların ortaya çıkmasına, ç) Yeni verilere bağlı olarak, sonradan ortaya çıkabilecek ve bölgesel etkiye yol açabilecek arazi kullanım taleplerinin oluşmasına, d) Değişen verilere bağlı olarak planların güncellenmesine, e) Çevre kirliliğinin önlenmesine, f) Çevrenin korunmasına, g) Mevzuat gereği düzenlemelere, ğ) Maddi hataların düzeltilmesine dair yeterli, geçerli ve gerekçeleri belirli teklif ve talepler, yetkili idarece çevre düzeni planının temel hedef, ilke, strateji ve politikaları kapsamında teknik, yasal ve bilimsel çerçevede değerlendirmeye alınarak sonuçlandırılır.” düzenlemeleri yer almıştır.
Öte yandan, dava konusu değişiklik tarihinde yürürlükte olan 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 37. maddesinin dördüncü fıkrası ile, 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış; Kanun Hükmünde Kararname’nin ilgili maddeleriyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, Çevre ve Orman Bakanlığının halefi olduğuna işaret edilmiştir.
Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevlerinin sayıldığı anılan Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin birinci fıkrasının c) bendinde: ”Havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak…” Bakanlığın görevleri arasında sayılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Daire kararının, davacılardan Tekirdağ Barosu yönünden incelenmesi;
2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu olan “menfaat ihlali” doktrin ve içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel ve meşru olması için hukuki bir durumdan ortaya çıkması gerekir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim konuyla ilgili anayasal ve yasal düzenlemelerde de bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır.
Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanun ile değişik 76. maddesinde; Barolar avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış, yine aynı Kanun’un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinin birinci fıkrasının 21. bendinde de, Yönetim Kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirlenmiştir.
Uyuşmazlıkta, 1136 sayılı Kanun’un 76. maddesinde sayılan Baroların görevleri gözönünde bulundurulduğunda, dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında yapılan değişikliğin, doğrudan, davacı Baro’nun hak ve menfaatleri etkilemediği; anılan Kanun maddesinin de davacıya hukuken böyle bir hak tanımayacağı açık olduğundan dava konusu plan değişikliği ile Tekirdağ Barosu arasında menfaat ilişkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu durumda, Dairece, davacılardan Tekirdağ Barosu açısından davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek verilen kararın anılan davacıya ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Daire kararının, dava konusu Çevre Düzeni Planının, “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşullarına” ilişkin kısmı dışında kalan bölümleri yönünden incelenmesi;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu kararı ile, dava konusu planın, “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşullarına” ilişkin kısmı dışında kalan bölümleri yönünden davanın kısmen reddine, kısmen de dava konusu planın iptaline karar verilmiştir.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu planın, “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşullarına” ilişkin kısmı dışında kalan bölümlerine ilişkin hüküm fıkrası, aynı gerekçeler ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Daire kararının, dava konusu planın “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşullarına” ilişkin kısmına yönelik hüküm fıkrasına gelince;
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’nin dava konusu değişiklik tarihinde yürürlükte olan haliyle 63. maddesinde “Üst ölçek planı bulunmayan iskan dışı alanlarda bulunan parsellerde; inşaat alanı katsayısı %5 den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda (250) m2 yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabii zeminden yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binaları yapılabilir. Bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tüm faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla, konutla birlikte veya ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, arıhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar, mahreç aldığı yola (10.00) m.den, parsel hudutlarına (5.00) m.den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40 ı ve yapı yüksekliği (6.50) m.yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabilir. Bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de inşaat alanı katsayısı (0.40) ı geçemez.” düzenlemesi yer almaktadır.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının “Tarım Arazisi” başlıklı 2.11.2.1 sayılı plan hükmünde, tarım arazilerinde yapılaşmaya yönelik olarak “A-Ergene Havzası sınırları İçerisinde”, “B- Ergene Havzası Sınırları Dışında” şeklinde bir ayrım yapılarak, Ergene havzası içerisinde en yüksek emsal olarak tarımsal niteliği sınırlı alanlar ve toprak niteliğine bakılmaksızın Tarımsal Alt Bölge (TAB) ve Tarımsal Organize Bölgelerde (TOB) 0,20 emsal getirilmiş, Ergene havzası dışında ise hayvancılık amaçlı marjinal tarım arazisi, marjinal tarım alanları ve toprak niteliğine bakılmaksızın Tarımsal Alt Bölge ve Tarımsal Organize Bölgelerde emsal 0,30 olarak öngörülmüştür.
Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu kararında, Dairelerince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor hükme esas alınarak, “Ergene Havzası Sınırları İçerisinde” ve “Ergene Havzası Sınırları Dışında” ayrımının uygun bir ayrım olmadığı, Ergene Havzası Sınırları Dışındaki arazilerle TAB ve TOB alanlarında belirlenen İAKS=Emsal’lerin çok yüksek olması nedeniyle planın amaçları açısından uygun olmadığı, planla tarım arazilerinin özellikleri ile örtüşmeyecek şekilde emsal getirildiği gerekçesiyle tarım alanlarında yapılaşma koşulları yönünden dava konusu Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptaline karar verilmiştir.
Dava konusu çevre düzeni planında TAB ve TOB alanları da dahil en yüksek emsal olarak verilen 0,30 değerin, yukarıda değinilen Yönetmelik ile öngörülen %40 emsalin altında olduğu dikkate alındığında, tarım arazilerinde öngörülen emsal değerlerinde mevzuata aykırılık görülmemiştir.
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 01/06/2016 tarih ve YD İtiraz No:2016/281 sayılı kararı da bu yöndedir.
Öte yandan, Daire tarafından “Ergene Havzası Sınırları İçerisinde” ve “Ergene Havzası Sınırları Dışında” ayrımının uygun bir ayrım olmadığı belirtilmiş ise de, davalı idarece, tarım alanlarında öngörülen yapılaşma emsalinin arazinin niteliğine göre belirlendiğinin belirtilmesi karşısında, bu durumun planı kusurlandıracak nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, Daire kararının, dava konusu planın “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşullarına” ilişkin kısmının iptaline yönelik hüküm fıkrasında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin REDDİNE; davalı idarenin ve yanında müdahillerin temyiz istemlerinin ise kısmen REDDİNE;
2. Temyize konu Danıştay Altıncı Dairesinin 05/11/2018 tarih ve E:2013/8004, K:2018/8786 sayılı kararının, davacılardan Tekirdağ Barosuna ilişkin kısmı ile dava konusu planın “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşullarına” ilişkin kısmı dışında kalan bölümlerine ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA, Şarköy-Kızılcaterzi Köyünde dava konusu Çevre Düzeni Planında “E” Enerji Üretim ve Depolama Alanı gösterimi ile Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali inşa edilmesine yönelik olarak getirilen plan kararı yönünden oyçokluğuyla, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle,
3. Davalı idarenin ve yanında müdahillerin temyiz istemlerinin kısmen KABULÜNE;
4. Anılan kararın, davacılardan Tekirdağ Barosuna ilişkin kısmı ile dava konusu planın “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşullarına” ilişkin kısmına yönelik hüküm fıkrasının BOZULMASINA, oyçokluğuyla,
5. Bozulan kısımlar yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
6. Kullanılmayan …TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davalı idare yanında müdahillere iadesine,
7. Kesin olarak, 08/12/2021 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X- Daire kararının, davacılardan Tekirdağ Barosu yönünden incelenmesi;
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesinde; baroların avukatlık mesleğine mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, avukatlık mesleğinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulmuş meslek kuruluşları olduğu belirtilmiş iken 10/05/2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Kanun ile 1136 sayılı Kanunun 76. maddesinde değişiklik yapılarak; barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış;1136 sayılı Kanun’un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin düzenlendiği 95. maddesine yine 4667 sayılı Kanun ile eklenen 21. bentte de, Yönetim Kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtilmiştir.
1136 sayılı Kanun’un 76. ve 95/21. maddelerinde yapılan ve yukarıda açıklanan yasal değişiklikten sonra Baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır.
Danıştay kararları ışığında konuya bakıldığında; 1136 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlandığı görülmektedir.
Dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılamaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılması gerekmektedir.
Dava, dava konusu 05/06/2013 tarihinde askıya çıkan 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi, Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı ve Plan hükümlerinde yapılan değişikliklerin, Anayasa’nın 56. maddesinde yer alan çevrenin korunması hakkına, 2872 sayılı Çevre Kanunu’na, imar mevzuatı ile şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve ayrıca 2009 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı hakkında verilen yargı kararlarına aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.
Bu durumda, davacılardan Tekirdağ Barosunun hukuka aykırılık iddiaları da dikkate alındığında, dava konusu değişikliklerin iptalini istemekte, kişisel, meşru ve güncel menfaat ihlali şartının gerçekleştiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Daire kararının, davacılardan Tekirdağ Barosu yönünden de esasın incelenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından, uyuşmazlığın değinilen davacı yönünden de esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, kararın anılan davacıya yönelik kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- Daire kararının, dava konusu Çevre Düzeni Planı değişikliğinin “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşulları”nın iptaline ilişkin kısmının incelenmesinden;
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının da onanması gerekmektedir.
Daire kararının, Şarköy-Kızılcaterzi Köyünde dava konusu Çevre Düzeni Planında “E” Enerji Üretim ve Depolama Alanı gösterimi ile Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali inşa edilmesine yönelik olarak getirilen plan kararları yönünden davanın reddine ilişkin kısmının incelenmesine gelince;
Daire tarafından yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda:
“1- Şarköy-Kızılcaterzi Köyü yakınında kurulmak istenen doğal gaz çevrim istasyonunun başka bir domino etkisi yaratarak, bu alandaki enerji santrali kurma talebini tetikleyebileceği,
2- Termik santralin kıyıda yapılması halinde, bu kez kıyının ve doğanın tahribinin söz konusu olacağı, kıyının kendisini yenileyemediği hususunun dikkate alınmadığı,
3- Konunun enerji gereksinimine odaklandığı, yeraltı suyu ya da deniz suyu ile soğutmaya indirgendiği, mekânların diğer özelliklerinin dikkate alınmadığı, bu çerçevede konuya salt Trakya için bakılmaması, Marmara Denizi’nin güney kıyısında yapılması düşünülen termik santrallar de göz önünde bulundurularak mekânsal değerlendirmeler yapılması gerektiği, santralin yapılmak istendiği coğrafi mekânın nitelikleri göz önünde bulundurulduğunda;
-Sanayi ve enerji gelişmesinin Marmara Denizi’nin güney kıyısında yoğunlaştığı, Çanakkale Boğazı’nın girişinde batıda Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nın bulunduğu, Marmara Denizi’ne girilirken batıda doğal ve arkeolojik sit alanlarının yoğun bir şekilde var olduğu ve Saros Özel Çevre Koruma Bölgesi ile bütünleşen eşsiz bir doğal çevrenin varlığını sürdürdüğü, Marmara Denizi’ne girdikten sonra da doğal çevrenin var ettiği ve planlarda Jeolojik Sakıncalı Alan olarak tanımlanan Gelibolu Yarımadası’nın uzantısı bir dağ silsilesinin bulunduğu, ülkemizin en yabanıl ortamlarından birini oluşturan bu doğal sürekliliğin mutlaka korunması, konunun yalnızca jeolojik sakınca olarak görülmemesi, Gelibolu Yarımadası’nın girişinden başlayarak Tekirdağ’a kadar uzanan bir varlık olarak algılanması gerektiği,
-Tanımlanan doğal çevre ve içindeki insan kültürü ögelerin bulunduğu bu bölgeye santral yerleştirilmesinin son derecede sakıncalı olduğu gibi bu tür yatırımları özendirebilecek bu örneğin daha çok benzer yapıları çekme riskini (domino etkisi) taşıdığı…”
yolunda tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir.
Söz konusu bilirkişi raporundaki tespitlerin uyuşmazlıkta hükme esas alınabilecek nitelikte olduğu değerlendirilmekte olup, ekolojik özelliği itibarıyla yapılaşmaya açılması uygun olmayan Kızılcaterzi yöresinde yapılması planlanan ve benzer yatırımları çekme riski taşıyan Doğalgaz Çevrim Santralinin, Şarköy ve doğal çevrenin korunmasına yönelik plan ile öngörülen mekânsal ilkelere, planlama esaslarına ve kamu yararına uygunluk taşımadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, dava konusu plan değişikliğinin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığından, davacılardan … ve Tekirdağ Barosunun temyiz istemlerinin kabulü ile Daire kararının bu kısmının da bozulması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, Daire kararının; dava konusu Çevre Düzeni Planı değişikliğinin “tarım arazilerinde öngörülen yapılaşma koşulları”nın iptaline ilişkin kısmının onanması, Şarköy-Kızılcaterzi Köyünde dava konusu Çevre Düzeni Planında “E” Enerji Üretim ve Depolama Alanı gösterimi ile Doğal Gaz Kombine Çevrim Santrali inşa edilmesine yönelik olarak getirilen plan kararları yönünden davanın reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği oyuyla, Kurulumuz kararının anılan hususlara yönelik kısımlarına katılmıyorum.