Danıştay Kararı 5. Daire 2019/1330 E. 2021/4346 K. 07.12.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2019/1330 E.  ,  2021/4346 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2019/1330
Karar No : 2021/4346

DAVACI : …

DAVALI : … Kurulu / …
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı tüm özlük ve parasal hakları ile uğradığını ileri sürdüğü manevi zararına karşılık 250.000,00 TL manevi tazminatın işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlarda şahsıyla ilgili meslekten çıkarma gerekçesi bulunmadığı, iddia edilen suçu ne zaman nasıl işlediğine dair hiçbir delilin olmadığı, savunma hakkının, masumiyet karinesinin, adil yargılanma hakkının, suç ve cezaların şahsiliği ilkesinin ve evrensel hukuk krallarının ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davacının FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kendi aralarında gizlice haberleşmek üzere kullandıkları Bylock isimli programın kullanıcısı olduğu ve programa girişinin tespit edildiği; öte yandan millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ’ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğundan kapatılan … Derneği’nin yönetim kurulu yedek üyesi olduğu anlaşılmıştır.
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurduğundan, bu kararların özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır. Söz konusu müdahale sonradan kanunlaşan bir kanun hükmünde kararname hükmü uyarınca tesis edilmiş olup kanunilik şartını taşımaktadır. FETÖ ile iltisak ve irtibatı sabit olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücü ayrıcalığının güçlü bir tezahürü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, milli güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik olduğundan meşru bir amaca dayanmaktadır. Anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla, söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz etmediği söylenemez.
Öte yandan demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü halin varlığı halinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hale gelmektedir. Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbirdir.
Ayrıca dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin 2. fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen çekirdek haklardan olmadığı açıktır.
Sonuç olarak davacı hakkında tesis edilen dava konusu kararlara ilişkin yukarıda aktarılan gerekçeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının sabit olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği görüldüğünden dava konusu kararlarda hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’NIN DÜŞÜNCESİ: Dava; 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptaline karar verilmesi ve söz konusu işlem sebebiyle yoksun kalınan özlük ve parasal haklar ile manevi tazminata karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15.7.2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20.7.2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21.7.2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosyanın içerisinde yer alan ve davalı idarece sunulan belgelerin incelenmesinden, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacıya ilişkin tespitler dikkate alındığında davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılmıştır.
Bu durumda, davacı hakkında tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu işlemlerin hukuka uygun olduğu saptandığından davacının parasal haklarının ödenmesi talebinin yasal dayanağı da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı tüm özlük ve parasal hakları ile uğradığını ileri sürdüğü manevi zararına karşılık 250.000,00 TL manevi tazminatın işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ise …Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla kabul edilerek, ceza mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının … esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 30/11/2017 tarih ve E:2017/2721, K:2017/23526 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
… Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait …Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından … Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait …Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait …Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. … bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait …Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada …kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” ve “Bylock Tespit Tutanağı” yer almaktadır.
Anılan “Bylock Tespit Tutanağı”nın incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının … ve …sayılı soruşturmalarına istinaden gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin … satırında kaydının olduğu, tespit edilen GSM numarasının …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …, tespit edilen ilk tarihin 16/08/2014 olduğu; “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı”nın incelenmesinden ise, ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, şifrenin “…”; “SGK Kayıtları” başlığı altında başlığı altında adı, soyadı ve TC kimlik numarasının yer aldığı, davacının savcı unvanıyla Bartın’da görev yaptığı; “ID’yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler” başlığı altında “…” ID numaralı bylock kullanıcısının davacıyı “fatih a” olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir.
Öte yandan davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan davacının yargılandığı …Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı mahkumiyet kararında, “sanığın adına kayıtlı ve kullandığı .. nolu telefon hattının … IMEI nolu telefon cihazına takılı olarak 16.08.2014 ve 26.02.2015 tarihleri arasında, … numaralı GSM hattıyla, “…” kullanıcı adı: “…”, şifresinin: “…” olduğu, giriş sayısı: 18 , alınan mesaj sayısı: (3), gönderilen mesaj sayısı: (5), alınan mail sayısı: (9), gönderilen mail sayısının: (2), gelen arama sayısının: (3) ve giden arama sayısının: (1) olacak şekilde Bylock isimli programın kullanıcısı olduğu ” tespitlerine yer verilmiştir.
Davacı tarafından, ByLock kullanıcısı olmadığı, ByLock delilinin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği, bu nedenle maddi gerçeği yansıtmadığı ve delil vasfını taşımadığı beyan edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan “Bylock Tespit Tutanağı” ve “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı”nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” ve “Bylock Tespit Tutanağı” nın incelenmesinden; “…” ID numarasıyla kullanıcı adı almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu, ayrıca davacı tarafından … GSM numarasından, … IMEI numaralı cihazla ByLock uygulamasının yüklendiği anlaşılmaktadır.

b) Davacının Kendi Beyanları:
Davacı tarafından etkin pişmanlık hükümleri kapsamında … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında 17/06/2020 tarihinde yapmış olduğu savunması: “Bu noktada neden istinaf aşamasına gelinceye kadar etkin pişmanlıkta bulunmadınız diye. Gerçekten ben çok samimiyetle söylüyorum şu anda söylediklerimi, hiçbir şey yok. Ben çok utandım yani ailemden utandım, kimseye söyleyemedim ben bunu, eşime dahi söylemedim, anneme babama dahi söyleyemedim. Yok yok yani bir inançla ben böyle gittim. Mahkumiyet 7 yıl 6 ay mahkumiyet hükmü aldım, ondan sonra avukatım hemşehrim de aynı zamanda, onunla da tanıştım yani neler yapacağım, 7 yıl 6 ay duruyor. Bir de şöyle bir şey var, ben bu şeyi programı yani kullanma yani kullandım saymadım kendimi hiç bir zaman işin açığı. Zorla birisi tarafından. Lise sonda … Dershanesine gittim. … Dershanesine gittiğimde orada herhangi bir şekilde yapıyla ilgili bir durum söz konusu olmadı yani örgütsel veya sohbettir şudur budur olmadı. Yıl 98. Yani anadolu lisesinde okuyordum. İşte sınavlarında dereceye girmiştim. Biraz daha böyle bize yönelik böyle ihtimam gösteriyorlardı. Özel sınıf açıyorlardı, derece paranız falan olunca ben onların dershanesine gittim. Biraz da ismi vardı o dönemde dershanenin açıkçası. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Ereğliliyim. Konya’da, tabi bunlar bu esnada bana şey söylediler, evlerimiz var yurtlarımız var çok uğraştılar bu esnada fakat benim babam özellikle o dönemde şeker fabrikasında çalışıyordu babam şeker fabrikasının misafirhanesinde kalmamı istedi benim. Şeker fabrikasının misafirhanesine beni yerleştirdi. 1. sınıfta şeker fabrikasının misafirhanesinde kaldım, işte çoğu dönemde işte derste devam zorunluluğu olmadığı için Ereğli’ye geliş gidiş yaptım. 2. sınıfın yani bundan sonra zaten benim üniversite dönemim içerisinde kesinlikle hiç bir şekilde hiç bir şeyim olmadı yani üniversite dahil. 2. sınıfta sınıf arkadaşlarımla evde kaldım, kız arkadaşım vardı, 2. sınıfın başından itibaren eşim şu anki eşim, onunla beraber hani hiçbir cemaattir şudur budur asla böyle bir şey değil. Kendi özel evimiz vardı sınıf arkadaşlarımla, şimdi zaten görevde ev arkadaşlarım da görevde hakim savcı arkadaşlarım var. Her türlü benim nasıl yapıda bir insan olduğum çok rahatlıkla şu andaki arkadaşlarımdan da sorulabilir. Benim ev arkadaşlarımın birisi Cumhuriyet savcısı şu anda birisi Ağır ceza mahkemesi başkanı, bir arkadaşım var hemen yani hani nasıl karakterde cemaate şuna buna herhangi bir tarafgirliğimin olmadığını çok açık söylerler bu arkadaşlarım. Zaten bunların ne oluyorsa üniversite zamanında. Asla öğrenim hayatım boyunca olmadı, öğrenim hayatım bitti zaten kız arkadaşım vardı, kız arkadaşım eşim yani şu andaki, evimize gelip gidiyordu, yani hani cemaat bir yana işte normal gayet sosyal bir arkadaş ortamı vardı, arkadaşlarım da öyleydi. Okul bittikten sonra Ereğli’ye geldim. 2002 yılında bitti. Ereğli’de stajımın yarı dönemini yaptım, yarı dönemini yaptıktan sonra eşimin babası vefat etmişti okulun son senesi. Sıkıntılar çekiyordu açıkçası, ben de babamdan izin alarak Kayseri’ye gittim yani biraz da büyük bir yerde staj yapayım ama amacım benim hakimlik savcılık sınavlarına girmekti. Avukatlığı devam ettirme değildi benim niyetim. Derse çalışacaktım, staja devam edip ondan sonra gene şey yapacaktım o anlamda diyorum. Kayseri’ye gittim, Kayseri’de yine hani…
Eşim Kayseri’de olduğu için. Halam da oradaydı, amcam da oradaydı. Hani biraz büyük yer bir de yani eşim tek başına çok sıkılmıştı, bunalmıştı, babası yoktu, ben de hani ikinci staj dönemini Kayseri’de yapayım ondan sonra da hakimlik savcılık sınavlarına çalışır hakim savcı olurum diye düşünüyordum. Gittim orada stajımı yapmaya başladım, stajımı yaptıktan sonra yani staj aşamasında dahi hep hakimlik savcılık sınavlarına girdim. Ben sınav kazanmadan önce dokuz defa hakim savcılık. Kayseri’de ben hem ben eşimle nişanlıydım, halam vardı, bir ikincisi yine orada da şeker fabrikasının şeyi vardı misafirhanesi vardı orada kaldım hani halamgilde işte bazen nişanlımgilde bazen halamgilde, amcagilde, şeker fabrikasının misafirhanesinde bu şekilde kaldım. Hiçbir yani bunlarla asla bir ilgim alakam yok. Ben Kayseri’de staj bitti, ondan sonra hakimlik savcılık sınavını kazanamadım, askere gitme kararı aldım 2004 yılında. Askere gideyim geleyim ondan sonra bakalım yolumuza diye askere gittim geldim. Bu esnada eşim büromuzu açmış, eşim büromuzu açtıktan sonra başladık beraber büroda fakat yani büroda maddi sıkıntılar oldu, şu oldu bu oldu derken böyle bir sıkıntılı durumlar oldu. Ben yine hakim savcılığa çalışıyordum veya başka bir yerden bir işe bakıyordum hani kamu kurum işinden dolayı. Benim işte şimdi bunlarla irtibatım şeyde başladı. Aşağı yukarı 2005, 2006 yıllarında Kayseri’de … Derneği diye bir dernek var .Şimdi bu dernek avukatlara yönelik bir hukuk derneği olarak Kayseri’de bir tane dernekti. O dönemde bütün Kayseri’deki ağır ceza mahkemesi başkanı, başsavcısı, ticaret mahkemesi başkanı gelip orada konferans veriyordu, yani bu yapının adamlarıydı, o şey FETÖ dernek FETÖ de şu anda görevdeki hakim savcılar dahil geliyordu oraya. Biz de özendik şimdi avukat olarak o dönemde hani hakim savcılarla beraber bir ortama girelim diye. Onlar böyle benim Kayseri’de çok fazla çevrem de yoktu yani akranım böyle arkadaş ahbap olayım diye böyle Kayserili değilim. Gidip gelmeye başladım, orada futbol oynuyorduk işte, gidip geliyorduk, piknik yapıyorlar falan fişman. Bu bahaneyle ama bu esnada hiç böyle bir FETÖ’dür, şudur budur pozisyon yok. Burada tanıştığım arkadaşlarımla beraber Kayseri’de akşam oturması diye bir kültür var. Bunu herkes Kayseri’deki olanlar bilir. Akşam oturmaları yapmaya başladım ben bu dernekte tanıdığım arkadaşlarla. A.O.T., H.B., H.D., Ü.D.. Akşam yani bu oturmaların FETÖ ile hiç bir alakası yoktu yani Kayseri’deki yani genel erkeklerin % 99’unun akşam oturması vardır. Akşam oturmalarında ise çay kahve muhabbet şeklinde. Bizimki de böyle başladı fakat burada daha sonradan böyle işte şey olmaya başladı, FETÖ’nün kitapları falan da okunduğu oldu. Evlerimizde kendi evlerimizde, çay kahve içiliyordu yani hani örgütsel bir şey yoktu da hani FETÖ’nün kitabı okundu mu okundu o zaman. Mesela ne okundu, o şu … diye bir kitabı vardı peygamber, yani çok açıkçası böyle hani özür dilerim böyle geyik şeklinde geçiyordu yani dini bir şey şeklinde geçmiyordu da araya böyle belki de sıkıştırmaya çalışıyordu diyelim yani. Burada şimdi ben bunla 2005 2006 da bunlarla oturdum kalktım işte arkadaşlarla beraber fakat bu dönemde gerçekten orada hani arkadaş sohbeti şeklinde gerçekleşti. Ha o dönemde bunların zaten hükümetle falan da arası iyiydi. Ben de o dönem, şimdi …Partiye falan da üyeydim, baktım bunda hani beis görmedim yani hani biliyordum gerçekten biliyordum şimdi derneğin yalan söylemeye gerek yok bilmiyordum diye. Beis görmedim o dönemde. Gittim geldim 2008 yılında Kayseri İl Özel İdaresine avukat alınıyordu, sözleşmeli avukat alınıyordu. Oranın hukuk müşaviri vardı, şu anda Hacı Bayram Üniversitesi … Y.Ş. Bey. Eşimin yanında staj yaptığı avukat vasıtasıyla oraya girdim ben sözleşmeli avukat olarak oraya girdim. Benim böyle yavaş yavaş çevrem değişmeye başladı ki şeyde de bakın İl Özel İdaresinde de gerçekten samimiyetle söylüyorum oradaki insanlar benim ne yaptığımı ne ettiğimi çok net biliyor yani hani tabiri caizse böyle devamlı yer içer haftasonu şimdi onlardan da ben tanık da yazdırdım. Şu anda mesela Kayseri’de …belediye başkan yardımcısı var büyükşehirde. Bunlar hep benim ne yaptığımı ne yapmayacağımı çok iyi bilir. Oradan sonra büyükşehirden sonra ben … şey özür dilerim bu esnada şey oldu ben Özel İdarede avukatken büyükşehire avukat alınacaktı sözleşmeli. Bizim de maddi durumumuz iyi olmadığı için Özel İdaredeki … Y. Bey vasıtasıyla rica ettik, hemşehrisi vardı orada genel sekreter yardımcısı. Eşim de oraya girecekti, yani biz maddiyatımızı düzeltip gayet hani hakimlik olmazsa bu diye gidiyorduk gayet iyi fakat tam böyle eşim tabiri caizse potanın ağzındayken eşimi bu FETÖ’cüler şey yaptı, oradan çıkarttı, yerlerine kendi birisini aldılar hatta bu arkadaş şimdi de hakim de, arkadaşın bağlantısı var mı yok mu kesinlikle bilmiyorum ama bu adamlar vasıtasıyla bu adam girdi yani eşimi özellikle yani resmen ve bundan sonra ben bozuştum onlarla tartıştım, kavga ettim, gittim yanlarına, bir kaç tane onlardan bildiğim falan yani bozuk çaldım açıkçası. Bunlardan sordum, …Belediyesine geçtim 2010 yılında, o zaten o belediye de tamamen şey hani böyle … Parti yandaşı şeyi olduğu için tamamen bunlarla hiç bir alakası yok ortamında ki ben orada da arkadaş çevrem daha da böyle gelişti. Bundan dolayı onlara hiç gitmemeye başladım zaten merhaba merhaba fakat işte o dönemde bu adamlar yani hani bir şeyini de görmedim açıkçası yani onların başındaki adamların da böyle bir şey yapacağını asla şey vermedim. Sonradan 2011 yılında hakimlik savcılık sınavı açıldı, ben 72 aldım sınavda. Yani ben dokuz yıldan beri giriyordum sınava avukatlıktan ilk geçiş sınavı olduğu için de biraz kolaydı ben girdim 72 aldım, eşim de girdi 55 aldı eşim kazanamadı, ben kazandım. H.D. bey komisyon başkanıydı o dönemde Ereğlili M.K. bey ceza işleri genel müdür yardımcısıydı. Hemşehrim ikisi de hemşehrim ikisi de gayet böyle halen de görüşüyorum ikisiyle. A.F. Bey vardı rahmetli oldu Teftiş Kurulu başkanı Kayseriliydi o öyle. A.A. vardı HSK üyesi Kayseri. Yani tabiri caizse referans bolluğum vardı hani bunlarla falan asla bunlara asla bir şey yok yani bunlara zerre kadar minnetim yok yani, bunlarla hiç bir alakam yok. İşte H.D. Bey’e gittim de ben böyle zaten beni böyle gayet karşıladı sonrasında da mülakatta hiç bir zorluk çekmedim ben 72 ile işin açığını söylemek gerekirse. Hatta arkadaşlarım tepki bile şey yapmıştı böyle fazla mülakat puanı şey olmuş diye. Ondan sonra eşim de bürosunu kapattı, ortağına devretti ve de o da hakimliğe çalışmaya başladı yani ikimiz olalım diye. 2011 yılında benimle girdiği sınavdan sonra bir sınava daha giriyordu eşim kaza yaptı giremedi. Ondan sonra 5-6 ay boyunca sınava hazırlandı, 2012’deki şu şey sınava girdi, orada da 77 aldı kazandı. Yani şunu demeye çalışıyorum detay vererek yani ne bir soru vermesi ne bunlara böyle bir şey yani ben dokuz defa sınava ben hani çok şey de değildim de hani çok zordu sınavlar gerçekten zordu. Ben 1-2 puanla 2-3 puanla kazanamıyordum, hani bunlardan olsam o dönemde adamlar iki soru verse tabiri caizse. Kesinlikle, olan dönemi ben sadece o akşam oturması dönemi. Bir de şimdi HSK seçimlerine geleceğim orada. Ben sınavı kazandıktan sonra ben Fethiye’ye kura çektim, Fethiye’de de eşim çalıştı, sonra eşimin de sınavı açıklandı, sınavı kazandı, onun döneminde de referanslarım. Fethiye’de öyle bir ilgiler, ben hakim savcılardan yani hiç birinden ben seçim harici hiç bir hakime hani FETÖ’cü diye bilinenlerden hiç birinden işte ya şöyle böyle diye bir laf duymadım fakat hani normal şeylerimiz oluyordu tabi, git gellerimiz oluyordu, o noktada hani sıcak davranmak ama ben sıcak olduğum için herkes bana sıcaktı ben hani halen görüştüğüm görevde hakim savcı arkadaşlarım var yani hani herkesle bir irtibatım vardı benim. Fethiye’de Fethiye’ye gittiğimde işte o dönemde eşim git gel yaptı akademiye, geldi işte stajı bitirdi. 2014 Şubat’ta biz Fethiye’de kalmayı istediğimiz halde Bartın’a çıktı bizim tayinimiz. Bartın’a çıktığında tayinimiz 2014 Ş.Y. başsavcı bey vardı, Ş.Y. bir de ben şeyi de açıklayacağım, ben FETÖ ile temasım olan ne varsa size anlatayım hani samimiyetimi anlayın diye benim temasım FETÖ ile şu ana kadar… Ben Fethiye’de FETÖ’nün okuluna gönderdim çocuğumu, en baştan başlayayım anaokulunda çocuğumu Kayseri’de bu … Vakfı diye bir şey var, … Kurumları FETÖ ile bağlantılı değil de ayrı bir cemaat herhalde, çocuğum Kuran-ı Kerim okusun diye oraya gönderdim ben. Ondan sonra onların okuluna devam ettirecektim işte öğretmen iyi değil şöyle böyle falan dediler, o dönemde bu dönem 2010, 2011, 2011 FETÖ’nün okuluna gönderdim Kayseri’de … Koleji diye fakat öğretmene gönderdim işte bakanların çocuklarının öğretmeniymiş, çok iyiymiş, Ankara’dan gelmiş falan dediler, birisi tavsiye etti, oraya yazdırdım. Ondan sonra Fethiye’ye geldiğimde Fethiye aşamasında da çocuk 2. Sınıfta, üç tane özel okul vardı Fethiye’de, üçünü de gezdim, iki okul yani görüş olarak sol görüşlüydü, bir okul bu FETÖ’cülerin okuluydu, iki okulu gezdim maddi olarak yüksek fiyat söylediler bir de imkanları kısıtlıydı yani hani çok güzel imkanları yoktu. FETÖ’nün okuluna gittiğimde kapıda karşıladılar, şöyle böyle, hani hakim savcı da olunca böyle, yüzde elli indirim yaptılar falan fişman olunca biz oraya çocuğumuzu yazdırmak zorunda… Yazdırdık yani zorunda kaldık demeyelim de yazdırdık işin açığı fakat bu esnada ben bunlardan hiç bir şey duymadım yani hani bana işte şöyle böyle yardım yapın edin kesinlikle öyle bir şey olmadı. Bartın’a geçtiğimde hani okulu bağlama adına Bartın’a geçiyorum, Bartın’daki okul açısından ben telefon açtım başsavcımıza Ş,Y. başsavcım vardı, o dönemde hakim savcıların … diye bir okul varmış gene bu FETÖ’cülerin, oraya gönderiyoruz adliyeye yakın dedi, ben de yani siz öyle gönderiyorsanız… Ha şunu da demişti başsavcım o dönemde yani hani sen istersen araştır savcım hani ben hani böyle yapıyoruz ama sen şey yapabilirsin serbestsin bak falan da demişti. Ben de oraya gönderdim. Yani hani kendimi suçladığım şeylerle işin açığı kendi kendimi çok sorguladım yani bu süreçte çok sorguya çektim hani hatalarım neydi acaba diye. 2014’ten sonra ben…2014 Şubat’ta, ara bu eş birleştirmesiyle. Bartın’a gittiğimde herhangi bir FETÖ yani seçime kadar ne FETÖ vardı ne yani tabiri caizse işten sonra yoğun iş ondan ha ha hi hi yani tabiri caizse böyle akşam oturmalar, lojmanda oturmalar. Başsavcımız da çok iyiydi işte bütün hakim savcılar birbirine git gel aşağıda lokalde oturma. Ne bir FETÖ ne başka bir şey hiç bir şey yok. Yani seçim geldi tabiri caizse iş bozuldu. 2014 Ekim’de şimdi bu C.D. diye bir savcı var. 2014 Haziran’a kadar biz bu arkadaşlarla çalıştık. Çalıştıktan sonra 2014 Haziran’dan sonra seçim dönemine girildi yani bunlar gittiler seçim dönemine gittiler. Bize o dönem eşim hamileydi şeyde kalmıştık, adliyede kalmıştık. Bu esnada işte seçim için çalışmalar yapılıyordu, her iki taraf da seçim çalışmaları yapıyordu. Bu C.D. Bartın’dan gitti ama yani hani benim esas noktaya geliyorum, bu seçim konusunda o dönemde S.Ö. diye bir başsavcımız vardı, Bartın başsavcımız. Beni şeyde yani okul konusunda da uyarmıştı, okul açısından işte savcım okuldan al falan diye 17/25 sonrasında. Başsavcım hani Ş. başsavcıdan sonra gelince dedi ki bak okuldan falan al. Başsavcım alacağım işte daha sonra araştırıyorum falan fişman o da kendi de hatta dedi ki bak ben 17/25’ten önce bunlarla temasım oldu, Zaman gazetesini de aldım şöyle böyle. Tamam başsavcım tamam başsavcım böyle ve böyle seçim döneminde çok sertti yani şey olarak hani o bağımsızlara karşı diyelim FETÖ’cü adaylara karşı çok sertti. Yaz döneminde bunlar şimdi bağımsızlar seçim çalışması yapmaya başladılar veya işte Yargıtay İ.T.A. diye bir Yargıtay üyesi vardı eee şey Yargıtay üyesi Bartınlı. Çokça İ.T.A. Bey’in hani bölgesi gibi oldu, hani o da bir de Bartınlı olunca, buraya mesela böyle HSK 2. Daire üyesini getiriyordu, ondan sonra hakimleri getiriyordu, hakim savcılarla böyle sıcak diyaloglar kuruyordu. Ben İ.T.A. ile Ş. başsavcı döneminde tanıştım. Bu adliye ile irtibatını kesmedi İ.T.A.. Adliye ile irtibatı Ş. başsavcı döneminde de Ş. başsavcıyla iyiydi, gayet böyle hani sosyal bir adamdı. Şimdi bu arkadaşlar gidince bizim o dönem gidince Bartın Adliyesinde başsavcının da etkisi ile FETÖ ile ilgili hiç bir yani böyle FETÖ’cü adaylara bir oy verme gibi veya onları övme gibi yani böyle bir ortam oluşmadı yani başsavcı bu konuda çok sertti, zaten kimse yani niyetli de değil olsa bile başsavcı bey de şey yapıyordu işin açığı. Bu dönemde C. beni aramaya başladı işte seçimlerde işte ne yapıyorsun kime oy verecen şöyle böyle filan bir de hanımı Kayserili idi ondan dolayı işte böyle şakalar falan yapa yapa çok samimiyet altlı üstlü oturuyorduk samimi çoğu arıyordu beni böyle arıyordu işte şuna oy ver, bak öbür şey Yargıda Birlik’in adayları iyi değil, ondan sonra bunlar işte hani 28 Şubat sürecinde şöyle yaptı böyle yaptı başörtüsüne karşı, biraz da bizim böyle milliyetçi muhafazakar kimliğimizi bilince orada şey yapıyordu. Ya ben şimdi tabiri caizse he hı deyip duruyordum. Şimdi şöyle bir bu esnada da hani şeyler geliyordu, bağımsız adaylar geliyordu, FETÖ’cü adaylar geliyordu, şimdi onlar geldiği zaman başsavcı bey diyordu ki odanıza hiç almayın. Ben de yani hani yeni başladım mesleğe yani iki-iki buçuk senelik, ne yapacağımı şaşırdım açıkçası çünkü ben Yargıda Birlik üyesiydim, Yargıda Birlik Derneği’nden gelenler olduğu zaman odamda karşılıyordum ediyordum, aynı şey öbürleri geldiği zaman da hani almam gibi bir şey yapamıyordum, başsavcı bey bu konuda bize çok baskı yapıyordu fakat kendisi mesela bize kızdığı halde kendisine işte bak o zaman hatırlıyorum mesela İ.T.A. sonradan bana bunu da dedi ya işte A.T., T. diye biri. O üye geldi mesela, gelmiş onunla bayağı konuşmuşlar falan odasında konuştu. Halbuki ben o kadar yapsaydım bizi mahvederdi. Ben böyle başsavcıdan çok korktum bir de şöyle bir olay oldu. İ.T.A. dedi ki bana bir gün çok iyi net hatırlıyorum olayları şey dedi; hakim savcıları dedi tekne gezintisi yaptıracağım dedi Bartın Irmağında dedi, Çarşamba’da da başkan ile başsavcı beye yaptıracağım dedi, tamam dedim ben de. Benden şey istedi yani hakim savcı arkadaşlara dedi bunu duyur dedi böyle, ben de işte başsavcı bey o esnada yoktu yani duyur deyince bir ben ile şey vardı ya başka arkadaşları tanımıyordu o dönem açısından. Ben de tamam ben de aslında hiç neme lazım bilmiyorum da ne yaptım neden yaptım da arkadaşları tek tek aradım böyle böyle ilk önce hakime hanımı aradım başsavcının eşini, hakime hanım böyle böyle bir şey var diye, o da başsavcı bey yok ben gelemem dedi. Başkan bey dahil herkes gitti tekne gezintisine, bu tekne gezintisine İ.T.A. işte Ö.D. bir kaç ekip geldi, ondan sonra Pazartesi günü başsavcı bey bizi böyle sorguya çekti, tekne gezintisini kim organize etti, başsavcım ben organize etmedim, bak böyle böyle oldu hakime hanıma söyledim, işte böyle bir tehlikeli bir şey vardıysa niye bana söylemediniz işte şu kadar süre falan filan. Sonra Perşembe günü Pazartesi’de yani o kadar iyi hatırlıyorum ki bunları unutmadım. Perşembe günü Kuşçubaşı E. diye bir hesap vardı ya orada Bartın Irmağında kimler şöyle yapıyor böyle yapıyor falan fişman diye haberler çıktı, tekne gezintisinde. Ben de böyle çok korktum açıkçası. Yani şimdi bundan dolayı başsavcı bey bizi fişler veya bir şey yapar, bir de bunların içinde olmak istemiyordum, yapım gereği böyle bir tarafgirliğim yok yani benim, hani şunda olayım yani bu özelliğim yönünden de aslında şu anda buradayım. Yani herkese yumuşak yüzlü, kimseyi kırıp da sen dur ben yapmam diyemediğimden herkese benim en büyük suçum budur. Şimdi bu C. beni devamlı bunlar ben bunu da aradı C. da beni devamlı sıkmak istedi bu süreçte. C.’nin Bylock olayı şöyle oldu, C. telefonla arayıp duruyordu… 2014’te Bartın’da. Tabi tabi seçim sürecinde yani o yaz döneminde. Yaz dönemi. İşte valla çok net bilmiyorum ama o yaz döneminde yani kronolojik şeyi çok net hatırlamıyorum çünkü. Bylock yükleme meselesi de C. beni arıyor işte şöyle şöyle, ya tamam, işte konuşmak istemiyorum, ya işte öyle şey yapıyor ki işte ya bunlar şöyle bunlar böyle bunlar şöyle yapacak, ya şimdi git şuna oy iste, kim oy verebilir, bize kaç oy çıkar, oradan şu şöyle mi, bu böyle mi falan, bunaldım böyle C.’den, bir de diyorum ki hani telefon dinlenir bir şey olur, adam böyle açık saçık işte şunlar şöyle bunlar böyle bunlar şeye karşı başörtüsüne karşı, ya kardeşim yani bunalttı beni, dedi ki seni dedi bir hakim bey gelecek dedi seçimlerle ilgili görüşecek seninle dedi, tamam dedim ben Bartın’da çünkü benim önceden böyle mesela Yargıtay Birlik ile ilgili de şu anda Ordu’nun bir ilçesi orada M.A. diye bir arkadaşım var, Yargıda Birlik şeycisiydi, o da dedi mesela bir arkadaşım gelecek seninle görüşecek tamam onunla da görüştüm, yani hani böyle o temsilciler geliyordu görüşüyordum, hani biraz da böyle sosyal olunca herhalde benim o yönümü mü kullanmaya çalışıyorlar. Şimdi bu C. yönlendirmesi o dönem dedim ki ben adliyeye falan sakın gelmesin bak başsavcı bey dedim haberi olur, kim giriyor çıkıyor zaten şey yapıyor, tamam ondan sonra bir çay bahçesinde şey yaptık, Bartın’da bir çay bahçesinde. Şimdi C. dedi ki işte orada bekliyor hakim bey? baktım orada tabiri caizse böyle hakime benzeyen eli ayağı düzgün bir adam var, oraya vardım hakim bey evet evet buyurun, ondan sonra işte C. savcım bahsetti, F. savcı he biziz, işte seçimden bahsetmeye başladı. Ben bunu avukatımla beraber böyle resmen üç ay düşündük. Yani gelenin ismini bana A. dedi o zamanda böyle orta boylarda kumral açık tenli bir oğlandı ama şimdi adını sanını yani çocukla o anda çok da fazla konuşmadım açıkçası yani 30-35 yaşlarında kimliğini öyle şey yapmadım çünkü böyle çok fazla yani ne bileyim tedirgin mi oldum ne yaptım, dedi ki C. savcı sizin sıkıntınızı biliyor savcım dedi, sizin dedi telefonla görüşmek istemediğinizi işte başsavcı beyin böyle yaptığını çok iyi biliyor dedi, bu noktada dedi size dedi şeyler gelecek dedi, yani sizden bizim isteğimiz dedi şey yapmanız dedi tek tek böyle resmen çalışmamızı istiyor. Ben de işte başsavcının o tamam falan anlattım da adama anlatsan da boş işte diyor tek tek biz diyor şey istiyoruz diyor kaç oy çıkabilir bize kim nereli şudur budur, adaylarla ilgili bilgilendirme gibi biz bunlarla Whatsapp benzeri bir şey var dedi, yani bir sıkıntı, dinlemeye karşı şeyli, güvenli savcım, iyi dedim ben de ne bileyim Allah belamı versin yani öyle bir programdan hayatımın kararacağını bilsem yükler miyim yani vallaha yani onun yüzünden hayatım karardı benim ya, yani bittim ya resmen de neyse. Bu aldı telefonu yükledi, ben de ne bileyim telefonunuzu alabilir miyim savcım Google Play’den dedi, yükleyeceğim ya çok net de bakmadım buyurun dedim böyle ,ben 2016 15 Temmuz’a kadar bu Bylock ile ilgili bu adam ne yaptıydı ne ettiydi beynimi çatlatacak derecede zorladım bir şeye ulaşamadım çünkü bir hafıza kaybı. Bir de şöyle ben bu programı iki üç hafta bana bir kaç böyle mesaj geldi geldi geldi geldi geldi benim baktım ondan sonra diyor ki mesela şu diyor kimden dolayı buna şey yaparsak diyor oy alabiliriz diyor, şöyle böyle deyince bunaldım sildim ben bunu. İki üç hafta tutmuştur ve de ben bunlara cevap falan da göndermedim, bana devamlı böyle mesaj yağıyordu işte, işte şu birini mesela şimdiki M.Y. Bey ile alakalı filan hani o dönem hani birini hatırlıyorum ben o mesajlardan birini işte vay türbanlı şeylere karşı çıkmış, öyleydi yani hani ben. Bu yükledi tamam tamam çok kısa da sürdü zaten yani ben de hani tedirgin oldum ben bir de şimdi ben bundan şöyle şüphelenmedim, normalde şeyi de biliyor efendim… işte yani şu şeylerden biliyorum ben yoksa ben onu tarih olarak çıkaramam da 14/08 falan yazıyor 14 Ağustos’ta yazıyor yani o civarda bir zaman. Şimdi yani adam şeye çok hakimdi yalnız onu iyi hatırlıyorum böyle hani şu aday şu şu şu Bartın’da şöyle biz şöyle yaptık, böyle bir hakim. Bana Yargıtay’da tetkik hakimiyim dedi. Yargıtay’da tetkik hakimiyim dedi bir de çok böyle net konuşuyor yani, net konuşunca ben hakim savcı zannettim bir de eli ayağı düzgün. Tamam bu kadar yani çok fazla değil. Hakim bey dedi savcı bey dedi size dedi mesajlar gelecek dedi işte şöyle böyle, ben o mesaj geldiği zaman böyle bir şeyler gözüküyordu, bakıyordum ben onlara, çoğunda böyle işte adaylar şöyle, şu aday şöyle iyi, bu aday böyle iyi falan. Bir kaç defa da benden şeyi sordular, onlara bozuldum yani, bizim hakim savcılarla alakalı nereli, işte dünya görüşü ne, şudur budur olayı olunca ben yani terbiyesizlik oldu diye bunu iki üç hafta boyunca zaten ben şeylere falan da baktım ben ben inanın bunu ne yaptım ne zaman kurdum ne ettim, 15 Temmuz’a kadar böyle bir Bylock diye bir programı hafızamdan silmişim, eyvah dedim yani o zaman da yani eyvah dedim de iş işten geçti. Orada o dönemde işte silindi şey sildim. İki üç hafta bir şey yani ben de cevap da göndermedim diye hatırlıyorum onları. Yani bunlar bize soruldu, ben de baktım başsavcı bunlar böyle, bana işte böyle mesela İ.B. beni aradı, İ.B. ile Konyalı diye, ya şimdi bende şöyle bir şey vardı ben stajyerken. Tabi tabi hatta baktım 40 gün önceden kaldırmışım ben yani hiç asla ya zaten ben şimdi arkadaşlarımı çok severim, atıyorum diyor ki falanca arkadaş hangi fikir grubundan kim oy isterse o şey yapar. Yoktu yani şimdi Bartın’da bağımsızlara oy çıkmadı FETÖ’cülere. Yani başsavcının şeyi de vardı işte millet de çok şey değildi. C. De bunu bildiği için C.’yi görevlendirmişler herhalde yani hani C. daha önceden orada o da bizim kanalımızla oy isteyecekti, ben de şimdi kesinlikle birine gidip de bir arkadaşıma ya hem de bu tehlikeli bir şey şimdi başsavcı falan da şey yapıyor böyle baykuşçu başı eşref yapıyor, benim hanımım o dönemde bebeğimin son aylarıydı, dedim ki Bartın’dayken biz özellikle dedim ki biz buradan bir kaçalım, yani şu seçimde bizim perişan edecekler arada kalacağız çünkü ben Yargıda Birlik üyesiyim şimdi Yargıda Birlik’tekileri geliyorum arkadaşları götürüyorum, başsavcı bey diyor ki hatta beni organizasyoncu gibi herkes kullanmaya çalıştı işin açığı. Başsavcı da öyle yapıyordu öbür taraftan da C. hani hemşehri ayağından güya bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Biraz böyle her şeye maydanoz özür diliyorum yani öyle bir şeyimizden demek ki o dönemde öyle bir şeyim oldu. Sonradan ben dedim ki eşime biz buradan gidelim, memleketime ben ikna ettim, normalde eşim zor ikna oldu yani hani biz gidelim burada bari çocuk doğum sebebiyle izin de alalım şu seçim bir geçsin dedim. Zaten gittik memlekete seçim adını unuttuk. Biz seçimde 24 Eylül’de benim kızım doğdu, 10 Ekim’e kadar da zaten 10 Ekim’deydi şey, ondan öncesinde izin almıştık biz gittik hemen çoluk çocuk da doğdu yani ben bayağı bir en hararetli dönemden kurtuldum seçimin fakat bu arada diyeceğim İ.B. aradı beni, İ.B. telefonumu nereden almış bilmiyorum ama İ.B. ile ben tanıştım, nasıl tanıştım, o da bir yanlışlığım kendi adımca. Şimdi şeydeyken akademideyken dersimize hep bunlar giriyordu mesela bu A.Ç. de onlardanmış tee sonradan öğrendik, İ.B. de onlardanmış, bir baktım bütün hepsi bunlar ayarlamış oraya, daha biz de böyle hakim savcı yeni şey yapacağız, bize böyle güler yüzlü hakim hakim bey filan tanışıyoruz. İ.B. de Konyalı diye ben Seydişehirliymiş, ben de Ereğliliyim diye tanıştım. O dönemde bir de şöyle ben H.D.’ye de dedim bunu ben bakanlıkta çalışmak istiyorum falan diye HSK bakanlıkta çalışmak istiyordum açıkçası ve böyle hani tanıdık bulmaya çalışıyordum biraz böyle hani şey olayım diye, ben çok samimi konuşuyorum kusura bakmayın biraz böyle avam gibi oluyor da yani özür diliyorum. İ.B. telefonda işte hakim bey dedi bende bir Ü. hakim diye bir arkadaş var, onunla ben konuşuyorum o arkadaş da tam şeyci tam ters şeye yani FETÖ’cülere ters, işte dedi ben dedi şeye geleceğim falan dedi böyle, dedim ben dedim Yargıda Birlik adayımız var filan, böyle yalap şalap, yani şimdi beni oradayım diye beni böyle hani resmen üstüme geldiler, biz hanımla gittik seçim sürecini atlattık. Seçim sürecinden sonra zaten bu ben bu Bylock’u sildim, ondan sonra zaten ben adını soyadını sanını bunların unuttum ta ki işte biz tutuklanana kadar… vallaha billaha değilim yani FETÖ’cü. Hani ben…Şey mesela normal Whatsapp gibiydi efendim, Whatsapp gibiydi, hazır bu yani şifre falan giriyordum o şifre mevzularını da hatırlamıyorum, ben sonradan işte şifre falan diyor, yani dikkat etmedim, şifreyi falan da. Bip diyor mesela mesaj ben öyle hatırlıyorum o dönem mesela bir şey geliyor ışık yani o programın ışığı yanıyor basıyorsun işte uzunca bir metin… Ben hiç kimseyi eklemedim. O adam o adam ne yaptıysa yaptı efendim. Ben hiç kimseyi ne ekledim, ne arkadaş şöyle yap, ben mesaj gönderdiğimi de hatırlamıyorum, belki de zorunlu olarak onlara işte olmaz-molmaz veya bir şeyler dediysem demişimdir, ben kesinlikle hiç birini ne ekledim ne ettim ne eyledim. Zaten böyle çok azdı böyle oradaki şeyler böyle hani numara şeklindeydi. C. değil, C.’le yani ben dedim ki ben bununla C.’le mi konuşacağım dedim, yok dedi savcı bey dedi size dedi mesaj gelecek dedi şeylerden dedi. Muhtemelen ben sonra şöyle yorumluyorum yani bu seçim çevrelerini ayırmışlar, Bartın çevresi ile ilgili demek ki ama ismen beni orada ismen bir adam görmedim, bana ismen işte numara numara numara yani hani falanca adamdan şey mesaj geldi diye bir şey yok. Yanıyor oradan basıyordum o da hep böyle şey şahsa özel işte savcı bey şu bu falan yani o bir kaç taneydi. Hayır yani numara tarzında bir şey vardı. İşte o adamlar dedi ya size soracaklar diye. Çok da sorunca bana, bana şey mesajlar geldi, genelde böyle matbu mesajlar geldi ben de sallamadım bunları açıkçası. Ben kimseye mesaj yazdığımı hatırlamıyorum. Yani hatırlamıyorum yazdıysam da yani o muhtemelen silmeden önce olmaz-molmaz gibicesine bir şey yazmışımdır yani, hatırlamıyorum ama öyledir. Ben Bylock listeme yani listem diye bir şey olduğuna falan bakmadım. Ben şimdi şu anda gördüm Bylock listesini falan. Ben şu anda Bylock’a benim nasıl girdiğimi hatırlamıyorum. M.C.B. Karabük’ten bir arkadaş, Karabük savcısı mıydı, Karabük hakimi, karabük hakimi, eşimin döneminden hakim arkadaş. O da aynen öyle o da Karabük’te. N.K.’da Karabük’teydi. Ya Karabük ya Safranbolu, bunlardan biri. Eşimin dönemi, avukatlıktan geçme, ondan dolayı bunlar yani ismen. Ç.Ç. şeydi bizim dönemden bir hakim beydi, hatta sıra arkadaşımdı, sonra ismini değiştirdi C. diye. Odur ama ben bunlarla falan mesajlaşmadım veya bunların adının öyle yazdığını falan görmedim ben o programda. E.B. de muhtemelen bizim dönemdendi o yani net hatırlamıyorum ama esmer bir hakim bey olabilir, o olabilir. N.K. bu arkadaş ama benim şeyimde o raporda gördüğüme göre böyle bir grubum falan benim yok herhalde de. …, evet, ben hatta BTK kayıtları falan da var, 04/09 yazıyor. 2015’e falan asla böyle bir şey yok. Bylocku kuranı C.D. biliyor. Kişiyle ben muhatap oldum. Hakimdi yani, hani haklısınız valla şu anda bunlar bana şaka gibi geliyor, yani yapar mıyım, ben şu anda zaten her şeye şüpheyle baktım ama… Bilmiyorum o dönem nasıl bir basiret tutulması, nasıl bir şey anlayamadım ben bunu. Ben Konya KOM’a ben kendim gittim. Sizin yazınızdan sonra Bu söylediğim şahısları teşhis ettirdiler. Bylock yükleyeni teşhis edemedim, onu ben avukatımla beraber resmen Google’a girdik baktık, ben şeye baktım yani Yargıtay tetkik hakimi, Google’dan resim aradık resmen. Ben bulamadım yani tetkik hakimi midir? Şimdi de şimdi de diyorum ki olmaya da bilir yani. … ID’ye bağlı kişi listesi diyor, toplam kişi üç diyor, biri o H.D., biri Ö.U., biri de …diye bir şey numara. Bağlı kişi listesi diyor yani o bunda nasıl olduğunu da bilmiyorum da ID’nın kurduğu gruplar yok diyor, ID’nın katıldığı gruplar toplam bir grup varmış ama ben böyle bir grupta bunlarla falan da hiç bir temasım olmadı bana öyle. Bilemiyorum şimdi o adam nasıl ekledi, nasıl etti onu da bilmiyorum. Bu değerlendirme tutanağında istatistiklere baktığımda mesela giriş sayısı 18, okunan mail sayısı 13, gönderilen bir yerde 5 diyor, eklediği arkadaş sayısı yok, giden arama 1 diye göstermiş, toplam gönderilen mail sayısı 0, gönderilen mail 0 denmiş ??? onu da anlayamadım, gönderilen dosya sayısı 0, gönderilen mail yine orada 0, toplam mail sayısı 0, o şekilde… inanın samimiyetle söylüyorum yani ben o aramayı falan hiç hatırlamıyorum onları. Yani arayıp biriyle konuşmadım ama bilmiyorum nasıl oldu o çaldırma mı yaptı onlar ne yaptı nasıl etti onu da bilmiyorum. Asla kod adı falan asla bir de ben bunu niye kurayım da o zaman hemen sileyim, inanın şimdi Bylock’un içerisine girdiğiniz anda bana Bylock penceresinden baktığınız zaman farklı ben benim eşim K.K. diye hakimin evinde el koyma/arama verdi, bundan dolayı eşime tazminat davası açtı, HSK’ya şikayet etti. Eşim 15 Temmuz öncesinde bile tutuklama kararları verdi, başkan olarak da çıktı duruşmaya, tutuklama kararları verdi. 15 Temmuz gecesinde darbeye hayır paylaşımları yaptım. Ne bir Bank Asya’sına para yatırdım, bir de çok özür dilerim… Ben girmedim, verdim arkadaşa Google Play’den bir program yükleyeceğim Whatsapp benzeri dedi, sıkıntı olmaz dinleme falan olmaz diye verdim telefonu eline. Bana öyle söyledi, ne yaptığını bilmiyorum, nasıl girdiğini bilmiyorum. Dediğim gibi bakın 15 Temmuz sonrasında ben bunları FETÖ gözaltıları yaptırdım. Benim böyle bir programım olsa ben mesela atıyorum talimat gözaltıları oluyordu, Sinop ile eş zamanlı operasyon, gündüz gelirdi sabah yarın ertesi sabah şey oluyordu FETÖ’cüler gözaltına aldırılıyordu. Yani benim bir programım olsa herhangi ben onlara kaçın derim o adamlar da gözaltına alınamazdı. Benim eşim bunları tutuklama kararları verdi. Yani ben Yargıda Birlik üyesiyim, darbe gecesi hiç kimsenin sesi çıkmazken uçaklar havada uçarken ben darbeye hayır dedim, yani ben bu adamlar gelse şu anda ben onların hedef tahtasındayım. Ya ben devlete millete zerre kadar, benim yaptığım neyim varsa bu seçim sürecinde Allah kahretsin yani hani bunu yaptım bu da suç, bu suçunu da çok büyük ödedim yani, hani böyle bir şeyden dolayı hayatım bitti. Herhangi bir şeyim yok, gerçekten çok çok pişmanım. Yani şunu yaptım bir şey yaptım demiyorum FETÖ ile alakalı, yemin ediyorum FETÖ’cü de değilim, yemin ediyorum Allah belamı versin, Bylock tespit tutanağı girene kadar ben A. Bey ile benim hemşehrimle şeye geçtim, temasa geçtim. O zamana kadar benim avukatlarım bir ben şey şeydim, yani hani Bylock’u ben eşime dahi söyleyemedim, bu Bylock şey, babama yani şimdi Bylock mu yüklü ya toplumda öyle bir pozisyon ki darbeciden daha şey Bylock şeyi. Yav ben yok Bylock yok yok yok diye diye bir de hani iki üç hafta sildim ettim ya bu pozisyonda ben hani çıkmaz etmez bilinciyle A. Bey ile tanıştım görüştüm dedi işte bir de Yargıtay kararlarına göre falan da A. Bey de dedi ki bu iş böyle olmaz dedi bana. Yani konuştuk ettik A. Bey ile çalıştık resmen Google’dan adamların resmine baktık Yargıtay’dan inanın bayağı çalışma yaptık. Yani şu anda dahi ben kimseye Bylock’tan dolayı diyemiyorum yani FETÖ’den ayrı bir şey bir de Bylock bir ayrı bir şey. Yani şimdi anam babam dahi ben Bylock diyemiyorum yani anama babama dahi. Yani ben A. Bey ile karşılaşmasam A. Bey bana anlatmasa ben belki de halen işte bir şey olmayacak derdinde böyle bunala bunala duracaktım. Bylock ile alakalı ben size şey söyleyeyim. Orada üç kişilik bir grupta ben o şeyi, yani burada zaten çok ha 92 ID’ye bağlı kişi listesi diyor toplam üç kişi ben bu üç kişiyi de, üç kişiymiş bunlardan da bana bir numara geldi, ben bunun haricinde bir şey bilmiyorum yani hani öbür şu gruplara falan asla bana o gruptan muruptan ben ben ne dahil oldum, ne başka bir şey ettim, bilmiyorum onları. Bakın yani samimiyetle söylüyorum hani ben böyle çok da avam oldu benim şeylerim ama hani ben samimiyetimi belirtme adına böyle konuşuyorum artık.”
Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, Bylock kullandığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

c) Diğer Hususlar
c.1) KHK ile kapatılan Dernek Üyeliğinin Değerlendirilmesi
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerde, davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile FETÖ’ye irtibatı ve iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kapatılmış olan Adalet ve Hukuk Derneğinin yönetim kurulu yedek üyesi olduğu görülmüştür.
Davacı tarafından bu tespite yönelik herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Yukarıda yer verilen hususlar ile birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ’ye irtibatı ve iltisakı bulunduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile kapatılmış olan Adalet ve Hukuk Derneğinin yönetim kurulu yedek üyesi olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu değerlendirilmiştir.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal hakları ile manevi tazminata hükmedilmesi isteminin de reddi gerekmektedir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı tüm özlük ve parasal hakları ile uğradığını ileri sürdüğü manevi zararına karşılık … TL manevi tazminatın işlem tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Davacının manevi tazminat isteminin de reddedilmesi nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. maddesinin 4. fıkrası uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 07/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.