DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2020/2737 E. , 2021/2749 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2020/2737
Karar No : 2021/2749
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Sendikası
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- …
2- … Bakanlığı
VEKİLLERİ : …
İSTEMİN KONUSU :Danıştay İkinci Dairesinin 25/12/2019 tarih ve E:2016/8691, K:2019/7489 sayılı kararının davanın reddine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 16/04/2015 tarih ve 29328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’le değişik Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nin (Yönetmeliğin adı “Aile Hekimliği Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan Personele Yapılacak Ödemeler ile Sözleşme Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” iken, dava konusu Yönetmeliğin 1. maddesiyle belirtilen şekilde değiştirilmiştir) 6. maddesinin 2 ve 3. fıkralarının, 13. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan ” tespit ” ibaresinin, aynı maddenin 3. fıkrasında yer alan “mevcut” ibaresinin, 14. maddesinin 6. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan “İhtarı gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde ihtar verilmemesi hâlinde ihtar verme yetkisi zamanaşımına uğrar.” ibaresinin, 17. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “(18 inci maddeye göre yapılacak performans kesintisi hariç)” ibaresinin, 19. maddesinin 1. fıkrasının 5. bendinin 1 ve 2 numaralı cümlelerinin, 20. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesinde yer alan “(21 inci maddeye göre yapılacak performans kesintisi hariç)” ibaresinin, 20. maddesinin 5. fıkrasının 5. cümlesine eklenen “yasal kesintiler yapıldıktan sonra)” ibaresinin, Geçici 4. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesinin ve aynı fıkranın 3. cümlesine eklenen “aktarılmaz” ibaresinin, Yönetmeliğin eki “Ek 2- Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli”nin 1. satırında yer alan fiile 5 ihtar puanı, 6, 12, 14, 17 ve 21. satırlarında yer alan fiillere 10’ar ihtar puanı, 32. satırında yer alan fiile 20 ihtar puanı verilmesine yönelik düzenlemelerin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay İkinci Dairesinin 25/12/2019 tarih ve E:2016/8691, K:2019/7489 sayılı kararıyla;
Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 2. fıkrası yönünden;
Dava konusu düzenlemeden önce aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmenin süresi ve döneminin en fazla iki mali yıl olacağı yönünde düzenleme bulunmaktayken, dava konusu ile bütün aile hekimliği çalışanlarının sözleşme süresi ve döneminin iki mali yıl olarak belirlendiği ve böylece sözleşme süresi açısından birlik sağlandığı;
Dava konusu değişiklikle, aile hekimliği çalışanlarının uzun vadeli planlar yaparak aile sağlığı merkezine daha verimli yatırımlar yapabileceği, daha işe odaklı görev yapmalarının sağlanacağı, bürorasinin azalacağı ve böylece vatandaşların kesintisiz etkin ve verimli bir şekilde sağlık hizmetinden yararlanacakları göz önüne alındığında, kamu yararı ve hizmet gereklerinin gözetilmesi suretiyle yapılan düzenlemenin hukuka uygun olduğu;
Aynı maddenin 3. fıkrası yönünden;
Dava konusu düzenleme ile sözleşme süresi bitmeden naklen atanan aile hekiminin mevcut sözleşmesinin geçerli olup olmadığı (veya naklen atanan aile hekimiyle yeniden bir sözleşme imzalanıp imzalanmayacağı) yönündeki belirsizliğin giderildiği;
Hekimlerin, davalı idarece belirlenen ve ihtiyaç duyulan münhal yerlere kendi tercihleri doğrultusunda yerleştirilerek iki mali yılla sınırlı olmak üzere aile hekimliği sözleşmesi imzaladıkları ve Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nde aile hekimlerine, bu sözleşme süresi içerisinde yer değiştirme suretiyle atanma imkanı getirildiği;
Aile hekiminin kendi istemi doğrultusunda yer değiştirme suretiyle başka bir aile hekimliği birimine atanma hakkının bulunmasının mevcut sözleşmesinin şartlarına ve süresine herhangi bir etkisi bulunmadığı, bu nedenle, aile hekimlerinin imzaladıkları sözleşme süresi içinde başka bir aile hekimliği birimine atanmaları durumunda idarelerin yeni bir sözleşme imzalama gibi bir zorunlulukları bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı;
Öte yandan; aile hekimlerinin iki mali yıl ile sınırlı olmak üzere sözleşme imzalamaları ve söz konusu sözleşmelerinin kendi isteklerine istinaden yer değiştirme suretiyle atanmaları halinde de devam etmesi nedeniyle dava konusu düzenlemede iş güvencesine ve eşitlik ilkesine aykırı bir yön de bulunmadığı;
Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “tespit” ibaresi yönünden;
Öncelikle, 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 8. maddesinin 2. fıkrası ve bu fıkrada yer alan ”ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler” bölümünün iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesinin 21/02/2008 tarih ve E:2005/10, K:2008/63 sayılı kararıyla anılan ibarelerde Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına karar verildiği, bu yönüyle sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle belirlenmesinde 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek;
Dava konusu bentte atıf yapılan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinde Devlet memurluğundan çıkarmayı gerektiren fiillerin sayıldığı;
Aile hekimlerinin sözleşmelerinin feshedilebilmeleri için, isnat edilen fiilleri işlediklerinin hiçbir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde açıkça ortaya konulabilmesi amacıyla usulüne uygun bir inceleme ve soruşturma yapılması, sonrasında ilgili personelce yapılan savunmanın değerlendirilmesi gerektiği;
Dava konusu Yönetmeliğin 13. maddesinde, ilgililerin alınan savunmaları değerlendirilerek aile hekimliği sözleşmelerinin feshedileceğinin belirtildiği;
Öte yandan usulüne uygun yapılan soruşturma sonucunda ilgili personelin dava konusu düzenlemede belirtilen fiilleri işlediğinin tespit edilmesi halinde aile hekimliği sözleşmesinin feshedilebileceğinin açık olduğu, dava konusu düzenlemede ayrıca söz konusu fiillerin işlediğine yönelik kesinleşmiş bir Mahkeme kararı aranmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve yine fesih işlemlerinin iptali istemiyle idare mahkemelerinde dava açılabileceği;
Aile hekimlerinin kamu görevlisi oldukları ve kamu hizmetini yerine getirdikleri dikkate alındığında Devlet memurlarının çıkarılmasına neden olan fiillerin işlendiğinin tespit edilmesi halinde sözleşmelerinin feshedileceğine yönelik dava konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğu;
Aynı maddenin 3. fıkrasında yer alan “mevcut” ibaresi yönünden;
Aile hekimliği hizmetlerinin, Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerden olduğu, hizmet sözleşmesi ile belli bir kamu hizmetini yürütmek üzere görevlendirilen aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının da kamu personeli statüsünde oldukları;
Bir sözleşme dönemi geçtikten sonra aile hekimliği sözleşmesi yenilenen hekimin kamu görevlisi statüsünün devam ettiği ve önemli bir kamu hizmeti olan sağlık hizmetini yerine getirdiği, aile hekimliği sözleşme dönemi içerisinde sözleşme feshine konu eylemin sonradan öğrenilmesi halinde anılan dönemde kurallara uyulmamasının cezasız kalacağı ve bunun da vatandaşların sağlık hizmetinden etkin ve verimli bir şekilde faydalanmalarını engelleyeceği göz önüne alındığında, aile hekimlerinin geçen sözleşme dönemi içerisinde işlediği fiiller nedeniyle mevcut sözleşmesinin feshedilmesinin hukuka ve hizmet gereklerine uygun olduğu, ayrıca, fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra idarelerin sözleşmeyi fesih yetkisinin zamanaşımına uğradığı, bu düzenlemeyle aile hekimlerinin sürekli bir şekilde sözleşme feshi tehdidiyle karşı karşıya kalmalarının engellendiği;
Yönetmeliğin 14. maddesinin 6. fıkrasının 2. cümlesinde yer alan “İhtarı gerektiren fiillerin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içinde ihtar verilmemesi hâlinde ihtar verme yetkisi zamanaşımına uğrar.” ibaresi yönünden;
Dava konusu düzenlemeden önce gerekli işlemlere iki ay içerisinde başlanılmaması, gerekli işlemlerin altı içerisinde sonuçlandırılmaması veya fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıl içerisinde ceza verilmemesi durumlarında idarelerin ihtar puanı verme ve devamında sözleşmenin feshi yetkisi zamanaşımına uğramaktayken, dava konusu düzenleme ile iki yıl süre içerisinde ihtar verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağının kurala bağlandığı;
Dava konusu 6. fıkrada, gerekli işlemlere iki ay içerisinde başlanılması ve takip eden altı ay içerisinde işlemlerin sonuçlandırılması gerekliliği belirtilmekle birlikte idarelerin, bu işlemleri belli bir süre içinde sonuçlandırılması yönünde bir kural getirilmediği ancak bu hususun da yıllar içerisinde aile hekimliği uygulamalarında, ihtara esas teşkil eden fiilin ayrıntılı bir araştırma ve incelemenin gerekmesi nedeniyle anılan süreler içerisinde sonuçlandırılamadığının veya eksik bir inceleme ve araştırma yapılması suretiyle işlem tesisine gidilebildiğinin anlaşılmasından kaynaklandığı;
Buna göre aile hekimliği sözleşmesinin niteliği de dikkate alındığında, anılan düzenlemede 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka aykırılık bulunmadığı;
Yönetmeliğin 17. maddesinin 5. fıkrasında yer alan “(18 inci maddeye göre yapılacak performans kesintisi hariç)” ibaresi ile 20. maddesinin 5. fıkrasının 4. cümlesinde yer alan “(21 inci maddeye göre yapılacak performans kesintisi hariç)” ibaresi yönünden;
Dava konusu maddelerin, asıl aile hekiminin veya aile sağlığı elemanının görevinin başında bulunmadığı dönemlerde sözleşmesi bulunmayan ve Bakanlıkça görevlendirilen tabip veya sağlık personelinin geçici olarak aile hekimliği hizmetlerinde görevlendirilmesi üzerine söz konusu görev nedeniyle alacakları ücretin belirlenmesine yönelik olduğu, söz konusu düzenlemelerin 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka aykırı bir yönünün bulunmadığı;
Yönetmeliğin 19. maddesinin 1. fıkrasının 5. bendinin 1 ve 2 numaralı cümleleri yönünden;
Dava konusu Yönetmelik bir bütün olarak incelendiğinde, aile sağlığı elemanlarına kayıtlı kişiler üzerinden yapılacak ödemelerin brüt ücret üzerinden yapılacağı sonucuna varıldığı, bu nedenle dava konusu cümlelerde eksik düzenleme bulunmadığı;
Yönetmeliğin 20. maddesinin 5. fıkrasının 5. cümlesinde yer alan “(yasal kesintiler yapıldıktan sonra)” ibaresi yönünden;
Asıl aile sağlığı elemanının görevinin başında bulunmadığı, izinli olduğu dönemlerde sözleşmesi bulunmayan ve Bakanlıkça görevlendirilen sağlık personelinin geçici olarak aile hekimliği hizmetlerinde görevlendirilmesi üzerine söz konusu görevi nedeniyle alacakları ücretin belirlenmesine yönelik dava konusu 20. maddede, geçici aile sağlığı elemanına ödenmek üzere döner sermaye emanet hesabına aktarılan tutarlardan varsa döner sermayeden yapılan sabit ödeme tutarının mahsup edilmesi üzerine yapılacak yasal kesintilerden sonra ilgili personele ödeme yapılacağının belirtildiği, anılan ödemeler yapılırken ilgili kanunda bu ödemelerden kesinti yapılacağına ilişkin bir düzenleme bulunması durumunda idareler bu kuralı uygulamakla yükümlü olduğundan, dava konusu ibarede hukuka aykırılık bulunmadığı;
Yönetmeliğin Geçici 4. maddesinin dava konusu kısımları yönünden;
Dairelerince 25/12/2019 tarih ve E:2016/12199, K:2019/7486 sayılı kararı ile söz konusu maddenin iptaline karar verildiği, bu nedenle bu istem hakkında karar verilmesine yer bulunmadığı;
Yönetmeliğin eki “Ek 2- Aile Hekimliği Uygulamasında Uygulanacak İhtar Puanı Cetveli” yönünden;
Öncelikle 5258 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenebileceği kuralına yer verildiği ve anılan kuralın iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında istemin reddine karar verildiği, bu nedenle dava konusu Cetvel’deki hususların yönetmelik ile düzenlenebileceği belirtilerek;
5258 sayılı Kanun’da, aile hekimi ve aile sağlığı elemanı tanımlarına yer verilerek;
Aile hekimliği çalışanlarının kendisine kayıtlı kişileri tanıması, onların sağlık durumları hakkında kapsamlı bilgiye sahip olması ve sahip olduğu bu bilgiler çerçevesinde görev ve sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getirmeleri suretiyle vatandaşların sağlık hizmetini daha etkin ve verimli bir şekilde almalarının sağlanması aile hekimliği sisteminin temel amaçları arasında yer aldığı;
Diğer taraftan, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının, iradeleri ile kabul ettikleri sözleşmeyle ücret karşılığı çalıştıkları ve sözleşmeli olarak çalışmanın sağlayacağı olanakları tercih ettikleri, bu kişiler, sağlık idaresi ile imzaladıkları sözleşmelerde aile hekimliği mevzuatı uyarınca taraflarına verilen görevleri yerine getirecekleri taahhüdünde bulunduklarından, ilgili mevzuat uyarınca verilen görevleri yerine getirmekle yükümlü oldukları;
Dava konusu Cetvel’de yer alan maddeler incelendiğinde, birinci basamak sağlık hizmetleri ve koruyucu sağlık hizmetlerinin vatandaşlara en iyi ve verimli şekilde verilmesine yönelik kuralların ihlali durumlarında aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının fiilin ağırlığına göre artan sayıda ihtar puanı verildiği görüldüğünden, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu;
İhtar puanlarının verilebilmesi için anılan personelin söz konusu ihtar puanına ilişkin fiili işlediğinin soruşturma ile tespit edilmesi gerektiği, nitekim davalı idarelerce de bu şeklide inceleme ve soruşturma sonrasında işlem yapılacağının belirtildiği, ayrıca ihtar puanlarına ilişkin işlemlerin yargı denetimine açık olduğu;
Aile hekimliği çalışanlarına bir sözleşme döneminde verilen ihtar puanlarının yüz puana ulaşması halinde ilgililerin sözleşmelerinin vali tarafından feshedileceğine yönelik dava konusu Yönetmeliğin 14. maddesinde yer alan ‘yüz’ ifadesinin 26/02/2016 tarih ve 29636 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile ‘iki yüz’ olarak değiştirildiği;
Dava konusu Cetvel’in 1. satırında yer alan “çalışma saatleri planına uymamak” fiili için öngürülen ihtar puanı 3 iken yeni düzenleme ile söz konusu puanın 5’e çıkarıldığı, 6. satırında yer alan “izinsiz işe gelmemek (işe gelmediği her gün için)” fiilinin 5 ihtar puanınından 10 puana çıkarıldığı, 14. satırında yer alan “tüberküloz hastalarının doğrudan gözetim tedavisini yapmamak veya yapılmasını sağlamamak” fiilinin 5 ihtar puanından 10 puana çıkarıldığı, bu değişkliğin hak kaybına yol açtığı; 12. satırında yer alan “yeşil ve kırmızı reçeteleri bulundurmamak” fiilinin ihtar gerektiren fiil kategorisine alınmasının aile hekimlerinin aleyhine olduğu ileri sürülmekte ise de, aile hekimleri ile aile sağlığı elemanlarının birinci basamak sağlık hizmetleri ile koruyucu sağlık hizmetlerini yerine getirdikleri, sağlık hizmetinin ertelenemez ve ikame edilemez özelliğinin yanı sıra doğrudan yaşam hakkına ilişkin bir kamu hizmeti olduğu, kamu görevlisi statüsünde olan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının herhangi bir geçerli mazereti olmaksızın mesai saatlerine riayet etmemesi veya göreve gelmemeleri durumunda vatandaşların sağlık hizmetinden kesintisiz etkin ve verimli bir şekilde faydalanamayacağı, öte yandan, tüberküloz gibi salgın hastalık oluşturma riski bulunan bir hastalığa yakalanan kişilere yönelik sağlık hizmetinin gerektiği şekilde yapılmaması ve yine sağlık hizmeti açısından önem arz eden yeşil ve kırmızı reçetelerin bulundurulmaması fiillerinin müeyyideye bağlanmamasının sağlık hizmetleri bakımından ciddi bir risk oluşturacağı, bu nedenle anılan fiillere yönelik düzenlemelerin hukuka, 5258 sayılı Kanun’a ve ölçülülük ile orantılılık ilkelerine uygun olduğu;
Dava konusu Cetvel’in 21. satırında yer alan “miadı geçmiş aşı bulundurmak” fiilinin yeni bir düzenleme olduğu, Cetvel’de aşı için ayrıca bir cezalandırma getirilmesinin aynı türden eylem için iki ceza düzenlemesi niteliğinde olduğu ileri sürülmüş ise de, birinci basamak hizmetleri ile koruyucu sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde çok önemli bir yeri olan aşının miadının geçmesi halinde aile hekimliği çalışanlarına ayrıca ihtar puanı verilmesinin hukuka uygun olduğu;
Dava konusu Cetvel’in 17. satırında yer alan “mevzuatla verilen diğer görevleri yapmamak” fiili için öngörülen ihtar puanı 5 iken 10’a çıkarılmasının aile hekimlerinde hak kaybı yaratacağı, düzenlemenin muğlak olduğu ileri sürülmekte ise de, aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına anılan madde uyarınca ihtar puanı verilebilmesi için, söz konusu kişilere mevzuatla verilen bir görevin olması ve bu görevin anılan kişilerce yerine getirilmemesi koşulunun bir arada gerçekleşmesi gerektiğinin açık olduğu, önemli bir kamu hizmeti olan aile hekimliği hizmetinin yerine getirilmemesine ihtar puanı verilmesini öngören dava konusu düzenlemede 5258 sayılı Kanun’a ve hukuka aykırılık bulunmadığı gibi ölçülülük ve orantılılık ilkelerine de aykırılık bulunmadığı;
Dava konusu Cetvel’in 32. satırında yer alan “Mesai dışı hizmet ve/veya nöbete mazeretsiz gelmemek” fiili yönünden; 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanunu’nun 3. maddesinin 5. fıkrası ile anılan fıkrada atıfta bulunulan 657 sayılı Kanun’un ek 33. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 03/10/2013 tarih ve E:2012/103, K:2013/105 ve 05/03/2015 tarih ve E:2015/17, K:2015/20 sayılı kararları belirtilerek; anılan hükümler ile aile hekimlerine ve aile sağlığı çalışanlarına mesai saatleri dışında yataklı tedavi kurumları, seyyar hastaneler, ağız ve diş sağlığı merkezleri, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve 112 acil sağlık hizmetlerinde belli şartların varlığı halinde mesai saatleri dışında nöbet tutma yükümlülüğü getirildiği, bu yükümlülüğün 5258 sayılı Kanun’a 12/07/2012 tarihinde getirildiği, bu nedenle, davalı idareler tarafından, uygulamada karşılaşılan sorunlar da göz önüne alınarak ihtara neden olan durumların belirlendiği ve dava konusu Cetvel’de mesai dışında nöbet görevinin yerine getirilmemesi ile ilgili özel bir düzenleme yapılması ihtiyacının doğduğu, bu bağlamda, dava konusu fiilim 5258 Kanun’da aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına verilen yeni bir görevin yerine getirilmemesinin müeyyidesinin tanımlanmasına yönelik olduğu;
Diğer taraftan; Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nin 10. maddesinin 5. fıkrasında, aile hekimlerinin mesai saatleri dışında acil sağlık hizmetleri ile adli tıp hizmetlerinde görevlendirilebileceğinin belirtildiği, başka mevzuatlarda aile hekimlerine mesai dışı hizmet ve/veya nöbet görevi verildiği/verilebileceği anlaşıldığından, anılan bu düzenlemeler gereğince verilen görevlerin yapılmamasının ihtar puanına konu edilebileceği;
Mesai saatleri dışında hizmetin ve/veya nöbet görevinin yerine getirilmemesinden dolayı aile hekimliği çalışanlarına ihtar puanı verilmesi durumunda aynı eylem nedeniyle dava konusu Cetvel’de yer alan “Mevzuatla verilen diğer görevleri yapmamak” fiilinden dolayı ayrıca ihtar puanı verilemeyeceğinin açık olduğu; kaldı ki böyle bir uygulama yapılması durumunda işlemin dava konusu edilebileceği;
Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının nöbet yükümlülüklerini yerine getirmemeleri sonucunda sağlık hizmetlerinden kesintisiz, etkin ve verimli bir şekilde yararlanamamaları nedeniyle vatandaşların yaşam haklarının tehlikeye gireceği, bu nedenle bu fiile ihtar yaptırımı öngörülmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı;
Dava konusu Cetvel’de meslekle ve etikle bağdaşmayan ve aile hekimliği hizmetlerini olumsuz yönde etkileyecek durumlarda çalışanların hangi hallerde ihtar edileceğini ve bunlara uygulanacak ihtar puanlarının belirlendiği anlaşıldığında, kamu yararı ve hizmet gerekleri ile 5258 sayılı Kanun’a uygun olduğu gerekçesiyle;
-Dava konusu Yönetmeliğin Geçici 4. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesi ile aynı fıkranın 3. cümlesine eklenen “aktarılmaz” ibaresi hakkında karar verilmesine yer olmadığına,
-Dava konusu diğer kısımlar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, sözleşmelerin iki mali yıl ile sınırlanmasının aile hekimlerinin hak kaybına yol açacağı, sözleşme serbestisi ilkesine aykırı olarak sürenin sınırlandığı, ayrıca iki yıllık süre içinde ihtar puanlarının toplanmasının kolaylaşacağı, bu durumun da yine aile hekiminin aleyhine sonuç doğuracağı, yer değişikliğinde yeni bir sözleşme imzalanarak önceki sözleşme dönemindeki ihtar puanlarının silinmesi gerektiği, mahkeme kararı aranmaksızın 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki fiillerin yalnızca işlendiğinin tespit edilmesinin yeterli görülmesinin keyfiliğe yol açacağı, mevcut sözleşmeyi fesih yetkisinin hukuka aykırı olduğu, soruşturma zamanaşımı süresinin uzatılması nedeniyle aile hekimlerinin aleyhine düzenleme yapıldığı, başka birinin performansı nedeniyle ücrette kesintiye gidilmemesi gerektiği, ödemelerin net ücret üzerinden mi brüt ücret üzerinden mi yapılacağının anlaşılamadığı, bu yönüyle Yönetmeliğin eksik olduğu, yasal kesintiler yapıldıktan sonra ödeme yapılmasının sabit ödemelerinin düşmesine yol açacağı, Ek-2 sayılı Cetvel’de bazı fiillerin ihtar puanlarının artırılması ve yeni fiiller için ihtar puanı öngörülmesinin hukuka aykırı olduğu, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idarelerden Sağlık Bakanlığı tarafından, Danıştay İkinci Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş, Cumhurbaşkanlığı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının temyize konu kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan;
“a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması” sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, davanın reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın temyize konu bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen reddine, kısmen dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Danıştay İkinci Dairesinin 25/12/2019 tarih ve E:2016/8691, K:2019/7489 sayılı kararının temyize konu davanın reddine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 01/12/2021 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Dava; 24/12/2010 tarih ve 2010/1237 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nde 16/04/2015 tarih ve 29328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik ile yapılan bazı değişikliklerin iptali istemiyle açılmıştır.
Dava konusu 24/12/2010 tarih ve 2010/1237 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliği’nin, 30/06/2021 tarih ve 31527 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 29/06/2021 tarih ve 4198 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe giren Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’nin 28. maddesinin 1. fıkrası ile yürürlükten kaldırıldığı ve herhangi bir uygulama işleminin de dava konusu edilmediği anlaşıldığından, davaya konu edilen Yönetmelik maddelerinin uygulanma imkanı kalmamıştır.
Açıklanan nedenle, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğinden, Daire kararının temyize konu davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz.