Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2017/4357 E. , 2021/4219 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/4357
Karar No : 2021/4219
DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : …
VEKİLİ : Av. …
DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararın 2802 sayılı Kanun hükümleri uyarınca disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, üzerine atılı suçlamalar ile aleyhine olan deliller bireyselleştirilip irtibatlandırılmadığı, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı, masumiyet karinesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararın amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa’nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararla ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararın hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’NIN DÜŞÜNCESİ: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …’ÜN DÜŞÜNCESİ: Dava; Osmaniye Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3. maddesinin 1. fıkrası uyarınca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararıyla meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işleme karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali ile tarafına hiç ödenmeyen 15 Eylül 15 Ekim,15 Ekim-15 Kasım,15 Kasım-29 Kasım dönemlerine ait maaşlarının ve tarafına ödenip geri alınan 31.08.2016-15.09. 2016 dönemine ait maaşlarının yasal faizleriyle birlikte ödenmesine karar varilmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule yönelik savlarına itibar edilmeyerek işin esasına geçildi.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”; 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”; “Hakimler ve Savcılar Kurulu” başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar.; 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümleri yer almıştır.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, “Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü getirilmiştir.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanununun 4. maddesinin (b) fıkrasının 6. bendinde; “meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar vermek” Kurulun görevleri arasında sayılmış; 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görüleceği hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan; 15.07.2016 günü yapılan darbe teşebbüsü üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe giren 667 sayılı KHK’nın “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu KHK, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, bunu takiben 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 11. maddesinin 2. fıkrası ile “meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilmiştir.
HSK Genel Kurulunun bahse konu … tarih ve … sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında HSYK’ya intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, HSYK’nın FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Öte yandan; olağanüstü hal tedbirleri kapsamında yürürlüğe konulan 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı KHK’nın “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasına göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yürürlükteki hükümler uyarınca; Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri, örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri açık bir suç olduğu gibi, bu kapsamdaki yargı mensuplarının yargılayacağı kişiler açısından da adil yargılanma hakkının ihlaline yol açılacağı ve bunun da nihayetinde yargıya olan güvene zarar vereceği tartışmasız olup; hakim ve savcılar hakkında işlem tesis etme yetkisine sahip olan Hakimler Savcılar Kurulunca gerekli önlemlerin alınmasının gerekeceği de kuşkusuzdur.
Dava konusu kararın gerekçesi; FETÖ/PDY örgütü ile iltisak veya irtibatın saptanmasıdır. Ceza yargılamasında ise örgüt üyeliği olup olmadığı tespit edilmektedir. O halde; ceza kovuşturması ve yargılamasında iltisak veya irtibat hususu incelenmediğinden; “takipsizlik” yada “beraat” kararı verilmesi idari yargı denetimini doğrudan etkilemeyecektir.
İltisak; hukukta, “bir konu, kavram veya olayla bağlantılı kişi” anlamında kullanılmaktadır. Konu “ilgili olmak”ta düğümlenmektedir. Yani, doğrudan veya dolaylı bir ilgi hususu söz konusudur. “İrtibat kurulan şeyin doğrudan kendisi değil ama onunla yoğun ilişkisi olan; ona bağlı veya bulaşmış olan” şeklinde bir kavramlaştırma söz konusudur. Doğrudan bir ilişki yoksa iltisak olunan olay ile iltisaklı olan arasında nihai planda bir ilişki vardır. Bu kavram, bünyevî/organik bir aynılığı değil, ancak sonuçta olumlu veya olumsuz etkilenme durumunu izah eden bir kavramdır.
İrtibatlı olmak, organik bir irtibat içinde olmak demektir ve karşılıklı deklare edilen bir ilişkiyi belirtir ama iltisak doğrudan organik bir ayniyet veya ilişkiden ziyade, sonuçtan olumlu veya olumsuz bir şekilde etkilenmek anlamına gelmektedir.
Ceza soruşturmasının/yargılamasının ilgi alanında bulunmayan iltisak ve irtibat; yani yapışıkmış gibi birlikte hareket etme, gönüllü şekilde tabi olma, eylemlerini bir grubun, örgütün ya da yapının işaretleri, talimatları, yönlendirmelerine göre gerçekleştirme, kendi davranışlarını bireysel iletişim yoluyla ya da yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları üzerinden gelen mesajları dikkate alarak, belirleme hali de kamu görevinden çıkarmanın hukuki gerekçeleri arasında sayılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden; davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, … tarihinde, Soruşturma No:…, K:… sayılı “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı verilmiş ise de; dosyada mevcut CD kayıtları içindeki bilgi ve belgeler ile davacı ile ilgili tanık ifadelerinden, davacının FETÖ/PDY terör örgüt ile iltisak ve irtibatının olduğu tespit edilmiş olduğundan; Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan söz konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu kararının davacıya ilişkin kısmında ve bu karara karşı aynı Kurula yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmaması karşısında bu karar ve işlem nedeniyle ortada tazmini gereken bir zarar bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 27/04/2021 tarihinde, davacı ve vekili Av. Seçil Aksoy Esen ile davalı idare vekili Av. Melike Yılmaz’ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı.
Duruşma yapıldıktan sonra Dairemizin 27/04/2021 tarihli ara kararına davalı idare ve diğer kurum ve kuruluşlarca verilen cevapların dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten, dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten ve SEGBİS ile kayıt altına alınan 27/04/2021 tarihli duruşmanın davacıya ilişkin bölümünün tekrar izlenmesinden sonra, davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü:
A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:…, K:… sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş ve anılan karar 12/11/2019 tarihinde kesinleşmiştir.
B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”
2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”
3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.
AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.
2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; … mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[…] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday […]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı …nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. …nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.
3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.
4) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
İptal davaları idarî işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalardır. İdari işlem ise idarenin kamu gücü kullanarak tek taraflı olarak tesis ettiği hukuki sonuç doğuran işlemdir. İdareyi işlem yapmaya sevk eden maddi ve hukuki etkenler ise idari işlemin sebep unsurunu oluşturmaktadır.
Görülmekte olan davada davalı idareyi dava konusu işlemi yapmaya sevk eden maddi sebep ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesini temin etmektir. Hukuki sebep ise bunu gerçekleştirmek için Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiş olması ve yine Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin çıkartılan ve 23/07/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedir.
667 sayılı KHK’nın 3.maddesinin 1.fıkrasının öngördüğü üzere terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hakim ve savcılar hakkında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca karar verilir hükmü gereğince davacı hakkında dava konusu işlem tesis edilmiştir.
Davacı hakkındaki terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönünde davalı idarece yapılan değerlendirmenin de kuşkusuz keyfiyetten uzak olması gerekir.
Diğer yandan, 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla; “22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir.” hükmü getirilerek söz konusu işlemler yargı denetimine açılmış ve ilgililere davalı idarece haklarında bu çerçevede tesis edilen işlemlere karşı yargı yoluna başvurabilme imkanı tanınmıştır.
Bu kapsamda, dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece somut şekilde ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir.
Her ne kadar dava konusu işlemin, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden sağlanması amacıyla tesis edilen “olağanüstü tedbir” niteliğinde olması nedeniyle anılan işlemin dayanağı olan deliller, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulmuş ise de; bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılarla iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminde dikkate alınabileceği tabiidir. Bu bağlamda davalı idarenin, tesis ettiği işlemin sebep unsurunu ortaya koyabilmek için bütün imkanlarını kullanarak (teftiş birimini harekete geçirmek suretiyle tanık dinlemek, sosyal çevre araştırması yaptırmak, Emniyet Genel Müdürlüğü birimlerince ve diğer kamu kurumlarınca yapılan tespitler ile tanık ifadelerinde yer verilen hususları değerlendirmek vb.) elde ettiği lehe ya da aleyhe delilleri sunması gerekir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ilişkin bilgi ve belgeler aşağıda irdelenmiştir.
a)Davacı hakkındaki tanık beyanları:
a-1) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren … isimli şahsın beyanı yönünden;
Yargı mensubu olarak görev yapmış ve ifadesine başvurulan …’ya ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/09/2017 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir:
“(…) Seçimlerden sonra da … benim cemaatçiler içerisinden ayrılmam onlarla birlikte gezmemem konusunda uyarmıştı. Bu durumun detayı zaten 25 sayfalık dilekçemde mevcuttur.
Akabinde … ile kimlerin nereye oy vereceğini sordum. … ve …’nin nereye oy vereceğini sordum. Cevaben bana … onlarla görüşüyor, onlarda herhangi bir sıkıntı yok 11 de 11 aldık dedi. Akabinde … ve …’yi sorduğumda aynı şekilde cevap verdi. Yine … bana …, …, …, … ve …’in bağımsızlara 11 de 11 oy verdiğini söylemişti.
(…) …: Bu kişiyle doğrudan cemaate ilişkin bir muhabbetim olmadı. Ancak …’den duyduğum kadarıyla cemaat içerisinde yer alan birisiydi. Seçim döneminde … ve …’yi bizzat etkilediğini ve cemaate oy vermelerini sağladığını biliyorum. Seçimden sonra da aynı kişilerle ilgilendi…
…: Bu kişinin cemaatle herhangi bir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum, sadece seçim döneminde cemaatçilerle birlikte gezdiği için bu algının oluşturularak ihraç edildiğini düşünüyorum. Bu kişiyle aynı durumda olan kişiler kanaatimce …, …, … ve …’dir.”
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan yargı mensubu olarak görev yapan … isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı ise … isimli tanığın kendisi hakkında birden çok beyanının olduğunu, beyanların aleyhine değil lehine olduğunu, arkadaşları nedeniyle ihraç olduğunu söylediğini; farklı bir beyanında ise tamamen kendi düşüncesinden dolayı 11’de 11 bağımsızlara oy verdikleri yönünde beyanda bulunduğunu, oyların bir kısmını Yargıda Birlik Platformu üyelerine verdiklerini kendilerinin söylediğini, örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptığı dedikodu niteliğindeki oy verme muhabbetinin dava konusu kararın dayanağı niteliğinde olamayacağını, hiç kimseye yönelik Fetöcü adaylara oy verme şeklinde bir söylemi olmadığını ileri sürmektedir.
Yukarıda yer verilen tanık ifade tutanağı incelendiğinde, yargı mensubu olarak görev yapan … isimli şahsın Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/09/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; davacının cemaate oy vermesini …’nin sağladığını bildiğini ancak ifadesinin devamında sadece seçim döneminde cemaatçilerle birlikte gezdiği için ihraç edilen … ile davacının aynı durumda olduğunu belirttiği görülmektedir.
Netice itibarıyla, davacı hakkında duyum şeklinde somut herhangi bir bilgiye dayanmayan ve davacı lehine söylemleri de bulunan … isimli tanığın beyanı, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
a-2) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren … isimli şahsın beyanı yönünden;
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ya ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 20/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir:
“Ben Aralık 2014’ten bu yana Osmaniye adliyesinde hakim olarak görev yapmaktayım. Türkiye genelinde ve adliyemizde yürütülmekte olan FETÖ/PDY soruşturması kapsamında adliyemizde görev yapan bazı hakim ve savcıların, açığa alındığını, haklarında tutuklama ve adli kontrol kararları verildiğini duydum, soruşturma kapsamında bulunan …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … isimli hakim ve savcılar genellikle birlikte gezerlerdi, ben bu şahısların örgüt üyesi olup olmadıklarını bilmiyorum, hatta bu meslektaşlar birlikte dışarılarda bazı aktivitelerde bulunuyorlardı, hatta bir defasında Hatay gezisi düzenlemişlerdi, beni de çağırmışlardı, fakat ben gitmedim, yine bu meslektaşlarım kendi aralarında, kendi içlerinden gidenler için veda yemeği de düzenlediklerini duydum, ben bunu darbe girişiminin olduğu tarihten sonra duydum.”
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan yargı mensubu olarak görev yapan S.U. isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı ise S.U. isimli tanığın beyanında kendisi ile ilgili somut veya soyut hiç bir iddia da bulunmadığını, ifadede geçen diğer şahıslarla mesleki ve insani ilişkiler dışında hiç bir irtibatının olmadığı ve bu ilişkinin meslektaşlık ilişkisi boyutunda olduğunu, gizli saklı görüşmelerin olmadığını, tanığın beyanında geçen Hatay gezisine katılmadığını ileri sürmektedir.
Yukarıda yer verilen ifade tutanağı incelendiğinde ise, tanık … tarafından yalnızca davacının birlikte gezdiği meslektaşların isim isim sayıldığı ve bu kişilerin örgüt üyesi olup olmadığını bilmediğini söylediği, davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir ifadeye yer verilmediği görülmüştür.
Netice itibarıyla, davacının örgütle iltisak ve irtibatlı olduğu yönünde bir tespit içermeyen … isimli tanığın beyanı, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
a-3) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren … isimli şahsın beyanı yönünden;
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 29/08/2017 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir:
“… Ben Mayıs 2013 yılından beri Osmaniye Adliyesinde Hakim olarak görev yapmaktayım. FETÖ/PDY terör örgütü soruşturması kapsamında adliyemizde de görev yapan bazı hakim ve Cumhuriyet Savcılarının açığa alındığını, tutuklandığını ya da haklarında adli kontrol kararı verildiğini duyduk.
Soruşturmalar kapsamında isimlerinin geçtiğini duyduğum …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …. isimli hakim savcılar adliyemizde genelde birlikte hareket ederlerdi, hatta bu kişilerin tayin dönemlerinde adliyeden bağımsız kendi aralarında veda yemekleri düzenlediklerini duyduk.
Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun 2014 yılında yapılan seçimlerde de …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … isimli hakim ve savcıların seçim döneminde birlikte hareket ettiklerini gördük. Hatta bahsettiğim hakim ve savcıların seçimlerden sonra da birliktelikleri devam etti. Seçimde de Yargıda Birlik Platformu adaylarına oy vermediklerini düşünüyorum. Ayrıca seçim sonucu oylar sayılırken bu gruptan bir kişinin oy sayımını kameraya aldığını duymuştum. Ama oy sayımı esnasında orada olmadığım için kim olduğunu görmedim.”
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan yargı mensubu olarak görev yapan … isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı ise … isimli tanığın beyanının somut hiç bir belgeye dayanmadığını, sadece şahsi kanaat ve düşüncelerini içerdiğini, adliyede FETÖ nedeniyle soruşturma geçiren bütün isimleri sayarak soyut, suçlayıcı, algı yaratmaya yönelik ifade verdiğini ileri sürmektedir.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, tarafsız ve bağımsız yargının teminatı niteliğinde bir kurum olan HSK’ya üye seçimlerinde tüm hâkim ve savcıların özgür iradeleri ile oy kullanması esas iken, örgüte mensup hâkim ve savcılar tarafından talimat ile örgütün sözde bağımsız adaylarına toplu şekilde oy verildiği görülmüştür.
Yukarıda yer verilen ifade tutanağı incelendiğinde ise, tanık … tarafından yalnızca davacının birlikte görüştüğü meslektaşlarının isim isim sayıldığı, birlikte hareket ettikleri hatta 2014 yılı HSK üye seçimleri sürecinde de birlikte gezdikleri ve YBP üyelerine oy vermediklerini düşündüğü belirtilmiş ancak davacının somut bir şekilde 2014 yılı HSK üye seçimlerinde bağımsızlar lehine hareket ettiğini, seçim süreciyle ilgili görev aldığı gibi ifadesini destekleyen davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi somut bir ifadeye yer verilmemiştir.
Netice itibarıyla, … isimli tanığın beyanı, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
a-4) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren … isimli şahsın beyanı yönünden;
Katip olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan …’ya ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 17/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir:
“Ben Fırat savcımın FETÖ/PDY isimli terör örgütü üyesi olup olmadığını bilmem. Fakat genelde bu soruşturma kapsamında açığa alınan veya tutuklanan hakim savcılardan …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, isimli hakim savcılar sık sık veya bazıları dönem dönem odaya gelirlerdi. Ben kalabalık bir grup odaya geldiği zaman genelde savcımın söylemesi üzerine odadan çıkardım. Ben aşağıya inip çalışmaya kalemde devam ederdim…Bu bahsettiğim isimlerden çoğu ile birlikte yemeğe giderler, birlikte gezerlerdi, fakat bunların dışında başkaca birşeylerini görmedim. Benim savcı beyin söz konusu örgütle ilişkili olduğuna dair kendimce yaptığım bir tespit ya da saptama yoktur. Geçmişini bilmiyorum. Bizim yanımızda genelde bu mevzulardan hiç konuşulmazdı. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir. Dedi.”
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan yargı mensubu olarak görev yapan …. isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı ise … isimli tanığın beyanında kendisi ile ilgili somut hiç bir iddia bulunmadığını, ifadede geçen diğer şahıslarla mesleki ve insani ilişkiler dışında hiç bir irtibatının olmadığı ve bu ilişkinin meslektaşlık ilişkisi boyutunda olduğunu, gizli saklı görüşmelerin olmadığını ileri sürmektedir.
Yukarıda yer verilen ifade tutanağı incelendiğinde ise, tanık … tarafından yalnızca davacının birlikte gezdiği meslektaşların isim isim sayıldığı davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir ifadeye yer verilmediği görülmüştür.
Netice itibarıyla, … isimli tanığın beyanı, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
a-5) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren … isimli şahsın beyanı yönünden;
Katip olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan …’ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 17/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir:
“Ben FETÖ/PDY terör örgütü ve darbe girişimi soruşturması neticesinde tutuklanan … isimli Cumhuriyet Savcısının Ağustos 2013 yılından tutuklandığı tarihe kadar katipliğini yaptım. Ben kendisinin söz konusu terör örgütüne üye olduğuna dair bilgi sahibi değilim. Fakat bu kapsamda açığa alınan ve tutuklanan hakim savcılardan … …, …, …, …, …, … isimli hakim savcılar çok sık gelirdi, Bunun dışında …, …, … isimli savcılar da dönem dönem gelirlerdi. Genelde bu isimlerle birlikte gezerlerdi, pikniklere giderlerdi. Çoğunlukla bu isimlerle hareket ederlerdi. Bu hakim savcılar geldiğinde ben odadan çıkardım, çünkü … savcım daha çok başlarda bana hakim savcı meslektaşlar gelince sen odadan çık, kaleme in diye uyarıda bulunmuştu. Ben de her seferinde bu talimatını uyguluyordum.
Bahsettiğim isimli savcı hakimler odada bulundukları esnada ben odaya girmişssem genelde odada bir sessizlik oluşur ya da ben girdikten sonra konuyu değiştirirlerdi. Ne konuştuklarını bu şekilde olduğu için bilmiyorum.
Bir dönem özellikle kurul seçimlerinin olacağı dönemde … isimli tvvitter hesabından … savcımın Fethullahçı olduğu yönünde yazılar yazıldığını duymuştum. O dönem bu olaya ilişkin … savcım şikayette bulunmuştu. Yine bu mevzuyu yukarıda belirttiğim isimli hakim savcılardan bazıları ile bunları konuşuyorlardı. Fakat ayrıntılı olarak ne konuştuklarına hiçbir zaman şahit olmadım, çünkü ben odaya girince sessizlik olurdu. Benim bilgim bundan ibarettir.”
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan … isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı ise … isimli tanığın beyanında kendisi ile ilgili somut veya soyut hiç bir iddia bulunmadığını, ifadede geçen diğer şahıslarla mesleki ve insani ilişkiler dışında hiç bir irtibatının olmadığı ve bu ilişkinin meslektaşlık ilişkisi boyutunda olduğunu, gizli saklı görüşmelerin olmadığını ileri sürmektedir.
Yukarıda yer verilen ifade tutanağı incelendiğinde ise, tanık … tarafından yalnızca davacının görüştüğü meslektaşların isim isim sayıldığı davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir ifadeye yer verilmediği görülmüştür.
Netice itibarıyla, … isimli tanığın beyanı, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
a-6) Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren … isimli şahsın beyanı yönünden;
Davacı hakkında verilen … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:…, K:… sayılı kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararında değinilen … isimli tanığın Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/08/2017 tarihinde alınan ifadesinde özetle: “… isimli Cumhuriyet Savcısının Haziran ya da Temmuz 2013 yılında hakkında soruşturma başlatıldığı tarihe kadar katipliğini yaptığını, … Savcısının örgüt üyesi olduğuna dair doğrudan bilgi ve görgüsünün olmadığını, ancak soruşturma kapsamında açığa alınan …, …, …, …, … ve … ile birlikte hareket ettiğini,” belirtmiştir.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan … isimli şahsın yukarıda yer verilen beyanının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı ise … isimli tanığın ifadesine yönelik beyanda bulunulmamıştır.
Yukarıda yer verilen ifade tutanağı incelendiğinde ise, tanık … tarafından yalnızca davacının birlikte hareket ettiği meslektaşların isim isim sayıldığı ve davacının örgüt üyesi olup olmadığını yönelik bilgi ve görgüsünün olmadığının belirtildiği ve bunlar dışında ayrıca davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir ifadeye yer verilmediği görülmüştür.
Netice itibarıyla, … isimli tanığın beyanı, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
b)Davacının Kendi Beyanı
Davacının Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan 02/08/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında yer alan beyanları şu şekildedir:
“HSYK üyeliği düşürülen 5 kişiden hiçbiriyle İrtibatım yoktur, HSYK seçim döneminde dahi hiçbir görüşmem olmamıştır, ben kendilerini HSYK üyeleri olması nedeniyle bütüm hakim savcılar gibi ismen tanırım, Herhangi bir irtibatım, ne telefon nede yüz yüze görşümem olmamıştır.
2014 yılı HSYK seçimlerinde aday olan hakim ve savcılarımıza karışık şekilde oy vermiştim, bunu her zaman da İfade etmiştim.
Olayın bu FETÖ/PDY mensuplarının bağımsız aday olarak tanıtıp kişisel ilişkilerini kullanarak oy verme sürecinde irademizin yanlış yöne sevk ettiklerini seçimlerden sonra anladık ve sonraki süreçte destekleyecek hiçbir görüş veya paylaşımda bulunmadım.”
Davacı tarafından her ne kadar 2014 yılı HSK üye seçim sürecinde karışık oy verdiği belirtilmişse de seçim sürecine ilişkin aktif görev aldığına, açık bir şekilde bağımsız adayları desteklediğine ve seçim faaliyetlerine katıldığına yönelik herhangi bir beyanı ya da buna yönelik bir tanık beyanı dosyada bulunmadığından bu durum davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
c) Davacının Bank Asya’da hesabının bulunması
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından; davacının Bank Asya’da hesabının bulunmasının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından ise; söz konusu banka hesabının 26/03/2007 tarihinde açıldığı, örgüt üyelerinin bankaya destek olmak amacıyla para yatırdığı dönem olan 17-25 Aralık eylemlerinden hemen sonra 12/05/2014 tarihinde hesabın kapatıldığı, yaklaşık 6 yıllık süre içerisinde tek bir işlem dahi yapmadığı ileri sürülmüştür.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ’ye ilişkin 6 Haziran 2016 tarih ve 2014/37666 soruşturma sayılı iddianamesinin (Ankara Çatı İddianamesi) Mali Yapılanma Bölümünde ifade edildiği üzere; FETÖ, örgütlenmesine eğitim sektörü ile başlamış, okullar ve yurtlar ile teşkilatlanmış, okulların sevk ve idaresi için kitap satış büroları, okullara yönelik kıyafet mağazaları, kargo şirketleri kurmuştur. Hangi alanda alıma ihtiyaç duyulmuşsa o alanda faaliyet gösteren şirketler kurularak örgüt, kurumsal ve ticari yapılanmasını genişletmiştir. Örgüt, mensuplarının eğitim, tekstil, basın, taşımacılık, gıda, sağlık, ticaret gibi sektörlerdeki şirketlerini finanse etmek için ise Asya Katılım Bankası’nı kurmuştur.
Asya Katılım Bankası A.Ş. (Banka) 24/10/1996 tarihinde faaliyetine başlamış ve 20/12/2005 tarihinde “Asya Finans Kurumu Anonim Şirketi” olan şirket unvanı “Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi” olarak değiştirilmiştir. FETÖ’nün mali yapılanmasına ilişkin olarak açılmış soruşturmalarda, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi’nin Türkiye’de finans sektöründe Fetullahçı Terör Örgütünün sermaye şirketlerini desteklemek üzere kurulan banka olduğu, fiili olarak Banka’nın sahibi ve yöneticisinin Fetullah Gülen olduğu birçok defa belirtilmiştir. Bu kapsamda, Ankara Çatı İddianamesinde “Asya Katılım Bankası’nın Fetullah Gülen ve Örgütünün bir kuruluşu olduğu, başka hiçbir bankanın kuruluşunda yer alıp görüntü vermeyen Fetullah Gülen’in ilk kuruluşta mutlu bir eda ile tebrikleri kabul edip gelenleri ağırladığı, banka ile ilgisini hiç kesmediği, kâğıt üstünde başkaları pay sahibi olsa bile fiili olarak bankanın sahibi ve yöneticisinin Fetullah Gülen olduğu, onun tayin ettiği kişilerin bankayı yönettiği, örgütün finans merkezi olan Asya Katılım Bankasının örgüte ait diğer şirket ve holdingler ile organik ilişkisi bulunduğu, Kaynak Holding ve bünyesindeki şirketlerin banka ile ortaklık ilişkisi bulunduğu, TUSKON içerisinde yer alan şirketlerin banka ile finans ilişkisini aşan faaliyetleri olduğu, Asya Katılım Bankası’nın FETÖ’nün bir finans kuruluşu olduğunun ispatı gerektirmeyen kesin bir bilgi olduğunun açıkça anlaşıldığı” ifade edilmiştir.
FETÖ/PDY’nin 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi ile Bu Terör Örgütünün Faaliyetlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun 2017/Mayıs tarihli raporunda; “15/01/2014 tarihinde ulusal medyada, 14/01/2014 tarihinde video paylaşım sitesi olan www.youtube.com’da yayımlanan ve Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen 25/12/2013 tarihli bir telefon konuşmasında; mezkur şahısla konuşan kişinin bankanın likidite durumuna ilişkin olarak bilgi verdiği ve FETÖ içerisindeki kişiler ile bu kişilerin çevrelerinin bankaya yönlendirilmesi noktasında mezkur şahıstan onay talep ettiği ve mezkur şahsın da bu talebe onay verdiği, ayrıca banka tarafından bazı basın ve yayın organlarında yayınlanan haberlerin tekzip edilmesi amacıyla Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan özel durum açıklamalarında bu haber ve paylaşımlar için bir açıklama yapılmadığının anlaşıldığı, Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen bu konuşmanın içeriği ile Banka’dan mevduat çıkışının yoğun bir şekilde yaşandığı Aralık 2013 – Haziran 2014 arasındaki döneme ilişkin yapılan incelemeler neticesinde olağan bankacılık faaliyetleri ile bağdaşmayacak şekilde Banka’ya mevduat yönlendirilmesi yapıldığı” tespitlerine yer verilmiştir.
Nitekim, Banka çalışanı ..’nün … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının gerekçesinde yer verilen ifadesinde, “örgüt tarafından düzenlenen ve banka çalışanlarının katıldığı haftalık sohbet toplantılarına 17/25 aralık sonrasında da düzenli olarak katıldığını, 2014 yılı Ocak ayının ilk Cuma günü … Kolejinde yapılan sohbet toplantısına da katıldığını, bu toplantıda örgütün il imamının: ‘Pensilvanyadan haber geldiğini, Bank Asyanın gülen cemaatinin önemli bir kalesi olduğunu, bu kalenin kaybedilmemesi gerektiğini, hatta Uhud savaşını örnek göstererek buradaki okçular tepesinin önemi ile aynı önemde olduğunu, bankanın TMSF’ye devrinin önlenmesi’ gerektiği yönünde konuşma yaptığını” beyan ettiği görülmüştür. Tanık beyanından da anlaşılacağı üzere örgüt liderinin talimatının hiyerarşik yapılanma içerisinde en alt tabanda yer alan örgüt mensuplarına kadar iletildiği anlaşılmıştır.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), 28/08/2014 tarihli raporunda yer alan tespitlere istinaden anılan Banka hakkında 29/08/2014 tarihinde kısıtlayıcı önlemler alınmasına karar vermiştir. Buna karşın, ilgili Banka tarafından gerekli tedbirlerin alınmadığı ve eksikliklerinin giderilmediği gerekçesiyle BDDK’nın 03/02/2015 tarihli kararıyla, Banka yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) kısmen devredilmiştir. Banka nezdinde BDDK denetim elemanları tarafından yapılan denetimler neticesinde düzenlenen 28/05/2015 tarihli Mali Durum Tespit Raporunda belirtilen hususlar göz önüne alınarak BDDK tarafından 29/05/2015 tarihinde Banka’nın yönetim ve denetim yetkisi tamamen TMSF’ye devredilmiştir. TMSF tarafından Banka’nın %51’ine tekabül eden hisselerinin satışa sunulmasına karar verilmiş, 15/07/2016 tarihinde yapılan ihale neticesinde teklif gelmemesi nedeniyle TMSF’nin 18/07/2016 tarihli kararı ile hisselerin satış ihalesi sürecinin kapatılmasına ve bankacılık faaliyetlerinin geçici olarak durdurulmasına karar verilmiştir. Yapılandırma çalışmaları sonuçsuz kalan Banka’nın 22/07/2016 tarihinde BDDK tarafından faaliyet izni kaldırılmıştır. 16/11/2017 tarihinde ise anılan Banka’nın iflasına karar verilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2018/16-419, K:2018/661 sayılı kararında; ”FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında, örgüt lideri Fetullah Gülen’in talimatı ile para toplama ve mali kaynak oluşturma amacı ile yasal görünüm altında kurulan Bank Asya’nın örgütün finans kaynaklarından biri olduğu, 2013 yılı Aralık ayı sonrasında mali olarak zor duruma düşen bu bankanın parasal kaynak yönünden iyi durumda olduğunu göstermek, bankacılık sektöründeki faaliyetlerinin ve böylelikle örgüte para aktarımının devamlılığını sağlamak amacıyla, bizzat örgüt liderinin bankaya para yatırılmasına yönelik 25/12/2013 tarihli çağrısı doğrultusunda, bu çağrıya uyan kişilerce özellikle 2014 yılının başından itibaren gerek bir kısım mal varlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kâr amacı gözetilmeksizin örgüt yararına para yatırılması, katılım hesapları açılması, döviz ve altın alım satımı gibi işlemler yapıldığı tespit edilmiştir. Yargıtay 16.Ceza Dairesinin istikrarlı uygulamalarında da bu yöndeki işlemlerin, örgüt liderinin emri doğrultusunda gerçekleştirilen ve örgütsel amaca hizmet eden davranışlardan olduğu kabul edilmektedir.” şeklinde tespitlerde bulunulduğu görülmüştür.
Nitekim, Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 20/12/2017 tarihli ve E:2017/1862, K:2017/5796 sayılı kararı ile örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya’ya para yatırma fiilinin terör örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirildiği, ayrıca anılan Banka’ya eş adına para yatırılmasının da aynı kapsamda olduğu karara bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesi de, örgütün mali kaynağını oluşturan ve bu yolla gelir elde ettiği anlaşılan Banka’ya, örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırmanın somut olayın koşullarına göre silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir (AYM, Metin Evecen, B. No: 2017/744, 04/04/2018, § 59).
Bank Asya ile ilgili yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Banka’nın TMSF’ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar, örgüt liderinin emri doğrultusunda mali olarak zor duruma düşen Banka’nın parasal yönden iyi durumda olduğunu göstermek amacıyla örgüt mensuplarınca, gerek birkısım malvarlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kar amacı gözetilmeksizin, kendileri, eşleri, reşit olmayan çocukları ve bazen de anne-babaları adına para yatırıldığı, katılım hesapları açıldığı, döviz ve altın alım-satımı gibi işlemler yapıldığı anlaşılmıştır.
Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan başlatılan soruşturmada Adana Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Sor. No:…, K:… sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin verilen kararda; “…şüpheli …’in Bank Asya isimli bankada 1041876 müşteri numaralı 26/03/2007 tarihinde açılmış dolar, euro ve Türk lirası hesabının bulunduğu, dolar ve euro hesabının 02/08/2012 tarihinde, Türk lirası hesabının ise 12/05/2014 tarihinde kapatıldığı, bu hesaplarda 2012 yılı le 2016 yılları arasında herhangi bir hesap hareketinin bulunmadığı..” tespitlerine yer verilmiştir.
Netice itibarıyla, davacının Asya Katılım Bankası hesabına ilişkin dosyaya sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde; davacının Asya Katılım Bankası hesabının 2007 yılında açılması ve söz konusu hesapta FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Banka’nın TMSF’ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar olan dönem de dahil olmak üzere herhangi bir hesap hareketliliğinin bulunmadığı gibi dolar ve euro hesabının 02/08/2012 tarihinde, Türk lirası hesabının ise 12/05/2014 tarihinde kapatıldığı hususları dikkate alındığında davacının Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabının bulunmasının, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
d) Davacıyla İlgili Soruşturma Bilgisi
Dairemizce, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen başkaca soruşturma bulunup bulunmadığı yönünde yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen 01/07/2021 tarihli cevapta davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … sayılı) disiplin dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturma davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmamıştır.
e)Diğer Hususlar
e-1) Davacının sosyal çevre bilgisi
Davalı idare tarafından, davacı hakkındaki “sosyal çevresi anlamında en yakını kabul edilebilecek kişi olan eşi ….’ nin de yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmış olmasının” davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından hakim olan eşinin meslekten çıkarılmasının kendi meslekten çıkarılmasına, şahsının meslekten çıkarılmasının da eşinin meslekten çıkarılmasına delil olarak gösterilmeye çalışıldığı, eşi tarafından açılan iptal davalarında da davalı idare vekilinin aynı savunma ve delilleri sunduğu, eşi hakkında da kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararı verildiği ileri sürülmektedir.
Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla davalı idare tarafından davacının eşinin dosyasında sunulan belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile bağını ortaya koyacak herhangi bir tespite yer verilmediği görülmüştür.
Davalı idarece dava konusu işlemlerin dayanaklarından birisi olarak olarak davacı hakkındaki sosyal çevre bilgilerinin gösterildiği anlaşıldığından, Dairemizin 27/04/2021 tarihli ara kararı ile davalı idareye davacı hakkında sosyal çevre araştırmaları sonucunda elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu sorulmuş, davalı idarece söz konusu ara kararına verilen 01/07/2021 tarihli cevapta davacı hakkında sosyal çevre araştırmaları sonucunda elde edilen bilgi ve belgelerin, gerek davacının görev yaptığı mahalden gerekse diğer kurumlardan intikal eden ve işlem tesisinde Kurul kanaatinin oluşmasına destek olan her türlü veri ve bilgiler olduğu belirtildiği görülmekle birlikte, anılan veri ve bilgilerin davalı idarece dava dosyasına somut bir şekilde sunulmadığı anlaşılmıştır.
Netice itibarıyla, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
e-2)Davacının eşi ile yaptığı Whatsapp görüşme kaydı
Davalı idare tarafından, “…Whatsapp isimli uygulama üzerinden “…” ismiyle kayıtlı … numaralı hat ile … numaraları şüpheli …’nin kullanımındaki hat arasında yapılan yazışmada (inceleme tutanağında başlangıç saati: 25.07.2016 13:29:04(utc+3), son etkinlik : 25.07.2016 13:40:36(utc+3) olarak belirlendiği); ” … arabadan 16 bi, borcumuz?, evden 125 bin borcum va, en kötü senaryo bu olu, ev 250 araba 85 yapsa 335 bi, ne korkucam be, daha sonrasi zaten allah keri, allah kimseye zulmetmeyi bana nasip etmesin allah kimsenin hakkina girmeyi bana nasip etmesi, satsak ikisini de borçlari kapatsak elimizde yine 200 civari para kalı, Amin bitane, Aynen öyl, gideriz aydina kaliriz bir müddet babanla yapariz avukatlık ayda 2 3 kazaniriz herhalde kenardaki parayla en az 5 yıl rahat rahat geçiniri ” şeklindeki yazışmalarda belirtilen hususların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüştür.
Davacı tarafından, bu tespite yönelik herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Davacı ve eşinin 25/07/2016 tarihinde Whatsapp üzerinden yaptığı ekonomik durumlarına dair yazışmaların örgütsel saikle yapıldığına yönelik herhangi bir beyan içermediği görülmüştür.
Netice itibarıyla, davacının eşi ile Whatsapp üzerinden yapılan konuşmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
e-3) Davacının … isimli şahısla irtibat bilgisi
Davalı idarenin 24/11/2020 tarihli ek beyan dlekçesinde, davacının “Adli ve İdari Yargı Sınavına Hazırlık Evi, Staj Evi, Mülakat Hazırlık Evi Sorumlusu” olarak adı geçen … İsimli kişi ile 1 adet irtibatının bulunduğuna dair tespite yer verilmiştir.
Davacı tarafından söz konusu tespite yönelik, kendisinin 15. dönem hakim adayı olduğunu, internet üzerinde isim araştırarak yaptığı sorgulamada Ü.C. isimli şahsın da 15. dönem hakim adayı olduğunu, şahsı tanımadığını ancak staj dönemlerinin çakıştığını, görev esnasında tanışmış olabileceğini, hiç bir şekilde FETÖ evi veya yurdunda kalmadığını belirtmiştir.
Söz konusu irtibata yönelik davalı idare tarafından 24/11/2020 tarihli ek beyan dilekçesinde yapılan açıklama dışında, görüşmenin hangi tarihte ve ne kadar sürdüğüne ilişkin Dairemizin 27/04/2021 tarihli ara kararına ilgili kurumlar ve davalı idare tarafından davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyabilecek nitelikte herhangi bir bilgi ve belge de gönderilmediği anlaşıldığından, bu husus davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmemiştir.
6) Sonuç olarak
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairemizin 27/04/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının talebi doğrultusunda bu karar nedeniyle yoksun kaldığı 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerekmektedir.
Öte yandan; davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceği de açıktır.
D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının İPTALİNE,
2. Davacının talebi doğrultusunda bu karar nedeniyle yoksun kaldığı 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının meslekten çıkarılma tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine,
3. Aşağıda dökümü yapılan … TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4. Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 01/12/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY :
Dosyanın incelenmesinden; davacının tarafından 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı 31/08/2016-29/11/2016 tarihleri arasındaki döneme ait maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı ile ilgili ifadesine başvurulan tanık ifadelerinde davacının sosyal birliktelik içerisinde olduğu meslektaşlarının isim isim sayıldığı, hatta 2014 yılı HSK üye seçimleri sürecinde de birlikte gezdiği ve YBP üyelerine oy vermediği ve davacının somut bir şekilde 2014 yılı HSK üye seçimlerinde sözde bağımsız adaylar lehine hareket ettiği belirtilmiş ve davacının Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan 02/08/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında ise davacı 2014 yılı HSK seçimlerinde aday olan hakim ve savcılara karışık şekilde oy verdiğini belirterek tanık beyanlarını doğrulamıştır.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde FETÖ/PDY’nin 2010-2014 yılları arasında yapılan denetimler, incelemeler ve soruşturmalar, unvanlı görevler başta olmak üzere yapılan atamalar, terfiler ve yüksek mahkemelere üye seçimleri sonucunda yargıda etkin bir güce ulaştığı, yargıda bu örgütsel etkinliği ve baskıyı devam ettirebilmek amacıyla da 2014 yılında yapılan HSK üye seçimlerine daha fazla önem atfettikleri anlaşılmıştır.
Örgütün bu kapsamda adli yargıda on bir, idari yargıda ise beş sözde bağımsız aday ile 2014 yılı HSK üye seçimlerine katıldığı, örgüt mensubu hâkim ve savcıların ise örgütün bu seçimlerde başarılı olabilmesi için temel düsturları olan gizliliği de göz ardı ederek deşifre olma pahasına sözde bağımsız olan örgüt adaylarına destek olmak, oy toplayabilmek adına tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlediği, bu organizasyonlar için yapılan masrafların örgüt tarafından karşılandığı, örgüt mensubu olmayan hâkim ve savcılar ile birebir yakınlık kurmak ve zaman zaman hediyeler vermek suretiyle oy tercihlerini etkilemeye çalıştığı; seçim günü ise oy kullanmaya gelen hâkim ve savcıları markaja alarak baskı yaptığı, oy kullandıktan sonra seçim mahallinden ayrılmayarak seçim mahallinde kamera kaydı yapmak ve sandık başlarında seçim sonuçlarını birebir takip etmek gibi faaliyetlerde bulunduğu, bu şekilde örgüt tarafından diğer hâkim ve savcılar üzerinde baskı oluşturularak anayasal bir hak olan seçme/seçilme hakkının manipüle edildiği anlaşılmıştır.
Öte yandan, tarafsız ve bağımsız yargının teminatı niteliğinde bir kurum olan HSK’ya üye seçimlerinde tüm hâkim ve savcıların özgür iradeleri ile oy kullanması esas iken, örgüte mensup hâkim ve savcılar tarafından talimat ile örgütün sözde bağımsız adaylarına toplu şekilde oy verilmiştir. Nitekim farklı görev mahallerinde çalışıp, farklı mesleki dönemlerden olmalarına karşın, kendilerini ”bağımsız aday” olarak lanse eden örgüt adaylarının hepsinin birden HSK seçimlerinde adli yargıda yaklaşık 4500-5000 bandında, idari yargıda ise yaklaşık 600-700 bandında oy alması, örgüt mensubu hâkim ve savcıların talimat üzerine toplu halde oy kullandıklarının açık belirtisidir.
Bununla birlikte, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan kişilerle ilgili Dairemiz önünde derdest olan dava dosyalarında yer alan 2014 yılı HSK seçimlerine ilişkin birçok ifade de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ye ait, Menemen Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “…2014 yılının ekim ayında yapılan HSYK üye seçimi döneminde Sarız hâkimi olarak görev yapıyordum. Bu seçim sürecinde ilk olarak aramızda yapmış olduğumuz sohbet toplantıları sırasında … HSYK seçimlerinin yaklaştığını, burada liste belirleneceğini, cemaati kastederek bu seçimin bizim için çok önemli olduğunu, Yargıda Birliğin kazanmaması gerektiğini, bunun için çok çalışılması gerektiğini söylüyordu… -… bana bylocktan mesaj attığında whatsapptan sana mesaj attım, bakarsın yazıyordu. Ben de bunun üzerine bylocka girip …’nin attığı mesajı görüyordum. … ilk attığı mesajında HSYK seçimlerinde cemaatin oluşturduğu 11 kişilik HSYK üyeliğine aday listesini gönderdi. Bu listede …, …, …, …, …, …, … … isimli şahıslar vardı. Bu mesajda … bana cemaat olarak bunları destekliyoruz, çevremizden bunlara oy isteyeceğiz yazmıştı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ye ait, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “…HSYK seçimleri ile ilgili tanıdığımız kişilerle irtibat halinde olmamız istenmişti, görüşeceğimiz kişilerle seçim öncesinde değil seçimlere 3-4 ay kala sürekli arayıp görüşmemizi söylemişlerdi. …HSYK seçim süreci yaklaşınca telefonlara BYLOCK isimli program yüklendi. …HSYK ile ilgili paylaşımlar bu program üzerinden yapılıyordu, ben de bana sorulan hususlara cevap veriyordum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ye ait, Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı: “2014 yılı HSYK seçimlerinde bu yapının belli bir amaca hizmet ettiğini ve legal bir yapı olmadığını kesin olarak anladım. Erzincan’da staj yaptım, Perşembe’ye kura çekip göreve başladıktan 1,5 yıl sonra Erzincan’da komisyon başkanı olan … beni aradı bağımsız adaylardan isimleri cemaatin adayı olarak geçen 11 kişi için oy istedi….Bu 1,5 yıl içinde başkan beyin kendisiyle hiçbir şekilde görüşmemiştik. Seçim öncesi beni iki defa arayarak aynı adaylar için oy istedi. ”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan … isimli şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazılmış 13/01/2017 tarihli dilekçe: “… Eskişehir’de HSYK seçimlerinden kısa bir süre önce o dönemde lojman dışında kirada oturan Eskişehir C. Savcısı olarak görev yapan […’nin] … evinde toplandık…Bahsi geçen evde (…), (…),(…), …, … ile bir araya geldik. Adı geçenlerin hepsi (…) hariç Eskişehir’de görevli hâkim ve savcılardı. Bazıları kamera çekimi bazıları da müşahitlik görevi aldılar.”
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan …’ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Burada bulunduğum dönemde HSYK seçimleri olmuştu. İdris kod adlı Veysel bana sohbet grubunda bulunan şahıslara Bağımsızları desteklemeleri doğrultusunda telkinde bulundu ve desteklenecek isimlerin bulunduğu bir listenin fotoğrafını az önce bahsettiğim program üzerinden bana gönderdi. Ben de sohbet grubumda bulunan şahıslara (Sivil imam olan ifade sahibinin sohbet grubunda bulunan hâkim-savcılara) bu isim listesini okuyarak desteklemeleri yönünde Veysel in talimatı doğrultusunda tavsiyede bulundum…”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “…HSYK seçimi için gittiklerinde (örgüt içindeki hâkim ve savcıların seçime yönelik propaganda çalışması için) yaptıkları masraflar yapı tarafından karşılanırdı. Genelde bu masraflar alacağımız himmet parasından düşülüyordu.”
Öğretmen olarak görev yapmış olan …’ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun … sayılı soruşturması kapsamında Ankara Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce etkin pişmanlık hükümleri uyarınca düzenlenen 19/09/2017-20/09/2017 tarihli ifade tutanağı: “… Yine o dönem yapılacak olan HSYK seçimlerinde FETÖ/PDY örgütüne mensup 11 adli 5 idari bağımsız adayın desteklenmesi konusunda almış olduğum talimatları sorumlu olduğum hakim savcılara iletiyordum. HSYK seçimleri öncesi adli tatilde Türkiye genelinde FETÖ/PDY’ ye mensup yargı üyeleri memleket ve çevrelerinde tanıdık ve dönem arkadaşlarıyla çalışma yapmaya başladı. Yapılan çalışmalar sonucunda ülkücü, demokrat, solcu, ulusalcı, alevi olarak bilinen kesimlerin nabızları yoklanarak kimlere oy verecekleri, gözettiği kriterler öğrenilmeye çalışıldı. Bende belirle zaman aralıklarında Malatya ilinde sorumlu olduğum hakim savcı gruplarıyla bu konuyla ilgili istişare yapıyordum. Sorumlu olduğum hakim savcılar görev yapmış oldukları yerde bağımsız adaylarla ilgili yapmış oldukları çalışmaların durumunu bana aktarırlardı. Tanıdıkları hakim savcıların HSYK seçimlerinden kimlere oy vereceği ne kadar oy topladıklarını bana bildirirlerdi, bende bu bilgileri …’ye bildirirdim. …’de bu bilgileri …’ye verirdi. …’nin de bu bilgileri Ankara ilettiğini biliyorum. Ankara’dan gelen dönütler sonucunda yapılan çalışmaların iyi yönde olduğu ve seçimlerin FETÖ/PDY lehine bağımsızların kazanacağı düşünülüyordu. Aynı şekilde yapılan çalışmalar sonucunda HSYK seçimlerinde Yargıda Birlik Platformu yani YBP ye çalışan hakim savcılarda FETÖ/PDY ye mensup hakim savcılar tarafından fişleniyordu. HSYK siçm sonuçları olumsuz olduktan sonra …’nin talimatı ile evlerimizde bulunan FETÖ/PDY’ye ait kitap ve dökümanları elimizden çıkarıp …’ye teslim ettik, …’de bu dökümanları Malatya Bölgesine teslim etmiş olabilir.”
Anılan şahsa ait, yine aynı soruşturma kapsamında Ankara Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 22/09/2017 tarihli ek ifade tutanağı: “…
HSYK seçimleri ilgili olarak anlatmak istediklerim:
2014 yılında gerçekleştirilen HSYK seçimleri bu yapı tarafindan en fazla önem verilen konulardan birisiydi, seçime yaklaşılan zaman zarfı içinde FETÖ/PDY örgütü seçim konusunu sadece yargıda bulunan mensuplarına değil, evlerde kalan öğrencilerinden tutun da bölgede bulunan örgüt mensubu esnaflara kadar götürerek, nüfuz edebilecekleri, eş dost akrabaları içerisinden hakim, savcı ve tanıdık varsa onlara ulaşarak ikna edip, FETÖ/PDY örgütünün bağımsız aday listesindeki adaylarından hangilerine oy vereceklerini tespit edip bunu üst örgüt abilerine bildirmeleri istendi, sivil kanattan gelen oy sayıları da FETÖ/PDY örgütünün yargı yapılanması tarafından listelere örgüt lehine kaydedildi.
Yine 2014 yılında seçim öncesinde Gaziantep büyük bölgesinde Hayretin kod adlı F.G.’nin başkanlığında benim de Malatya mahrem imamı olarak katıldığım toplantıda bizlere sözde örgüt lideri fefullah gülen tarafından onay verilen 11 adli 5 idari kurul adayının isimleri söylendi, bu isimler ayrı ayrı bağımsız olarak kendi adaylıklarını açıkladılar.
Burada seçimle ilgili bize şöyle bir stratejiden bahsedildi: adli kurulun 11. sırasında bulunan hatırladığım kadarı ile …’nin göstermelik bir aday olduğu, onun yerine ismini hatırlayamadığım başka bir ismin listeye yazılacağı, idari kurulun 5. Sırada bulunan ismini hatırlamadığım adayın yerine yine ismini hatırlayamadığım bir ismin listeye yazılacağı talimatı verildi. Bu iki ismin yazılmasındaki amaç halihazırda YARSAV cı olarak bilinen zaten o gruptan oy alma potansiyeli olan şahısların örgütten alacağı destekle kesinlikle seçimi kazanacakları düşüncesiydi. Çünkü bu iki şahıs kripto örgüt üyesiydi. Sonuç olarak bizden bu bilgiyi sorumlu olduğumuz bölgedeki talebe diye nitelendirilen (T1,T2,T3,T4,T5) hakim savcılara anlatmamız istenildi. Bu aday listesindeki bu bilgiyi tam güvenmedikleri oy isteyecekleri hakim savcılarla paylaşmamaları gerektiği üzerinde ısrarla duruldu. Biz de bilgiyi sorumlu olduğumuz talebelere aktardık, bu konuyla ilgili çalışmalara azami özen göstererek başlamalarını ve bu konuyla ilgili geri dönüşlerini bize bildirmelerini istedik. Gelen çetelelerde örgüt tarafindan gösterilen adayların seçimi rahatlıkla kazanabilecekleri ve beklenilen günlerin geleceği mantığı hakimdi.
Seçim günü oyların güvenirliliğini sağlamak için talebeler (hakim savcı) arasından görevlendirmeler yaptık, her sandık için 4 hakim ya da savcı seçtik. Bu hakim ve savcılardan birisi açılan pusuladaki oyların doğru okunup okunmadığını kontrol edecek, birisi açılan pusulanın ihtiyaç halinde kullanılmak üzere resmini çekecek, bir diğeri de çıkan oyların sayımını yaparak çetele haline getirecek, dördüncü kişi de ihtiyaç olduğunda yedek olarak görevlendirilecekti, oy kullanma işlemi sonuçlandığında açıklanan sonuçlarla karşılaştırılmak üzere saklanarak bizlere yani mahrem imamlara verilecekti. Seçim sonuçlandıktan sonra bize bildirilen sonuçları biz de hiyerarşik yapı içinde yukarıya bildirdik. HSYK seçimleri dönemi çalışmalarımızı bu şekilde olmuştur.”
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; FETÖ’nün yargıdaki etkisini devam ettirebilmek için FETÖ mensubu yargı mensuplarının aktif ve aleni bir biçimde çok büyük gayret ve çaba gösterdiği 2014 yılı HSK üye seçimlerinde davacının da sözde bağımsız adayları desteklemek amacıyla bir grup hakim ve savcılarla birlikte hareket etmesi ve sözde bağımsız adaylar lehine oy kullanması hususu ve 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden kısa bir süre sonra 25 Temmuz 2016 tarihinde (henüz görevden uzaklaştırma kararı ve meslekten çıkarma kararı verilmeden önce) eşi ile arasındaki whatsapp görüşme içeriğine göre meslekten ihraç edilebileceklerine dair kendilerinin kanaatleri ve meslekten çıkarılma ihtimaline binaen sonrasına ilişkin özgüven oluşturmaya yönelik düşünceleri birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davanın reddi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.