Danıştay Kararı 6. Daire 2019/15821 E. 2021/13174 K. 30.11.2021 T.

Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2019/15821 E.  ,  2021/13174 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2019/15821
Karar No : 2021/13174

DAVACI : …Vakfı
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : …Bakanlığı – …
VEKİLİ : …, Hukuk Müşaviri (E-Tebligat)

DAVANIN KONUSU : 27.04.2019 tarih ve 30757 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tabiat Varlıkları Merkez Komisyonunun 18.04.2019 tarihli, 105 sayılı Ulusal Ölçekte Kamu Altyapı Yatırımları Hakkında İlke Kararının iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davacı, dava konusu ilke kararının, Anayasa’ya, Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme’nin Giriş bölümü ile 1., 2., 4., 5. ve 6. maddelerine, Afrika’da Ciddi Kuraklık ve/veya Çölleşmeye Maruz Ülkelerde Çölleşmeyle Mücadele İçin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin Giriş bölümü ile 1., 2., 3. ve 4. maddelerine; Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’nin Önsöz bölümü ile 1 ila 11. maddelerine; Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin Önsöz bölümü ile 1., 2., 3., 6., 7., 8., 9., 10. ve 11. maddelerine; Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’nin Önzöz bölümü ile 1 ila 6. maddelerine; Ramsar Sözleşmesi’nin Giriş bölümü ile 1 ila 4. maddelerine; Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik’e aykırı olduğu, söz konusu Yönetmelik’te yer alan tanımlardan anlaşılacağı üzere, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının, kesin korunacak hassas alanlar ile nitelikli doğal koruma alanlarını etkileme, o alanlarla bütünlük gösterme özelliklerine sahip olduğu, ilke kararıyla yapılmasına izin verilen faaliyetlerin bu koruma alanlarını olumsuz etkileyeceği; aynı Yönetmelik’in 9. maddesinde söz konusu alanlardan kum, çakıl, taş vb. malzemenin alımına izin verilmediği halde, dava konusu ilke kararıyla buna imkan tanınmasının normlar hiyerarşisine de aykırı olduğu; metalik madenlerden farklı olarak kum, çakıl ve taş gibi malzemelerin ülke genelinde çok geniş alanlarda rezervlerinin bulunduğu; dolayısıyla, böyle geniş çevresel etkileri olan madencilik faaliyetlerine, alternatif alanlar da rahatlıkla bulunabilmekte iken, korunan alanlarda izin verilmesinin üstün kamu yararına aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davalı tarafından, dava konusu ilke kararında kanunlara ve ilgili diğer mevzuata, hizmetin gerekleri ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …DÜŞÜNCESİ :
Dava konusu ilke kararıyla, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, ilke kararında tahdidi olarak belirtilen yapı ve tesisler için gerekli olan kum, çakıl, taş, vb. malzeme alınabileceğine ve bu amaçla ocak açılabileceğine karar metninde belirtilen yapı ve tesislerle sınırlı olmak üzere izin verilmiş olması, söz konusu yapı ve tesislerin inşaasında üstün kamu yararı bulunması ve düzenlemede belirtilen şartların, söz konusu faaliyetlerin çevreye vereceği zararın önlenmesi ya da asgari düzeye indirilmesi açısından yeterli olması nedenleriyle reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …DÜŞÜNCESİ :
Dava, 27.04.2019 günlü, 30757 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu’nun 18.04.2019 günlü, 105 sayılı “Ulusal Ölçekte Kamu Altyapı Yatırımları Hakkında İlke Kararı”nın iptali istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması” başlıklı 63. maddesinde; “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.” kuralı yer almaktadır.
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun ”Tanımlar” başlıklı 3. maddesinde, “tabiat varlıkları”, “jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan değerlerdir”, doğal sit; ” jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır.” şeklinde tanımlanmıştır. Yasanın Ek 4. maddesi ile, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlığın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olduğu, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili ve çalışma usul ve esaslarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenleceği hükme bağlanmıştır.
2863 sayılı Yasanın 51. maddesinde, Yurtiçinde bulunan ve bu Kanun kapsamına giren korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili hizmetlerin bilimsel esaslara göre yürütülmesini sağlamak üzere, Bakanlığa bağlı “Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu” ile Bakanlıkça belirlenecek bölgelerde “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları” kurulacağı belirtilerek, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun görev ve yetkileri sayılmış; aynı Kanun’un Ek-4. maddesinin 3. fıkrasında, bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararların, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararların koruma bölge komisyonlarınca alınacağı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulacağı hükme bağlanmıştır.
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik’in “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ayırt edici özellikleri” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında bu alanlar; “Kesin korunacak hassas alanlar veya nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu koruma bölgeleri ile bütünlük gösteren, korumaya katkı sağlayacak, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlar” olarak tanımlanmış; “Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasında, “Korunan alanların doğallığını muhafaza etmek ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığının sağlanması” doğal sit alanlarının korunmasında uyulması gereken ilkeler arasında sayılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 05.02.2018 günlü, YD İtiraz No: 2017/1219 sayılı kararı ile, 25/01/2017 günlü, 29959 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 99 sayılı Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı’nın C bölümünde yer alan, 2. maddenin sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında doğal peyzaj ve siluet dikkate alınarak kum, çakıl, taş, maden ve benzeri malzeme alınabileceği, bu amaçla ocak açılabileceğine ilişkin (d) bendinin, maddede sayılan faaliyetlere ilişkin herhangi bir belirleme yapılmadığı, diğer bir anlatımla, bu faaliyetlerden hangilerine ne ölçüde izin verileceğine ilişkin madde metninde bir açıklık bulunmadığı, bu alanların nitelikleri dikkate alındığında, bu alanla ilgili düzenlemelerde alanın doğallığını muhafaza etmek ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamak amacının gözetilmesi gerektiği, böyle olunca yalnızca düşük yoğunluklu faaliyetlere izin verilmesi gerektiği; dava konusu düzenlemeler ile yapılabileceği öngörülen faaliyetlerin ise Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve bu alanlarla etkileşim halinde bulunan/bütünlük gösteren kesin korunacak hassas alanlar ve/veya nitelikli doğal koruma alanlarının doğal yapısının bozulmasına yol açabilecek nitelikte olduğu, izin verilen faaliyetlerin bu haliyle sürdürülebilir koruma esasları kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, bu düzenlemelerin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikle düzenlenen koruma ilkelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle yürütmesinin durdurulduğu anlaşılmaktadır.
2863 sayılı Yasanın 51. maddesi uyarınca çıkarılan dava konusu 18.04.2019 günlü, 105 sayılı Ulusal Ölçekte Kamu Altyapı Yatırımları Hakkında İlke Kararı ile;
“Ülkemizde ulusal ve uluslarası önemi haiz, Cumhurbaşkanlığı ve mülga Başbakanlık Genelgeleri uyarınca öncelik verilip ivedilikle neticelendirilmesinde kamu yararı bulunan büyük ölçekli altyapı projeleri, Devletin güvenliği ile doğrudan ilgili olduğu değerlendirilen yapı ve tesisleri ile harekat planlarında yer verilen yapı, tesis ve alanlar için, ilgili kurumun yatırım programına alınmış olmak ön koşullarıyla;
Faaliyetin proje uygulama süresiyle sınırlı olması,
Depolama/geri kazanım tesislerinin sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları içinde kurulmaması,
Yapılacak çalışmalar sırasında taşınır ve taşınmaz kültür varlığı ile taşınır tabiat varlığı bulunması halinde en yakın müze müdürlüğüne veya köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirine ivedilikle bildirilmesi,
Doğal peyzajın veya siluetin dikkate alınarak, habitat bölünmesi ile flora, fauna kaybının en aza indirilerek ekolojik koridor oluşturacak tedbirlerin alınması ve izleme çalışmalarının ilgili kurumların onayı ile belirlenmesi,
Teknik rapor ile tespit edilmiş zorunlu haller dışında delme-patlatma yöntemlerinin kullanılmaması,
Yüzey sularının ve yeraltı su kaynaklarının zarar görmesine sebep olacak faaliyetlerin yapılmaması,
Proje sahibi kurum tarafından yörenin doğal peyzajına uygun rehabilitasyon projesi hazırlanması ve proje bitiminden sonra 3 ay içerisinde başlanarak ivedilikle tamamlanmasının taahhüt edilmesi,
Madencilik Faaliyetleri ile Bozulan Arazilerin Doğaya Yeniden Kazandırılması Yönetmeliği, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ve Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, ÇED Yönetmeliği hükümleri ve diğer ilgili mevzuata uygunluğunun sağlanması şartlarıyla;
İlgili kurum ve kuruluşların olumlu görüşleri alınarak, koruma bölge komisyonunun uygun göreceği şekliyle ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları ile sınırlı olmak kaydıyla, altyapı yatırımının gereği olan kum, çakıl, taş, vb. malzeme alınabileceğine ve bu amaçla ocak açılabileceğine…” karar verilmiştir.
Dava konusu İlke Kararı ile sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, ulusal ve uluslarası önemi haiz, Cumhurbaşkanlığı ve mülga Başbakanlık Genelgeleri uyarınca öncelik verilip ivedilikle neticelendirilmesinde kamu yararı bulunan büyük ölçekli altyapı projeleri, Devletin güvenliği ile doğrudan ilgili olduğu değerlendirilen yapı ve tesisleri ile harekat planlarında yer verilen yapı, tesis ve alanlar için ve bu yapı ve tesislerle sınırlı olarak, ilke kararında belirtilen şartların sağlanması kaydıyla altyapı yatırımının gereği olan kum, çakıl, taş, vb. malzeme alınabileceğine ve bu amaçla ocak açılabileceğine izin verildiği anlaşılmakta ise de, Anayasanın 63. maddesi gereğince Devlet tarafından korunması gerekli olan bu alanlara ilişkin olarak yapılacak düzenlemelerde alanın doğallığını korumak ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamak amacının gözetilmesi, bu kapsamda bu alanlarda yalnızca düşük yoğunluklu faaliyetlere izin verilmesi gerekmekte olup; dava konusu ilke kararı ile yapılabileceği öngörülen faaliyetlerin ise Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve bu alanlarla etkileşim halinde bulunan/bütünlük gösteren kesin korunacak hassas alanlar ve/veya nitelikli doğal koruma alanlarının doğal yapısının bozulmasına yol açabilecek nitelikte olduğu, izin verilen faaliyetlerin sürdürülebilir koruma esasları kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varıldığından dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu’nun 18.04.2019 günlü, 105 sayılı “Ulusal Ölçekte Kamu Altyapı Yatırımları Hakkında İlke Kararı”nın iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı ve Sekizinci Daireleri müşterek heyetince 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca birlikte yapılan toplantıda, 29/10/2021 günlü, 31643 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 1. maddesi uyarınca, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Altıncı Kısmının Dördüncü Bölümünün başlığı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği” şeklinde değiştirildiğinden, husumetin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına yöneltilmesine karar verilerek, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
27.04.2019 günlü, 30757 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu’nun 18.04.2019 günlü, 105 sayılı Ulusal Ölçekte Kamu Altyapı Yatırımları Hakkında İlke Kararı’nın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanun’un 51. maddesinde, “Yurtiçinde bulunan ve bu Kanun kapsamına giren korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili hizmetlerin bilimsel esaslara göre yürütülmesini sağlamak üzere, Bakanlığa bağlı “Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu” ile Bakanlıkça belirlenecek bölgelerde “Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları” kurulur.
Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır;
a) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirlemek,
b) Koruma bölge kurulları arasında gerekli koordinasyonu sağlamak,
c) Uygulamada doğan genel sorunları değerlendirerek görüş vermek suretiyle, Bakanlığa yardımcı olmak.
d) (Ek: 8/8/2011-KHK-648/45 md.) Bakanlıklarca Koruma Yüksek Kurulunda görüşülmesi talebiyle gönderilen ve gündeme alınan konularda karar vermek.
(Değişik üçüncü fıkra: 8/8/2011-KHK-648/45 md.) Mahalli idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşları Koruma Yüksek Kurulunda görüşülmesini istedikleri hususları bağlı, ilgili veya ilişkili oldukları bakanlıklar aracılığıyla bildirir. Koruma Yüksek Kurulunca karar verilen konular ilgili koruma bölge kurulunca tekrar görüşülmez.
(Değişik dördüncü fıkra: 8/8/2011-KHK-648/45 md.) Koruma Yüksek Kurulunun gündemi Bakanlıkça belirlenir. Gündemin belirlenmesini müteakip Koruma Yüksek Kurulu toplantıya çağırılır. Toplantı sayısına bir sınırlama getirilmez. Koruma Yüksek Kurulu salt çoğunlukla toplanır, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu ile karar verir.
Koruma Yüksek Kurulunun çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar bir yönetmelikle düzenlenir.” hükmüne; aynı Kanun’un Ek-4. maddesinin 3. fıkrasında, “Bu Kanunda Koruma Yüksek Kurulunca alınması öngörülen kararlar, tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları bakımından Koruma Merkez Komisyonunca, koruma bölge kurullarınca alınması öngörülen kararlar koruma bölge komisyonlarınca alınır ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla yürürlüğe konulur.” hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu’nun, dava konusu 18.04.2019 günlü, 105 sayılı Ulusal Ölçekte Kamu Altyapı Yatırımları Hakkında İlke Kararı’nda:
“Ülkemizde ulusal ve uluslarası önemi haiz, Cumhurbaşkanlığı ve mülga Başbakanlık Genelgeleri uyarınca öncelik verilip ivedilikle neticelendirilmesinde kamu yararı bulunan büyük ölçekli altyapı projeleri, Devletin güvenliği ile doğrudan ilgili olduğu değerlendirilen yapı ve tesisleri ile harekat planlarında yer verilen yapı, tesis ve alanlar için, ilgili kurumun yatırım programına alınmış olmak ön koşullarıyla;
Faaliyetin proje uygulama süresiyle sınırlı olması,
Depolama/geri kazanım tesislerinin sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları içinde kurulmaması,
Yapılacak çalışmalar sırasında taşınır ve taşınmaz kültür varlığı ile taşınır tabiat varlığı bulunması halinde en yakın müze müdürlüğüne veya köyde muhtara veya diğer yerlerde mülki idare amirine ivedilikle bildirilmesi,
Doğal peyzajın veya siluetin dikkate alınarak, habitat bölünmesi ile flora, fauna kaybının en aza indirilerek ekolojik koridor oluşturacak tedbirlerin alınması ve izleme çalışmalarının ilgili kurumların onayı ile belirlenmesi,
Teknik rapor ile tespit edilmiş zorunlu haller dışında delme-patlatma yöntemlerinin kullanılmaması,
Yüzey sularının ve yeraltı su kaynaklarının zarar görmesine sebep olacak faaliyetlerin yapılmaması,
Proje sahibi kurum tarafından yörenin doğal peyzajına uygun rehabilitasyon projesi hazırlanması ve proje bitiminden sonra 3 ay içerisinde başlanarak ivedilikle tamamlanmasının taahhüt edilmesi,
Madencilik Faaliyetleri ile Bozulan Arazilerin Doğaya Yeniden Kazandırılması Yönetmeliği, Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ve Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, ÇED Yönetmeliği hükümleri ve diğer ilgili mevzuata uygunluğunun sağlanması şartlarıyla;
İlgili kurum ve kuruluşların olumlu görüşleri alınarak, koruma bölge komisyonunun uygun göreceği şekliyle ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları ile sınırlı olmak kaydıyla, altyapı yatırımının gereği olan kum, çakıl, taş, vb. malzeme alınabileceğine ve bu amaçla ocak açılabileceğine,
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 51. maddesi gereğince; oy birliği ile karar verildi.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 05.02.2018 günlü, YD İtiraz No: 2017/1219 sayılı kararında; 25/01/2017 günlü, 29959 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 99 sayılı Doğal Sit Alanları Koruma ve Kullanma Koşulları İlke Kararı’nın C bölümünde yer alan, 2. maddenin sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında doğal peyzaj ve siluet dikkate alınarak kum, çakıl, taş, maden ve benzeri malzeme alınabileceği, bu amaçla ocak açılabileceğine ilişkin (d) bendinin, bu alanların nitelikleri dikkate alındığında, “bu alanla ilgili düzenlemelerde alanın doğallığını muhafaza etmek ve mevcut koruma değerlerinin devamlılığını sağlamak amacının gözetilmesi gerektiği, böyle olunca yalnızca düşük yoğunluklu faaliyetlere izin verilmesi gerektiği; dava konusu düzenlemeler ile yapılabileceği öngörülen faaliyetlerin ise Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve bu alanlarla etkileşim halinde bulunan/bütünlük gösteren kesin korunacak hassas alanlar ve/veya nitelikli doğal koruma alanlarının doğal yapısının bozulmasına yol açabilecek nitelikte olduğu, izin verilen faaliyetlerin bu haliyle sürdürülebilir koruma esasları kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşılmakla, bu düzenlemelerin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikle düzenlenen koruma ilkelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşıldığı” gerekçesiyle yürütmesinin durdurulduğu ve Danıştay Altıncı Dairesinin 13/11/2019 tarihli, E:2019/2483, K:2019/10940 sayılı kararıyla da anılan düzenlemenin aynı gerekçeyle iptaline karar verildiği anlaşılmakla birlikte; dava konusu İlke Kararı’nda, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarından altyapı yatırımının gereği olan kum, çakıl, taş, vb. malzeme alınabileceğine ve bu amaçla ocak açılabileceğine, sadece, ulusal ve uluslarası önemi haiz, Cumhurbaşkanlığı ve mülga Başbakanlık Genelgeleri uyarınca öncelik verilip ivedilikle neticelendirilmesinde kamu yararı bulunan büyük ölçekli altyapı projeleri, Devletin güvenliği ile doğrudan ilgili olduğu değerlendirilen yapı ve tesisleri ile harekat planlarında yer verilen yapı, tesis ve alanlar için ve ancak, yine ilke kararında belirtilen şartların sağlanması kaydıyla izin verildiği görülmekte olup, bu şartların sağlanması durumunda, söz konusu faaliyetler nedeniyle sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının doğal yapısında meydana gelebilecek zararların önlenebileceği ya da asgari düzeyde tutulabileceği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, dava konusu ilke kararı ile, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarından altyapı yatırımının gereği olan kum, çakıl, taş vb. malzeme alınabileceğine ve bu amaçla ocak açılabileceğine gerek karar metninde belirtilen yapı ve tesislerle sınırlı olmak üzere izin verilmiş olması ve gerekse, düzenlemede belirtilen şartların, söz konusu faaliyetlerin çevreye vereceği zararın önlenmesi ya da asgari düzeye indirilmesi açısından yeterli olduğu dikkate alındığında, dava konusu düzenleyici işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 30/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.