Danıştay Kararı 5. Daire 2017/3216 E. 2021/3957 K. 23.11.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/3216 E.  ,  2021/3957 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2017/3216
Karar No : 2021/3957

DAVACI : … (vasi …)

DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların disiplin soruşturması yapılmadan ve savunma hakkı tanınmadan tesis edildiği, adli soruşturma sonucu beklenmeden meslekten çıkarılmasına karar verildiği, suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ve kanuniliği ilkeleri ile masumiyet karinesinin ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, dava konusu işlemlerin dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ve anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa’nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp “göreve son” müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’İN DÜŞÜNCESİ: Dava, davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşan) 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun … tarih ve … sayılı kararının ve bu karara karışı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu işlemler nedeniyle yoksun kaldığı tüm özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.
Davacının ileri sürdüğü usulü itirazlar yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi.
Anayasanın 138. maddesinde, “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”, 139. maddesinde, “Hakimler ve savcılar azlolunamaz…. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.”, Hakimler ve Savcılar Kurulu başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, “Kurul, … meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.”, bu maddenin 10. fıkrasında ise, “Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.” hükümlerine yer verilmiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” başlıklı 53. maddesinde, ” Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer.” hükmü yer almıştır.
6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu’nun “Kurulun görevleri” başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili olarak (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, “Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde de, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’da görüleceği hükme bağlanmıştır.
15/7/2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/7/2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı üzerine, toplanan Bakanlar Kurulu’nca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/7/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22/7/2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir.” şeklinde düzenleme yapılmış ve bu Kanun Hükmünde Kararname, 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır.
7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan ve 23/1/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 11inci maddesiyle, 22/7/2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabileceği hükmü getirilmiştir.
Davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.
Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararında ismi yer alan davacının ve meslekten çıkarılan diğerlerinin yeniden incelenme talepleri de anılan Kurulun … tarih ve … sayılı kararıyla ayrı ayrı reddedilmiştir.
667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa’ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir.
6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarih, 2017/16-956 esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/4/2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.
Davacı tarafından dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, savunma alınmadan meslekten çıkarmanın usul güvencesi sağlayan adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı, yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ile 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK’de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında böyle bir iddiaya da itibar edilemez.
Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.
Anayasaya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girerek örgüt hiyerarşisi altında ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği kuşkusuzdur.
Dosya içeriğinden ve davalı idarece sunulan CD’lerin incelenmesinden; davacının kullandığı açık ve sabit olan GSM hattı üzerinden FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kendi aralarında gizlice haberleşmek üzere kullandıkları Bylock isimli programın kullanıcısı olduğu, dinlenen çok sayıda tanık ve etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verilen şüpheli ifadeleri ile teşhislere göre davacının bu yapının içinde bulunduğu, böylece davacının örgüt içinde aktif konumda bulunarak terör örgütü ile organik bağ kurmak suretiyle üzerine atılı bulunan eylemin sabit görüldüğü, ayrıca bu eylemi nedeniyle yargılandığı ceza davasında … Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:… sayılı kararı ile 8 Yıl 1 Ay 15 Gün mahkumiyetine hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, tanık/şüpheli ifadeleri ile davacı ile ilgili FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında iletişimi sağlamak amacıyla kullanılan bylock programına ilişkin tespitler ve her ne kadar kesinleşmemiş olmakla birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında, suçu sabit görülerek hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedildiği de dikkate alındığında, davacının FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen davaya konu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davanın, dava konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararı nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemine ilişkin kısmına gelince;
Söz konusu Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu’nun meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararının davacıya ilişkin kısımında hukuka aykırılık bulunmaması karşısında, bu karar nedeniyle davacının özlük ve parasal haklardan yoksun kaldığından söz edilemeyeceğinden ortada tazmini gereken bir hak da bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1. maddesi ile ilgili Anayasa’ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ
1) Genel Olarak
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı’nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa’nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK’nın anılan toplantısında “demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla” Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK’nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun’la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2) Davacıya İlişkin Süreç
… tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Diğer yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu ise … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir. Söz konusu Ceza Dairesi kararının davacı tarafından temyiz edilmesi neticesinde Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verildiği ve davacı hakkındaki mahkumiyet kararının 23/09/2019 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

B) İLGİLİ MEVZUAT
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa’da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa’nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa’nın 5. maddesi: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”
Anayasa’nın 9. maddesi: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz…”
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”
Anayasa’nın 36. maddesi: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”
Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.”
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.”
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar…”

2) AİHS
AİHS’in 6. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”
AİHS’in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
AİHS’in 15. maddesi: “Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir.”

3) Kanun
667 sayılı KHK’nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.”
Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır…”

4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan “Bangalor Yargı Etiği İlkeleri”nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE
1) Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç
AİHS’in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS’in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim AİHM’e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır.
Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.
Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır.
Davacıların adli yardım talepleri, “yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması” şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, davacının adli yardım istemi Dairemizin 05/12/2017 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.
Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.
06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.
Bu kapsamda, davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 25/05/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri 04/07/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu ek beyan dilekçesi ve eklerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre tanınmıştır. Bununla birlikte, davalı idare tarafından 14/02/2020 tarihli üst yazı ekinde dava dosyasına sunulan “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” ile davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 26/06/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve eki bilgi ve belgeler 29/09/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu ara kararı ekinde yer alan bilgi ve belgeler ile Bylock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı ile ilgili olarak cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için davacıya on gün süre tanınmıştır.
Diğer yandan, 19/11/2020 tarihli ara kararımızla; davacının yasal kısıtlılık altına girmesi nedeniyle davaya vasi yoluyla devam edilmesine karar verilmiş, 29/29/2020 tarihli ara kararımız ile ekinde yer alan bilgi ve belgelerin [daha önce kısıtlı olan davacıya tebliğ edilmesi nedeniyle] davacı vasisine tebliğ edilmesine karar verilerek bu bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunabilmesi için vasiye on gün süre verilmiştir. Ancak, davacı tarafından; kendisine vasi atanmasına ilişkin … Sulh Hukuk Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının henüz kesinleşmediği belirtilerek, vasisine tebliğ edilen ara kararı ile eki bilgi ve belgelerin tarafına tebliğ edilmesinin talep edilmesine üzerine, 18/01/2021 tarihli ara kararımızla; Dairemizin 29/09/2020 tarihli ara kararı ile ekinde yer alan bilgi ve belgelerin ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 29/12/2020 tarihli Danıştay Savcısı düşüncesine cevap dilekçesi ve eklerinin davacıya tebliğ edilmesine karar verilmiş ve söz konusu bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre tanınmıştır. Öte yandan, davalı idare tarafından dosyaya sunulan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeler içeren 26/04/2021 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri 16/06/2021 tarihli ara kararımızla davacı vasisine tebliğ edilmiş ve söz konusu ek beyan dilekçesi ve eklerine ilişkin beyanlarını sunabilmesi için vasiye on gün süre tanınmıştır.
Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.
Bununla birlikte, AİHS’in “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.

AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).
Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay’da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK’nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay’da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.
Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2) FETÖ’ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, “Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”, “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
“Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup …bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. …Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. …Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır…
Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir…
HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.
Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır…
Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir…
Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır…”
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ’nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde …siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; –Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.– …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. …FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. (“T” taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”
Sonuç olarak FETÖ’nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, “önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV’de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3) Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü
AİHM “demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu” belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM’e göre “kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır.” (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28).
AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.
Anayasa’nın “Hâkimlik ve savcılık mesleği” kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede “… Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar.” denilmektedir.
Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak “bağımsızlık” ve “tarafsızlık” ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.
Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi” kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına” ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir” niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ”kavuşan, bitişen, birleşen”, irtibatlı kavramını ise ”bağlantılı” olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. De

a) ByLock Delili
i. ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye’yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ’ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.
Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock’a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ”inceleme, kopyalama ve çözümleme” kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur.
Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından … Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da Ali adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. …Mesut abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “Burak isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …Burak, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …Burak bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra Burak, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada Ekrem kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”
Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir.

ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi
Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş “ByLock Tespit Tutanağı” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı” yer almaktadır.
Dava dosyasına sunulan ByLock Tespit Tutanağının incelenmesinden; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca … tarih ve … sayılı soruşturma kapsamında gönderilen ByLock abone listeleri üzerinde yapılan çalışmalarda, davacının 129.862 satırlık ByLock abone listesinin 114053. satırında kaydının olduğunun, tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numaralarının … ve …, tespit edilen ilk tarihin 28/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.
Bununla birlikte, davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; davacının 28/08/2014 – 19/01/2015 tarihleri arasında ByLock programı için kiralanan 9 adet IP numarasına 1053 kez bağlantı kurduğunun tespit edildiği belirtilmiştir.
Davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından dava dosyasına sunulan ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı incelendiğinde; “ID’yi Kullanan Kullanıcılar” başlığı altında davacının adı ile birlikte ID numarasının “…”, kullanıcı adının “…”, adının “Önder” olduğu, “SGK Kayıtları” başlığı altında davacının İstanbul İli’nde görev yaptığı, “ID’yi Ekleyenlerin Verdikleri İsimler” başlığı altında … ID numaralı kişinin davacıyı “…”, … ID numaralı kişinin ise “…” olarak kaydettiği görülmektedir.
Dava dosyasına sunulan davacıya ait hizmet belgesi ile söz konusu ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı birlikte değerlendildiğinde, davacının 2013-2015 yılları arasında … (Afyon) hakimi olarak görev yaptığı ve diğer ByLock kullanıcıları tarafından açıkça ismi ve görev yeri ile uyumlu olacak şekilde […] veya ismi ve görev yerinin kısaltılması suretiyle …] kaydedildiği anlaşılmıştır.
Bununla birlikte, öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I. isimli şahsın, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/09/2017 tarihli ek ifade tutanağında davacı ile ilgili olarak; “… Benim (…) olarak ID:… ile kayıt ettiğim kişi ben Denizli ilindeyken sorumlu olduğum hakim ve savcıların sohbet toplantılarına Afyon Şuhut ilçesinden katılan yapı içerisinde yer aldığını ve hakim olduğunu bildiğim kod adını bilmediğim … isimli şahıstır. Bu şahıs hakkında Tokat Cumhuriyet başsavcılığında ayrıntılı olarak ifade verdim. ..” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Diğer yandan, yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.S. isimli şahsın, Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/11/2016 tarihli sorgulama tutanağında davacı ile ilgili olarak; “… Bakırköy Adliyesi stajerlerinin sorumlusu olan bizim dönem Çağlayan Adliyesinde staj yapan kod adı Önder olan asıl adının … olduunu bildiğim icra müdürlüğünden geçme birisi vardı. …” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüş, söz konusu ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında davacı tarafından “Önder” olarak belirlenen adının, örgüt içerisindeki kod adı olan “Önder” isminden esinlenerek oluşturulduğu değerlendirilmiştir.
Davacı tarafından; ByLock kullanıcısı olmadığı, ByLock delilinin Ceza Muhakemesi Kanununda belirtilen usullere aykırı olarak elde edildiği, anılan programa bağlantı bilgilerinin çelişkiler içerdiği, ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında somut hiçbir bilgi, belge veya mesaj içeriğinin bulunmadığı ileri sürülmüştür.
ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve dava dosyasına sunulan “ByLock Tespit Tutanağı” ile “ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı”nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.
Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların, Ceza Mahkemesi kararında yapılan tespitlerin ve yukarıda yer verilen tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesinden; davacının “…” ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, dava dosyasına sunulan “…” ID numaralı ByLock kullanıcısına ait ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında yer alan yazışma içerikleri incelendiğinde, “…” ID numaralı ByLock kullanıcısı ile “…” ID numaralı ByLock kullanıcısı arasında gönderilen mesajlardan bazıları şu şekildedir:
….
… … nasilsiniz
… … artvin yusufelindeki c.b. (c.g.) hakkinda hic bir bilgi yok. Kimde ise ayrintili bir bilgi alabilirmiyiz?
… … tmm
… … c.g. ogrendigim kadari ile suan evlilik dusunmuyo bir operasyon gecirmis 6 ay duzelmesi suruyomus
… … arkadas yuz yuze gorusunce daha detayli bilgi alacagim iletirim size
… … tmm. gorusunce ayrintili bilgi alalim
… … T. ank (24.12.2015 17:38): f. bey (23.12.2015 17:14): s.ş. erzurum karayazidan samsun vezirköprüye geldi abi, esi erzurumda mühendis yeni evlendiler, esi hakkinda bilgi alabilir miyiz,
… … tmm.
… … onun fotosu varmis
… … olmayanlari ileteyim
… … tamam hemen ekliyorum insaallah
… … ekleyemedim siz ekleyin onaylayayim
… … yukarida cv lerini gönderdigim ablalari önce 1.sini olmaz derse ikincisini F. (…) yalçinkaya ya müstear isimleriyle gösterelim. Hemen dönüsümlerini alalim. insaallah.

Davacı tarafından; söz konusu ByLock yazışma içeriklerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Sonuç olarak, davacının adına açıkça yer verildiği görülen örgütsel faaliyet kapsamındaki ByLock yazışma içerikleri davacı hakkında yukarıda aktarılan diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olarak değerlendirilmiştir.

b) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları
Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:
Ö.İ. isimli şahsın, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülen davanın 10/10/2017 tarihli duruşmasında davacı ile ilgili olarak; “… 2015 kararnamesinde adliye kadrosu değişmekle birlikte tayiniminde gelen … da örgüte mensuptu. Bu kişiyi stajdan da tanıyordum. A.Ş. ile sıksık görüşmek maksadıyla kaldığımız eve gelirdi. İlerleyen aşamada onun söylemesiyle öğrendiklerim vardı. … Bey geldiğinde müstemir yetkisi Ağır ceza üyeliği olarak birlikte aynı mahkemede çalışmaya başladık. Odalarımızın da bu vesile ile yanyana olması sebebiyle sık sık gelir giderdik. 2015 yılı eylül veya ekim ayında olması lazım … bey başkan beyin, kendisine benim yaptığım işlemlere dikkat etmesini, cematten olmam nedeniyle usulsüz bir takım işlemler yargı görevi kendime de bu gözle bakıldığının farkında değildim. Belki de bu gerçeği görmek istemiyordum, bilinç dışı olarak. Ancak bu şekilde tehlikeli biri olarak görülmek zoruma gitmişti ve tüm hayat ve yaşam felsefeme aykırı idi. Zaten HSYK seçimleri sonrasında başlatılan soruşturmalar ve yürüyen davalar sebebiyle cemaatin yaptığı yanlışlarında gün yüzüne çıkması ile geçmişimi ve geleceğimi sorguladım. Örgütün mücadeleden vazgeçmeyeceği bu uğurda herkesi ve herşeyi kullanmaktan çekinmeyeceği anlamıştım. Artık bu örgüt ile ilişki koparmazsam çok daha büyük zararlar görecekti. Özetle bu tarihten itibaren örgütle bağlantımı tamamen kopardım. Erzurum’daki toplantılara katılmadıyı bıraktım Himmet vermemek maksadıyla bahane olarak göstermek maksadıyla araba aldım ve borçlandım, bu şekilde himmet vermeyi de bıraktım. Bu tarihten sonra defalarca C. abi tarafından çağrılmama rağmen Erzurum’a gitmedim. Bu çağrıları bana … bey iletiyordu. Ancak ben çeşitli bahanelerle gidemeyeceğimi söylüyordum. Ayrıca bu meseleleri konuşmak istemediğimi söylüyordum. Ayrıca kasım seçimlerinde iktidar partisinin kazanması da bu süreci ayrılmamdaki kararlılığımı artırdı. Şubat 2016 tarihinde ise C. abinin değiştiği, yeni abinin Erzurum’a daveti ettiğini … bey söyledi ben gitmeyeceğimi söyledim. Ve sonraki süreçte bu yeni abi tarafından da birkaç kez daha çağrılmama rağmen gitmedim. İzin dönüşü falan uğrarım diyerek oyaladım ve 2016 kararnamesinde Elbistan’a atanana kadar bu böyle devam etti. Artık örgüt de benim tavrımı anlamış olacak ki son bir iki ayda artık bu davetleri son buldu. Yine şunu da söylemem gerekir ki bu süreçte örgütün benden bilgi ve talepleri oldu. Söyle ki Sulh Ceza mahkemesinde çalışan tanıdığım kişilerin olup olmadığı, Hopa Gümrüğünde tanıdık güvenlikli kişiler olup olmadığı soruldu. (… bey tarafından). Ancak bu taleplere de yine olumsuz yanıt verdim. …” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I.’ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… Ben Denizli ye geçtiğimde İzmir deki üç gruptan ekstra olarak bana ilk başla V.Ş.G.’nin grup başkanı olduğu bir grup verildi. Bu grupta V.Ş.G. dışında Ş. isimli şahıs, … isimli şahıs ve F.A. vardı. Bu grupta T5 grubuydu. Ben bu gruptan Emniyet ifademde hatırlamadığım için bahsetmemiştim. Bu grupla 1 sene ilgilendim. Bu grup Afyon ve ilçelerinde görev yapanların grubuydu. Ben Denizli ye geçtikten sonra bu Afyon grubuyla bir sene ilgilendim daha sonra bu kişilerin tayininin çıkması nedeniyle bıraktım. … … isimli şahıs: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs bekardı. Afyon un Şuhut ilçesinde görev yapıyordu. Hakim veya savcıydı. Bu şahıs V.Ş.G.’nin grubundaydı. Bekar olması nedeniyle %15 himmet verirdi, toplantılara katılırdı. Bu şahıs HSYK döneminde Afyon ilindeydi HSYK seçimlerinin kaybedilmesi sonrası çıkan 2015 yılı Haziran kararnamesi ile nereye atandığını bilmiyorum ancak başka bir yere tayini çıkmıştı. Bu şahıs yapı içerisindedir. Görsem teşhis edebilirim. …”
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 13/01/2017 tarihli teşhis tutanağında, ifadesinde “…” olarak bahsettiği şahsın davacı … olduğunu net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Aynı şahsa ait Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 09/09/2017 tarihli ek ifade tutanağı: “… Benim (…) olarak ID:… ile kayıt ettiğim kişi ben Denizli ilindeyken sorumlu olduğum hakim ve savcıların sohbet toplantılarına Afyon Şuhut ilçesinden katılan yapı içerisinde yer aldığını ve hakim olduğunu bildiğim kod adını bilmediğim … isimli şahıstır. Bu şahıs hakkında Tokat Cumhuriyet başsavcılığında ayrıntılı olarak ifade verdim. ..”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.S.’ye ait, Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “… Bakırköy Adliyesi stajerlerinin sorumlusu olan bizim dönem Çağlayan Adliyesinde staj yapan kod adı Önder olan asıl adının … olduunu bildiğim icra müdürlüğünden geçme birisi vardı. Bu şahsın kaldığı ev Bakırköy Adliyesine çok yakındı. Onun evinde de Ö.K, İ.T., A. (soy adını hatırlamıyorum, çok uzun boylu, iri yarı birisiydi.) kalıyordu. Başka bir evde ise, T.S., İ.A., E.B. kalıyordu. Bunların hepsi Bakırköy adayı olup, bizim dönemdi ve hepimizin sorumlusu …’ydı. İlk 45 günlük adliye stajında …’in de üstü olan kod adı S. olan idari yargı hakimi olduğunu tahmin ettiğim kısa boylu, beyaz tenli, saçları açık renkli ve kırdı, bıyıksızdı, normal kilodaydı, ismini ben bilmiyorum. Belki … bilebilir. Kod adı S. olan kişi de 45 günlük adliye stajında sohbet toplantılarına geliyordu. Biz Y.Y. ile bu staj döneminin ilk döneminde İstanbul’u çok geziyorduk ve çok fazla onların istediği gibi davranmıyorduk. Bu yüzden S. Kod bir toplantıda üstü kapalı olarak bizi kastederek “beşlik sistem” üzerinden olayı “biz arkadaşları beş/beş’lik alıyoruz, 5/1’lik çıkmasınlar, kendilerine dikkat etsinler” demişti. Daha sonra ilk akademi için Ankara’ya gittik. Akademi’de yer problemi vardı. Y. ile bize de yer ayarlamadılar. Diğerlerine ayarladıklarını hatırlıyorum. Biz dışarıda özel bir evde kaldık. … İkinci staj döneminde İstanbul da Süleymanların evi çeşitli nedenlerle kapanınca biz Y.Y., ben, M.K. ve S.D. ile beraber kaldık. Bu süreçte bizim sorumlumuz oteriteyi sağlayamadığı gerekçesi ile değişti. Yani …’nın yerine A. isimli serbest avukatlık yapıp, bizimle aynı sınavı kazanan Çağlayan adayı, 2011 model Toyota Avenses marka aracı olan, uzun boylu, kilolu, esmer tenli birisiydi. S.D.’nin bu şahsın soyadını bildiğini düşünüyorum. …”
Aynı şahsa ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/12/2016 tarihli ek ifade tutanağı: “…. Ben, akademide staj yaptığım sırada benim de aralarında bulunduğum cemaat mensubu stajyerlerden sorumlu stajyerler daha önce de İfade ettiğim üzere … (… sicilli) ve daha önceki ifademde, ismini A. olarak hatırladığım ancak şuan resimden teşhis ettiğim (A.Ş. (… sicilli) şahıslardır. Bu şahısların bizim staj dönemimizdeki cemaat mensuplarına ilişkin olarak benden daha çok bilgi sahibi olduklarına eminim. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.Ç.’ye ait, Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/08/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… Ben Bakırköy adliyesinde staja başladığımda Bahçelievlerde bulunan basın sitesinde yine cemaatçi hakim ve savcı stajyerlerinden oluşan cemaat evinde kaldım. Aynı yerde hakim savcı stajyerlerinden oluşan bir cemaat evi daha vardı. Benim kaldığım evde H.A., E.B., T.S. ve H.S. ismindeki hakim savcı stajyerleri de kalıyordu. Diğer evde ise İ.A., H.Ş., İ.K., E.B. ismindeki stajyerler kalıyordu. Bildiğim kadarıyla E.B. dışındaki saydığım isimlerin tamamı şu an açığa alınanlar arasında. Her iki evin bir sorumlu abisi vardı. A.Ş. isimli kişi bu evlerin sorumlusuydu. Aynı zamanda kendisi de hakim savcı stajyeriydi. Kendisi bu evlerde kalmıyordu. Ancak eve gelip gidiyor ve bizleri kontrol ediyordu. Haftalık sohbet yapılıyordu. A.Ş. her hafta mutlaka gelir ve kitap okuma gibi haftalık sohbetleri organize ederdi. A.Ş. Birecik’te hakimdir ve şuan açığa alınmadı diye biliyorum. A.Ş.’den sonra … sorumluluğu devraldı. O da şuanda Artvin’de hakimdir, açığa alınmadı. …Ayrıca şunu da vurgulamak isterim ki A.Ş. ve … o dönemde ev sorumlusu oldukları için Bakırköy Adliyesinde kimlerin cemaatçi stajyerler olduğunu net olarak bilirler. …”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… A.Y. isimli şahsın nereli olduğunu ve hangi üniversite mezunu olduğunu bilmiyorum, nerelerde görev yaptığını da bilmiyorum, bu şahıs Ankara’da mülakatı kazandıktan sonra mülakat evinde Bakırköy Adliyesinde staj yapacaklara yapılan toplantı için eve gelmişti, Bakırköy Adliyesi stajeri olduğunu biliyorum, Bakırköy’de staj yaptığımız dönemde kiminle hangi evde kaldığını bilmiyorum, ancak yanlış hatırlamıyorsam İ.T. ve … ile birlikte Bakırköy Adliyesine yakın bir evde kaldığını biliyorum. 15 Temmuz sonrası açığa alındığını duydum, bu şahsın staj döneminde iken yapı elemanı olduğunu ve yapı evlerinde kaldığını biliyorum. Görsem teşhis ederim. … İ.T. isimli şahıs hakkında önceki ifademde bilgi vermiştim. Kendisi Adıyamanlı idi, İstanbul Marmara Üniversitesi mezunu idi, Ankara’da hakim savcı sınavlarına hazırlanırken benimle aynı çalışma evinde kalmıştı, mülakat evinde de birlikte kaldık, sınavları birlikte kazandık, Bakırköy Adliyesinde yine birlikte staj yaptık. Yanlış hatırlamıyorsam staj döneminde A.Y. ve … ile birlikte Bakırköy Adliyesine yakın bir yerde, yapıya ait evde kaldığını biliyorum. Stajdan sonra Konya iline atandığını hatırlıyorum, 15 Temmuz sonrası açığa alınmadığını biliyorum, bu şahsın staj dönemi ve öncesinde yapı elemanı olduğunu ve yapı evlerinde kaldığını biliyorum. Atandıktan sonra yapıyla ilişkisini devam ettirip ettirmediğini bilmiyomm. Görsem teşhis ederim. … Bakırköy Adliyesinde staj yaptığımız ve yapıya ait evde kaldığımız dönemde T.S.’nin üzerindeki S Kod adlı şahıs bir müddet sonra görevini başka birine bırakmıştı, bu görevi A.Ş. almıştı. Stajın sonuna doğru da A.Ş. bu görevi …’ya devretti. … … isimli şahsın nereli olduğunu ve hangi üniversite mezunu olduğunu bilmiyorum, bizimle beraber 15. Dönem hakim-savcı adayı idi, Bakırköy Adliyesinde staj yapıyordu, bizden yaşça büyüktü, staj bitmeden önce A.Ş.’den görevi devralmıştı. A.’nın yaptığı tüm görevleri bu şahıs yapmaya başlamıştı. Stajdan sonra nereye atandığını bilmiyorum, ancak bir ara Artvin ilinde görev yaptığını, ardından İstanbul Gazi Osman Paşa Adliyesine tayinle gittiğini biliyorum, 15 Temmuz sonrası açığa alındığım duymuştum, görsem teşhis ederim. … Bakırköy Adliyesinde staj yaptığımız dönemde hatırladığım kadarıyla herhangi, bir gezi yapılmamıştı, sadece haftalık bizim kaldığımız evde veya diğer kardeş evde toplanılıyordu, bu toplantı sabah başlardı, kahvaltı yaptıktan sonra öğleden sonraya kadar dini kitaplar, okunurdu, kimse bize sohbet vermezdi, bu toplantılara iki hafta veya üç haftada bir T.S.’nin üzerindeki görevli olan şahıs katılırdı. Bunlar da yukarıda belirttiğim şahıslardı, görev yaptıkları döneme göre bu eve S. kod isimli şahıs, A.Ş. ve … geliyordu. Bunun dışında Bakırköy Adliyesinde staj yaptığımız dönemden hatırladığım başka birşey yoktur. … Daha sonra son akademi stajı için tekrar Ankara’ya geldik, biz Ankara’ya Bakırköy’deki benim kaldığım ev ile kardeş ev olan diğerinde kalanlarla birlikte gittik, ben, H.Ş., İ.K., E.B., ve T.S. Ankara Beşevler bölgesinde yapı tarafından belirlenen bir evde kaldık, diğerlerinin bir kısmı da Ankara Gölbaşı TOKİ Konutlarında yapı tarafından tutulan eve gittiler. Kalan bir kaç kişi ise Akademi yurdunda kaldı. Akademi’deki staj döneminde yine sınıf başkanlığı seçimlerinde yapı tarafından belirlenen adaya oy vermemizi bize T.’nin üstünde görev yapan S., A. ya da …’dan o dönemde görevde olan biri söylemişti. Bana da son akademide sınıf başkanlığına aday olmamı söylemişlerdi, ben aday oldum ancak kazanamadım. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Y.’ye ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/05/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… Ben Bakırköy Adliyesinde toplam 1.5 ay staj yaptım. İstanbul’da ablam ve akrabalarım olduğu için zaman zaman onların evinde kalıyor idim. Hafta sonları nişanlımın yanma Bursa ya geliyor idim. Bu nedenle Bakırköyde toplam 10 gün kadar bu evde kalmışımdır. Bu süre zarfında herhangi bir şekilde örgütsel bir faaliyete katılmadım. Kitap veya FETÖ liderinin kasetleri sohbetleri dinleme gibi bir faaliyetim olmamıştır. Bu adaylar bahsettiğim faaliyetleri hafta sonu yapıyorlardı. Bende hafta sonu burada bulunmuyordum. Yargıtay Stajı döneminde Ankarada Adalet Akademisi yurduna bizi kabul etmediler. Bundan dolayı kalacak yer konusunda biraz sıkıntı yaşadım. Bakırköyden olan adaylar eşyalı ev tutacaklarını söylediler. Bende onlarla birlikle parasını ödeyerek eşyalı evde kaldım. Yargıtay stajımı 6. Ceza Dariesinde Bursa Adayı olan ve stajımı neredeyse tamamını birlikte yaptığım şuan Iğdır Hakimi olan M.I. ile beraber yaptım. Yargıtay stajı döneminde ben evli olduğum için ve yargıtayda devam zorunluluğu olmadığı için neredeyse her hafta Bursa ilindeki evime gidiyordum. Haftanın yaklaşık 3-4 günü Bursada idim. Bu nedenle bu evde toplam 20-25 gün ancak kaldım. Burada kalanlar o dönem genç adaylar olduğu için gezelim tozalım gibi havadaydılar. Bu şahıslar biraz önce bahsettiğim Bakırköy adayları arasından kişilerdi. Bu kişilerle irtibatlı olduğunu düşündüğüm ve birkaç kez yanlarında gördüğüm iki kişi vardı. Bunlar … ile A.Ş. isimli kişilerdi. Bu kişiler cemaat/FETÖ içerisinde biraz daha üstün kişilerdi. Ben bunu tavır ve davranışlarından anlıyordum. Bu iki şahıs hakim adayı idi. Ama nerede görev yaptıklarını bilmiyorum. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.S.’ye ait, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… Ben İstanbul ilinde staja başlamadan önce bizi Ankara ilinde Batıkent semtinde yapının bir evine götürdüler. Bu evde benimle beraber E.Ç., E.T., S.D., … ve A. KOD ADLI A.Ş. vardı. Bu evde iken o dönem Adalet Akademisinde Koordinatör Hakim olduğunu bildiğim Ü.A. isimli şahıs geldi. Ü.A. isimli şahıs bize hitaben bundan sonra stajer hakim savcı adayı olarak görev yapacağımızı, vakit namazlarını dışarıda kılmamamız gerektiğini, Cuma namazına gitmememiz gerektiğini, maaşımızdan da her ay yapıya vermemizi söyledi. Sonrasında ben İstanbul Çağlayan Adliyesinde stajıma yapının isteği üzerine başladım. … 51-…: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahısla fazla görüşmedik. Bu şahsı ilk olarak Ü.A.’nın yaptığı sohbette gördüm. 15. Dönem adli hakim adayı olduğunu biliyorum. Bakırköy adliyesi hakim adaylarından sorumlu olduğunu duymuştum. Görsem teşhis ederim. …”
Aynı şahsa ait Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/10/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… Yine bizim dönemden A.Ş. isimlerini verdiğim arkadaşlarda dahil olmak üzere cemaat mensubu olan İstanbul’daki tüm hakim adaylarından evlilerden %10 ve bekarlardan %15 maaşlarından paralar isteniyor ve bu şahısta topluyordu, yine kod adı … olan görsem tanıyabileceğim yine bizim dönemden hakim adayı olan şahısta Bakırköy’deki hakim adaylarından sorumluydu onlardan himmet denilen bu parayı topluyordu. Bu paralar daha sonra nereye gidiyordu ben bilmiyorum. …”
Aynı şahsın Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı bila tarihli dilekçesinde davacı ile ilgili olarak; “Soruşturma dosyası kapsamında vermiş olduğum ifademde, Bakırköy Adliyesi Adaylarından sorumlu kişi olduğunu belirttiğim şahsın, 15. Dönem Adaylarına ait yıllıktan 124597 sicil numaralı … olduğunu tespit etmiş bulunmaktayım …” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 19/01/2018 tarihli teşhis tutanağında davacı …’yı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.P.’ye ait, 21/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… Akademide staj yaptığımız dönemde derslere de giren O.K. isimli Yargıtay Tetkik Hakimi de bizim dönemdeki kişilerin evlendirilmesi ile ilgileniyordu. O. isimli bu kişi Ankara’da Elvankent’te oturuyor idi. Ve görüşmeleri de bildiğim kadarı ile bu evde yaptırıyordu, Ayırca staj yaptığım dönemde Çağlayan Adliyesinde Stajyer Hakim olan … isimli şahsında yapı mensubu hakimlerden olduğunu duymuştum. …”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.T.’ye ait, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/06/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “… 9-… 124597: Üniversite ve çalışma döneminde nerede çalıştığını bilmiyorum ancak 2014 yılında yüksekovadan sandıklıya tayin olduğum dönemde tarihini hatırlamamakla birlikte 2014 yılı Eylül ve Ekim ayı içerisinde Şuhutta toplantı yapılacağını V.Ş.G. bana söyledi. Daha önceki ifademde belirttiğim üzere Sandıklıya geldikten sonra V.Ş.G. ile bir kez görüşmüştüm. Kendisini Sandıklıya gelmeden önce örgütün benim tayinim çıkmaması için elinden geleni yaptığım bu sebeple artık örgüt toplantılarına katılmak istemediğini ifade etmiştir. Ancak V.Ş.G. bu işin Allah’ın işi olduğunu kişilere bakarak karar verilmesi halinde hem bu dünyada hem öbür dünyada kaybedenlerden olacağımızı söyleyerek ben ona zaten düğün hazırlıklarımın olduğunu şu an hiçbir toplantıya katılmayacağımı söyledim. Daha sonra yukarıda belirttiğim gibi eylül ya da ekim ayı içerisinde V.Ş.G. çok ısrar ederek Şuhutta yapılacak toplantıya katılmamı istedi. Öz itibariyle iyi bir insan olduğundan kıramadım ve bir defaya mahsus gelebileceğimi söyledim. Şuhuta gittik. Şuhutta F.A. isimli bir hakimin evinde buluştuk. Evde F.A., V.Ş., … soyismini hatırlayamadığım İ. isimli hakim ve yüzünü görmediğimiz diğer odada bulunan ancak keçiborludan geen L. hakim adında birisi daha vardı. Toplantıda öğretmen olduğunu söyleyen fotoğrafını görsem teşhis edebileceğim ve yukarıdaki ismi yazılı kişilerin abisi olduğunu söyleyen H. isimli bir şahıs da vardı. Bu toplantıda başıma bela açan beni terör örgütü üyesi sıfatına sokan ve her gün lanet ettiğim Bylock programı V.Ş.G. tarafından telefonuma yüklendi ancak basın yayın organlarından duyduğumuz gibi söz konusu program bana flash bellek ya da herhangi bir harici bir cihazla yüklenmedi. V.Ş.G. internetimin açık olup olmadığın sordu, Açık olduğunu söyleyince internet üzerinden programı indirdi. Kendisi bana bir kullanıcı adı belirledi. Ve hatırladığım kadarıyla 8 haneli bir şifre verdi. … Toplantıda bulunan H. isimli şahıs HSYK seçimlerinin bağımsızlar tarafından kazanılması halinde başsavcı ve komisyon başkanlarının hemen değiştirileceğini 17-25 aralıkta yarım kalan işin tamamlanacağını söylüyordu. Mutlaka HSYK seçimlerinin kazanılmasını gerektiğini ifade ediyordu. Bu sebeple her hakim ve savcının gerekirse izin alarak bağımsız adaylar için çalışma yapmasını istedi. Toplantıda bulunan … da hakim savcıların ağızlarını aradığını bağımsızların açık ara kazanacağını üniversiteden ya da memleketinden tanıdığı hakim ve savcılara ulaştığını söyledikleri kişileri bağımsız adaylara karşı olumlu baktığını anlatıyordu. Bağımsız adayların yargıda birlik platformu adaylarına göre daha donanımlı ve gittikleri yerlerde daha hürmetle karşılandığını yargıda birlik platformu adaylarına kimsenin selam bile vermek istemediğini anlattı. Bu kişi de gördüğüm kadarıyla tamamen Örgüte kendisini kaptırmıştı. Toplantı sırasında H. isimli şahıs bana da gerekirse izin alarak arkadaşlarımı bağımsız adayları desteklemek için talepte bulundu … “
Aynı şahsın Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/06/2017 tarihli sorgulama tutanağında da yukarıda yer verilen beyanı ile aynı doğrultuda beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.K.’ye ait, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08/08/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “… 2012 Nisan ayında İstanbul Bakırköy Adliyesinde staja başladım. Staj yerimin Bakırköy Adliyesi olduğu belli olunca daha önce tanımadığım ancak evde birlikte kaldığım şahıslardan birisi beni aradı ve Bakırköy ilçesinde kalacağım evi tarif etti ve bende eve gittim ve yerleştim. Zaten böyle bir telefon bekliyordum çünkü H.Y. bana birlikte kalacağımızı söylemişti. Bu evde A.Y., …, İ.T., T.A. ile ev tuttuk, bu ev örgüte ait değildi, staj bitene kadar yani 15 ay kadar birlikte kaldık. … …: İstanbul Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur, benden 7-8 yaş büyüktü, daha önce icra memurluğu yaptığını söylemişti. Çağlayan Adliyesinde staj yapıyordu, staj sonunda Afyon Şuhut ilçesine hakim olarak atandı. … 15 ay boyunca zaman zaman Ankara iline değişik stajlar ve eğitimler için gitsekte birlikte bu evde kaldık. Staja başladığımız tarihte maaş almaya başlamıştık. … bizden himmet parası alıyordu, … hepimizden ilk maaşımızın tamamını himmet olarak istedi ancak ben annemin de ihtiyacı olduğunu belirterek maaşımın %15’ini verdim, diğer arkadaşların maaşlarının tamamını verip vermediğini bilmiyorum, bizden ayrı ayrı para aldığım için kimin ne kadar para verdiğini bilmiyorum ancak para veriyorlardı. Bu eve dışardan kimse gelip gitmedi. …’nın bizden aldığı himmet paralarını ne yaptığını veya kime verdiğini bilmiyorum. Evde herkes kendisi ne zaman isterse kitap okurdu, katı kurallar yoktu, okunan kitaplar ise Fetullah Gülen kitapları, Risaleler ve Kuranı Kerimdi. Ankara iline değişik staj ve eğitimler için 3-4 kez gittik, Ankara’da günlük kiralık evlerde, Polisevinde, örgüte ait evlerde kaldık. …”
Aynı şahsın … Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında görülen davanın 09/11/2017 tarihli duruşmasında davacı ile ilgili olarak; “… Ben 2011 yılında hukuk fakültesinden mezun oldum ve memleketime döndüm. 1-2 ay sonra kariyer görüşmesi için B. adlı şahıs beni aradı ve Ankara ilinde hakim savcılık sınavlarına çalışma evi oluşturulduğunu gidip gitmeyeceğimi sordu bende ramazan ayı olması nedeniyle gidemeyeceğimi, ramazandan sonra gidebileceğimi söyledim. Ramazan ayı bitince Ankaraya gittim burada beni 13. Dönem hakim adayı H.Y. karşıladı ve Keçiörende bulunan hakim savılık sınavına hazırlanma evine götürdü. Burada İ.S., H.D., K.K., A.T., E.P. adlı şahıslar ile kaldım ve 4 ay boyunca sınava hazırlandık. Hiçbirimiz idari yargı sınavını kazanamadık. K., H., İ. ve ben adli yargı sınavını kazandık. A. ve E. bu sınavı kazanamadılar. Bu nedenle memleketlerine geri döndüler. Bu kişiler ile birdaha görüşmedim ancak bir sonraki sınav döneminde sınavı kazandıklarını duydum. Diğer kalan dördümüz mülakatlara hazırlandık ve hepimiz mülakatlardan geçtik. 2012 Nisan ayında Bakırköy adliyesinde staja başladım. Benim Bakırköy adliyesini tercih etme nedenim örgütün beni bu şekilde yönlendirmesi idi. Bakırköy adliyesinde staj yaparken C.savcısı T.A., Konya savcısı İ.T., Şuhut hakimi … ve yargıtay tetkik hakimi A.Y. ile birlikte bir evde kaldık. İlk akademi döneminde Ankara ilinde Demetevler semtinde tutmuş olduğumuz evde T., T.’nin daha önceden tanıdığı M.A. (Yıldızeli hakimi), Z.A. (Mut savcısı) ve İ. ile birlikte bir ay boyunca kaldık. Yargıtay stajında yine Ankara ili Gölbaşı semtinde tutmuş olduğumuz evde T., M., Z. ve H. ile birlikte iki ay boyunca kaldık. Yargıtay ve son akademi döneminde ise Cevizliderede tutmuş olduğumuz evde A., T. ve İ. ile birlikte kaldık. Bu son söylediğim evleri biz kendimiz tuttuk, herhangi bir örgüt evi değildi. O dönemde bu evlere dışarından gelen olmuyordu yine bu evlerde herhangi bir şekilde sohbet yapılmadı. Sadece kitap okuma tarzında programlar oluyordu. Bu kitaplar Kuran, Risale ve fetullah gülene ait kitaplardı. Staj döneminde … isimli kişi bizim kaldığımız evden sorumluydu yine himmeti de bu kişi bizden topluyordu. Ben annem ile yaşadığım ve maddi durumumun müsait olmadığını söylemem üzerine ilk maaşımın tamamını vermedim. Diğerleri ellerinden geldikçe himmet veriyorlardı. Ne kadar verdiklerini bilmiyorum. 2013 yılı Temmuz ayında yapılan kura neticesinde Çanakkale ili Çan ilçesine kura çektim. Ankaradayken kuradan bir iki gün sonra görev yerlerinde görüşeceğimiz kişiler ile tanışacağımız bir toplantı olacağı söylendi. Bende bu görüşmeye katılmak için Bahçelievler de bir eve gittim. Bu evde N.Ç. (Iğdır hakimi) ve B.P. (Sinanpaşa savcısı) vardı, bu kişiler ile bir müddet bekledikten sonra görüşmeye gelecek olan kişinin gelemeyeceği görüşmenin iptal olduğu haberi üzerine evden ayrıldım. 2013 Ağustos ayında Çan ilçesindeki görevime başladım. Göreve başladıktan sonra H. isimli bir kişi benle irtibat kurdu, bu kişi ile ayda birkez olmak üzere sohbet amacı ile görüşmeler yaptık. Akademi bütünleme sınıavından sonra T.A. Çanakkale merkeze kura çekti. O göreve başladıktan sonra birlikte görüşmelere yada sohbetlere katılmaya devam ettik. Bu sohbetler genellikle ya T.’nin yada benim evimde oluyordu. …” yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.
Aynı şahsa ait 08/08/2018 tarihli fotoğraf teşhis ve kimlik tespit tutanağı: “… 08.08.2018 tarihli Isparta Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde vermiş olduğum ifademde kendisi hakkında ayrıntılı bilgi verdiğim … isimli şahıs şuan bana gösterdiğiniz fotoğraftaki kişidir. Kendisini bu fotoğrafından tereddütte mahal bırakmayacak şekilde net olarak teşhis ettim. …”
Davacı tarafından; tanık ifadelerinin yoruma dayalı, çelişkili, soyut nitelikte, mesleğe dönme, tahliye olma veya daha az ceza alma beklentisiyle verilen ifadeler olduğu, anılan ifadelerin kanuna aykırı vaad niteliğinde olması nedeniyle delil olarak kabulüne imkan bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Bu durumda, davacının örgüt mensubu olduğuna, örgütün sohbet gruplarında yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgüt için himmet topladığına ve örgüte himmet verdiğine, örgüt içerisinde “…” kod adını kullandığına, Bakırköy adliyesinde staj yapan örgüt mensubu hakim – savcı adaylarından sorumlu olduğuna, staj döneminde örgüte ait evlerde kaldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

c) Örgütün mahrem imamlarıyla irtibat bilgisi
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke genelinde yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadeler ve örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından, devletin en önemli kurumları olan emniyet, TSK, MİT, mülkiye, yargı gibi alanlarda teşkilatlanmaya ayrı bir önem verildiği, örgüt tarafından mahrem yer sayılan bu kurumlarda örgütün kendi hesabına yürüttüğü hizmetin (örgüt adına kurumlarda kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket etme ve örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etme) “mahrem hizmet” olarak adlandırıldığı ve örgütün sorumlu yöneticisi olan, hiyerarşi içerisinde yer alan, raporları toplayan ve emirleri veren kişi olan “imamlar” arasında örgütün en çok önemsediği imamların bu mahrem hizmetler sınıfı imamları olduğu anlaşılmıştır.

Bu kapsamda, örgüt tarafından, mahrem saydığı kurumlardan biri olan yargı teşkilatında her ilde, mensuplar arasındaki iletişim ve motivasyonu sağlayan farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu bir kişi bulundurulmuş, sohbet grup sorumlularının başına hakim/savcı il grubu sorumlusu görevlendirilmiş, bu kişileri de doğrudan bölge sorumlusuna bağlayıp sadece kendi aralarında iletişim sağlayacak şekilde yapılandırmıştır. Örgüt mensubu olan hâkim ve savcılardan sorumlu olan sohbet grubu sorumluları (imamlar) önceleri yargı mensupları arasından seçilirken belli bir tarihten sonra genellikle öğretmen, mühendis, akademisyen veya serbest meslek sahibi olarak bilinen ancak fiilen herhangi bir işte çalışmayan kişiler arasından seçilmeye başlanmış ve örgüt mensubu olan hâkim ve savcıların asla gerçek isimleriyle bilmedikleri bu kişiler “yargının sivil imamları” olarak adlandırılmıştır.
Bu sivil imamlar, sadece örgüt içinde yer alan yargı mensuplarının sorumluluğu işini yürüterek örgüt yapılanmasında görev almış, bu kapsamda düzenli aralıklarla sohbet adı altında yaptıkları toplantılarda kendisinden daha üst pozisyonda bulunan imamların talimatı doğrultusunda örgüt mensubu olan hakim ve savcılara örgütün amaçlarını gerçekleştirmek için önemli olan soruşturma ve kovuşturmalara ilişkin örgüt adına talimat vermiş, örgütten olmayan yargı mensupları hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal edecek nitelikte kişisel bilgileri elde etmiş, örgütün finansmanı için himmet adı altında para toplamış, bu çalışmasının karşılığında örgütten maaş almıştır. Örgüt bu suretle mensuplarının mevkisi ne olursa olsun mutlak itaat ve teslimiyeti sağlayarak örgüt liderinin talimatlarını gerçekleştirmeyi hedeflemiştir.
Nitekim yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu gerekçesiyle haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan kişilerle ilgili Dairemiz önünde derdest olan dosyalarda yer alan, aralarında yargıdan sorumlu sivil imam olarak görev yapmış kişilerin ifadelerinin de olduğu birçok ifade de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır:
Öğretmen olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.I.ya ait, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 27/12/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Ben İzmir ilinde iken yani 2014 yılı sonlarında Özlem İş Proje Danışmanlık Şirketi’nin müdürü Hasan kod adlı H.Ö. tarafından kendisinin ikametine çağrıldım. Burada daha sonradan kod adını Yusuf olarak bildiğim ancak gerçek isminin daha sonradan Tahsin olarak öğrendiğim Yamanlar Koleji isimli okullarda öğretmenlik yaptığını bildiğim görsem tanıyabileceğim bir şahıs ile birlikte beni E.Y., S.(… olabilir), H.Ö.(şirket müdürü değil hakim olan farklı bir şahıs) isimli hakimler ile beni tanıştırarak bu şahıslara aylık olarak sohbet toplantıları yapmamı istedi. …Bende E.Y., S.(… olabilir), H.Ö.(şirket müdürü değil hakim olan farklı bir şahıs), Fatih, Hasan isimli şahıslara sohbet vermeye başladım. …Ben bu sohbetleri yaparken benden sorumlu olan Özlem İş Proje’nin müdürü pozisyonunda olduğunu bildiğim Hasan kod adlı H.Ö.nin talepleri üzerine Savcı ve Hakimlerden kurban, burs, himmet, gazete dergi aboneliği gibi taleplerde bulunuyordum. …2014 yılı Haziran ayında …Denizli iline taşındım. Burada beni … kod adlı V.D. isimli şahıs karşıladı. … kod adlı V.D. bana Denizli de hafta içi okulda çalışacağımı söyledi, hafta sonları ise İzmir’de olduğu gibi Hakim ve Savcılardan oluşan T-5 ve A-1 olarak adlandırılan gruplara sohbet vermemi istedi. …Burada kaldığım dönem içerisinde; …, …, …, …, …, N.Ç., B.P., …, M.K., …, …isimli Denizli ve çevre illerinde görev yapan Hakim ve Savcılara hafta sonları Denizli ilinde ikametim olan …semtindeki evimde sohbet vermeye başladım. …o (… kod adlı V.D.) da bana “o zaman şu sende dursun” diyerek içerisinde Tango isimli iletişim programının ara yüzünü kullanan ancak Tango özelliklerinde farklı bir programın yüklü olduğu … marka beyaz renkli bir tablet verdi. Ayrıca bununla birlikte bu tablet ile internete girebilmem için başkasının adına kayıtlı olan ancak kimin adına olduğunu bilmediğim Turkcell GSM hattının takılı olduğu internet servis sağlayıcısı VINN vermişti. Bu tabletten internete bağlanacağım zaman bu aparatları kullanıyordum, kendi hattım üzerinden bu işlemleri yapmıyordum. …Bu programdan başkası ile irtibat kuramıyordum. Veysel buradan bana sohbet konularını, herkül.org da yayınlanan Cuma hutbelerini gönderiyor, sohbetime gelmiş olanların vermiş oldukları himmet paraları ile ilgili bilgileri, yine sohbet grubumdaki kişilerin özgeçmiş gibi bilgilerini, hizmete karşı olan duygu ve düşüncelerini ve benzeri şeyleri soruyordu ve ben de cevaplıyordum. … Ben sohbet gruplarım dışında yapının şematik olarak bildiğim kadarı ile işleyişi hakkında bilgi vermek istiyorum. …Her bölgedeki ilin kendi içerisinde farklı sohbet grupları olur ve sohbet gruplarından sorumlu bir kişi olur. Bütün bu sohbet gruplarının sorumlularının başında İl Hakim Savcı Grubu Sorumlusu Pozisyonunda birer kişi bulunurdu. Bu kişiler bağlı bulundukları Bölge sorumlusuna direkt olarak bağlı çalışır ve irtibatı yalnızca bunlar kendi aralarında kurardı. Bu nedenle alt sohbet grupları olarak üst kademeyi fazlaca bilmezdik. Ayrıca sorduğumuz zaman da cevap alamazdık. … Ben Denizli ilinden itibaren sorumlu olduğum bazı kişilere … kod adlı V.D.nin bana vermiş olduğu ve içerisinde 32 GB’lık hafıza kartına Fetullah Gülen isimli şahsın sohbetlerinin ve kitaplarının olduğu Samsung marka “Keyfiyet Tableti” olarak adlandırılan tabletlerden dağıtmıştım. …tablet vermiş olduğumuz şahıslardan bulundukları Adliyelerdeki Hakim ve Savcılar hakkında “MENFİ VE MÜSPET” bilgileri yani kimin hangi görüşten olduğu şeklindeki bilgileri benden talep eden … kod adlı V.nin talimatı doğrultusunda talep ediyordum. Bana bilgi geldikçe bilgileri … ile paylaşıyordum. …Ayrıca yine tabletler üzerinden şu an terör örgütü olarak gördüğüm ve o dönem cemaat olarak adlandırılan yapının aleyhinde ve lehinde konuşan kişilerin bilgileri, ne konuştukları konusunda bize göndermeleri yani “Adliyenin Fotoğrafını Çekmeleri” …’ten bana gelen talimatlar üzerine isterdim.”
Aynı şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “Ben eskiden tarihini tam olarak bilmemekle birlikte Hakim-Savcılarla, Hakim-Savcı olan yani meslekten olan kişilerin ilgilendiklerini biliyorum. Ancak benim ilgilenmeye başladığım dönemde Hakim-Savcılarla ilgilenen kişiler genelde sivil (öğretmen, akademisyen, mühendis, işletme kökenli kişiler) idiler. Zaten biz Hakim-Savcılarla ilgilenmeye başladıktan sonra tüm geçmişte görüşmüş olduğumuz kişilerle görüşmememiz ve irtibatı kesmemiz istendi. Benim Hakim-Savcı abisi olarak görev yaptığım dönemin 2016 yılı Ocak ayına kadar sivil yapı Hakim-Savcı ile ilgilenmeye devam etti. Ancak HSYK seçimlerinden sonra sivil yapı geriye çekilmeye başlandı ve kendi aralarında birebir görüşmelerin sürmesi istendi.”
S.K. isimli şahsın talimat yoluyla tanık beyanlarının alınmasına ilişkin Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/01/2018 tarih ve Talimat No:2018/6 sayılı duruşma tutanağı: “Ben öğretmen olarak görev yapmaktayım. Sanık S.A.yı Malatya ilinde İdare Mahkeme Üyesi olması nedeni ile tanıyorum. Çeşitli defalar sanık ile kendi evimde ve onun evinde ve diğer sanığın meslektaşlarının evinde buluşuyorduk. Bu görüşmelerimiz 2014 yılı Eylül ayı ve 2016 yılı Mart ayı arasında olmuştur. Bu buluşmalarımızda manevi içerikli (çetele, kuran, kitap okuma) ve … kod isimli … ve … kod isimli … den gelen çeşitli gündemleri iletme adına toplantılarda bulunuyorduk. Bu toplantılarımız ve görüşmelerimiz her zaman Malatya ilinde gerçekleşmiştir. Sanık benim grubumda takip ettiğim talebemdi. Yanlış hatırlamıyorsam hatırladığım kadarı ile sanık S. ile bylock programı üzerinden görüşmedik. Şayet görüşmüş isek de çok az görüşmüş olabiliriz.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/11/2016 tarihli sorgulama tutanağı: ” …2011 yılı yaz kararnamesi ile Afyon Çay ilçesine atandım. 3 yıl görev yaptım, çalıştığım dönemde Şanlıurfa görev yapan Ö.Ö. de Kütahya’nın Altıntaş ilçesine atanmıştı. O dönemde ben daha kıdemli olmama rağmen Ö.Ö. grup sorumlu olarak görevlendirilmişti. Bu da benim cemaat içerisinde önemli bir noktada bulunmadığımın göstergesidir, o dönemde daha önce yapılmayan bir uygulama yapıldı, meslek dışında bir başka kişiler de toplantılara katılıyordu, her toplantıya gelmezlerdi. Asıl sorumlu bu kişiydi, toplantılara aynı anda ikisinin geldiği olmadı, … daha çok organizasyonu sağlardı.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 30/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “…Ben Çay ilçesinde çalışırken grubun hakim savcı sorumlusu olan Ö.Ö. akıllı telefon olmayan eski model bir telefon daha kullanıyordu, bu telefonda da kendisi adına kayıtlı olmayan cemaatin verdiği bir hat vardı, bu hat vasıtası ile o zamanki sivil yöneticiler olan Mehmet ve Yusuf isimli kişilerle irtibat kuruyordu, acil bir durum olduğunda bu telefon üzerinden bu kişileri arayıp onlara danışıp ona göre davranılıyordu, birkaç defa bizim yanımızda bu kişilerle konuştuğunu hatırlıyorum.”
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.Z. isimli şahsa ait Samsun Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 25/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “…Ben kura çektiğimde Abdullah isimli şahıs beni aradı. Ancak Abdullah’ın telefonunu hatırlamıyorum. Bana “sana bir adres vereceğim, bundan sonra seninle o ilgilenecek” dedi. Bana vermiş olduğu adres Ankara’da Yenimahalle’de bir adreste eve gittim. Aile eviydi. İsmini … olarak söyleyen görsem teşhis edebileceğim bir şahısla tanıştım. Bu şahıs özel bir şirkette çalıştığını söyledi. Ben bu eve gittiğimde beraber görev yaptığımız N.F.D. ve Çarşamba Cumhuriyet Savcısı T.A.da oradaydı. …… bana irtibat kurmak için hat takılmış küçük siyah bir telefon verdi ve bu telefondan arayacağını söyledi. Yine kendisinin görev yaptığımız yere geleceğini söyledi. Tahminen 1-1,5 saat kadar bu evde kaldık. Daha sonra ayrıldık. …Göreve başladıktan 1,5-2 ay sonra … bana vermiş olduğu telefonla beni aradı. Terme’ye geleceğini söyledi. Bende diğer arkadaşlarım N.F.D., T.A. ve hatırladığım kadarıyla Y.S.yi aradım ve benim evimde buluşacağımızı söyledim. … eşiyle geldi. Davet ettiğim arkadaşlarda eşleriyle birlikte geldiler. Bayanlar ayrı erkekler ayrı oturduk. Cemaat yapılanmasında okuyan öğrencilere burs için bekarlardan maaşın %10’unu evlilerden maaşın %5’i verilmesi isteniyordu. … bize öğrenciler için burs vermemizi istedi. Ancak belirli bir rakam konuşulmadı. Ben aylık ortalama 300-400 TL civarında para veriyordum. Bizimle birlikte sohbete gelen arkadaşlarda aynı paraları veriyorlardı. … sohbete geldiğinde parayı elden …;’a veriyorduk. Ben bu paraları kendimde hiç toplamadım. Ayrıca zaman gazetesi ve sızıntı dergi abonelik paralarını hepimiz verdik. Ancak bu dergi ve gazeteler güvenlik için bize gelmiyordu. Kurban zamanında kurban parası veriyorduk. …… tahminen 1 yıl kadar bizimle sohbete geldi. Ayda bir veya en fazla 45 günde bir … Ankara’dan geliyordu. Geldiğinde benim evimde buluştuğumuz gibi, T.A.nın, Y.S.nin, N.F.D.nin evinde buluştuk. … … 2014 yılı Mayıs ayı gibi Hakan isimli öğretmen olduğunu söyleyen bir kişiyide beraberinde getirdi ve şimdiden sonra sohbetlere Hakan’ın geleceğini belirtti.”
Davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan 26/04/2021 tarihli ek beyan dilekçesi ekindeki HTS dökümlerine ilişkin 29/01/2021 tarihli tutanakta; davacının kullandığı bildirilen GSM numaraları ile 2 mahrem imama ait 2 adet operasyonel GSM hattı ile farklı tarihlerde olmak üzere toplamda 11 kez, 1 mahrem imama ait şahsi GSM hattı ile farklı tarihlerde olmak üzere toplam 6 kez irtibatının olduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Davacı tarafından; bu tespite karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.
Bu durumda, davacının örgütün mahrem imamları olduğu tespit edilen kişilerle çeşitli tarihlerde çok sayıda irtibatının bulunduğuna yönelik tespitin, davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.
Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan “özel hayata saygı hakkı” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen “özel hayat” kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).
Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS’in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak “kanunla öngörülmüş olma”, aynı maddede sayılan “meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma” ve “demokratik bir toplumda gerekli olma” ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa’nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin “şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması”, “anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması” gerekmektedir.
Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS’in 8/2 ve Anayasa’nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS’in 15. ve Anayasa’nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.
AİHS’in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS’te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Bu doğrultuda Anayasa’nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun’la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK’nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.
AİHS’in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa’nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ’nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.
AİHS’in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı” hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).
Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS’in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.
Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir.
Diğer taraftan, davacı tarafından … Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün … tarihli ve … sayılı yazısı ekinde dava dosyasına sunulan 16/04/2021 tarihli dilekçede; yargılama giderlerinden tamamen muaf tutulmasına karar verilmesi talebinde bulunulduğu ve bu talebin dayanağı olan düzenlemenin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Adli yardımla ertelenen yargılama giderlerinin tahsili” başlıklı 339. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ”Adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme, hükümde tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmasına karar verebilir.” kuralı olduğu görülmüş ise de, anılan fıkrada yer alan koşulların davacı yönünden gerçekleşmediği sonucuna ulaşıldığından, davacının yargılama giderlerinden tamamen muaf tutulması istemi kabul edilmemiştir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
3. Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 23/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.