Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2012/35242 E. 2014/24316 K. 09.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/35242
KARAR NO : 2014/24316
KARAR TARİHİ : 09.07.2014

Tebliğname No : 2 – 2011/337891
MAHKEMESİ : Silivri 2. Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 09/06/2011
NUMARASI : 2009/555 (E) ve 2011/217 (K)
SUÇ : Hakaret

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre ve sanığın, koşulları bulunmayan duruşmalı inceleme istemi 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi uyarınca kabul edilmeyerek dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Terör örgütüne üye olduğu ve vahim nitelikteki mavzeri yurda izinsiz soktuğu iddiasıyla sanık olarak yargılandığı davanın duruşması sırasında, soruşturmayı yapan,iddianameyi düzenleyen ve kovuşturmada iddia makamını temsil eden Cumhuriyet Savcılarına yönelik söylediği sözler nedeniyle kamu görevlilerine zincirleme biçimde alenen hakaret suçundan cezalandırılmasına karar verilen sanığın, aşamalardaki ifadelerinde “kendi söylemesi ve göstermesi üzerine annesinin evinde bulunan 135 yıllık tüfeğin 6136 sayılı Kanun kapsamında bulunmayan hatıra, antika silah kapsamında olmasına karşın, iddianamede vahim nitelikte mavzer olarak değerlendirilmesine, kendisi ile ilgisi olmayan toplam 43 adet merminin Cumhuriyet Savcıları tarafından kendisine aitmiş gibi gösterilmesine, ayrıca savaş muhabirliği yaptığı dönemde yurtdışından hatıra amaçlı getirdiği boş kovanların örgüte ait malzeme gibi değerlendirilip tarif edilmesine ve yine geçmiş yıllarda gazeteci olarak görüştüğü PKK örgütünün üst düzey yöneticileriyle çektirip önce gazetede sonra da yazdığı “Kanlı Kukla PKK” isimli kitabında yer verdiği kamuya mal olmuş fotoğrafların bu örgütle organik bağlantısını gösteren kanıtlar gibi sunulmasına içerleyerek, mevcut iddialara yönelik savunma ve tepki bağlamında suça konu sözleri duruşma sırasında söylediğini” ileri sürmesi karşısında, sanığın yargılandığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008/209 Esas sayılı davasının yerel mahkeme hükmünden sonra sonuca bağlandığı da dikkate alınarak, öncelikle ilgili mahkeme kararı getirtilip sanığın savunmasının denetlenmesi ve doğruluğunun anlaşılması halinde bu durumun sanık lehine TCK’nın 129/1. maddesinin uygulanmasını gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışılması zorunluluğu bozmayı gerektirmiş,
2- Kabule göre de;
a- TCK’da hapis cezası ile adli para cezasının seçenekli yaptırım olarak öngörüldüğü hallerde, TCK’nın 61. maddesinde öngörülen ölçütlere göre somut olay irdelenip, anılan Kanunun 3. maddesindeki fiilin ağırlığı ile orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur ilkesi de gözetilerek, seçenekli yaptırımlardan hangisinin seçildiğinin gösterilmesi, sonra da alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesi gerekir.
Her ne kadar TCK’nın 125/3. maddesinde hapis cezasının alt sınırının 1 yıldan az olamayacağı düzenlenmiş ise de, bu düzenlemenin temel cezanın adli para cezası olarak seçilmesine engel olmayacağı, ancak adli para cezasının tercih edilmesi halinde, suç tarihi TCK’nın 61. maddesine yeni fıkra ekleyen 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 19.12.2006 tarihinden sonraysa, gün biriminin alt sınırının 365 günden az olamayacağı dikkate alınarak temel cezanın belirlenmesi gerekirken, hakkında TCK’nın 58. maddesinin uygulanma koşulları bulunmayan sanık hakkında, yerinde görülmeyen gerekçeyle asgari haddin de üzerinde hapis cezasının tercih edilmesi,
b- TCK’nın 53/1-(c) maddesinde yer alan hak yoksunluğunun süresi ve kapsamı açısından anılan Kanun maddesinin 3. fıkrası hükmünün gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve sanık V.. Y..’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 09.07.2014 tarihinde, (1) nolu neden yönünden üye ve üye uygunluk nedeninin bulunmasından dolayı sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği yolundaki karşı oyu ve oyçokluğuyla,ayrıca 2/a no’lu bozma nedeni yönünden Başkan karşı oyu ve oyçokluğuyla diğer yönlerden oybirliğiyle karar verildi.
KARŞI OY:
İncelenen olayda, yerel mahkeme temel ceza olarak hapis cezasını tercih etmiş ve dosya içeriğindeki kanıtlarla uyumlu biçimde gerekçesini de göstermiş bulunduğundan, 2/a nolu bozma nedenine katılmıyorum.
KARŞI OY:
TCK’nın 128. maddesinde düzenlenen ve Anayasanın 36. maddesiyle de güvence altına alınan iddia ve savunma dokunulmazlığı; şahısların yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde, serbestçe ve hiçbir endişenin etkisi altında kalmaksızın haklarını özgürce iddia edebilmeleri veya kendilerini savunabilmeleri imkanının sağlanmasını ifade eder. Eğer böyle bir hak olmazsa, iddia ve savunma serbestçe yapılamayacak ve söylenmesi gereken, cezai yaptırıma maruz kalma korkusuyla ifade edilemeyeceğinden, yargılamada hedeflenen gerçeğe ulaşma ve adaletin gerçekleşmesi de söz konusu olamayacaktır.
Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere; İddia ve savunma hakkının kullanılması bağlamında, kişiler açısından somut isnat ifade eder nitelikte maddî vakıaların ortaya konulması ya da kişilerle ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunulması mümkündür. Bu somut isnatlar veya olumsuz değerlendirmeler, iddia ve savunma hakkının kullanılmasıyla ilişkilendirilememesi durumunda, hakaret ve hatta iftira suçu oluşturur.
İddia ve savunma kapsamında, kişilerle ilgili olarak bulunulan somut isnatların gerçek olması ve yapılan olumsuz değerlendirmelerin somut vakıalara dayanması gerekir. Keza, bulunulan somut isnatların veya yapılan olumsuz değerlendirmelerin uyuşmazlıkla ilişkili olması gerekir; ancak, uyuşmazlığın çözümü açısından faydalı olması aranmamalıdır.
Somut uyuşmazlıkla bağlantılı olmayan isnatlar gerçek olsa bile iddia ve savunma dokunulmazlığının varlığından bahsedilemez. Keza, somut vakıalara dayansa bile, uyuşmazlıkla alakası olmayan olumsuz değerlendirmeler açısından iddia ve savunma hakkının kullanılması söz konusu değildir.
Dava konusu olayda, sanık V.. Y..’in, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/209 E. numaralı dosyasında, tutuklu sanık olarak yargılandığı 22/12/2008 tarih ve 30 numaralı duruşmada savunmasını yaparken söylediği ” …yani ben hala başıma neyin geldiğini anlayamadım ne aradıklarını bilmiyorum yani belli ki birileri bir liste vermiş, bu listedeki insanların evlerine işyerlerini idin ve bir şey yaratın bir şey bulun yani bizim bu insanları bir şekilde cezalandırmamız veya bir şekilde sindirmemiz, bastırmamız lazım, bir şekilde cezaevine sokmamız lazım, bir şey bulun denmiş sanki…iddianame çıktığı gün savcıların nasıl bir oyun oynadıkları gün gibi ortaya çıktı… savcılar her ne kadar uzun namlulu silahlara mavzer diyorlarsa da, tekrar ediyorum bu terim yanlıştır. Savcıların birinci amacı, mahkemeyi kelime oyunuyla yanıltmak ve şahsımın itibarını vahim terör amaçlı tüfek bulunduruyor şeklinde haberler ile yıpratmaktır bunun başka hiçbir açıklaması olamaz, nitekim savcılar, bu yönde medyaya servis yapıp kamuoyuna hakkımda yanlış bilgi vermişlerdir…Sayın başkanım ben 10 aydır tutukluyum örgütün resmen propagandasını yapan Y.. C.. dışarda fink atıyor, polisler ve savcılar bunu görmezden geliyor, bir tiyatro oynanıyor ve hepimiz bu tiyatronun içindeyiz, siz dahil efendim bir tiyatro oynanıyor bu hangi adalete sığar, böyle bir adalet olabilir mi efendim, sayın başkan bu savcılar bu kirli tezgahın hesabını yüce Türk mahkemelerinde er geç vereceklerdir bağımsız, tarafsız, dürüst ve liyakat sahibi bir savcının suça konu etmeyeceği açıkça ortada bulunan yayınlanmış bir haberin bir kitabın içeriğine göre terör örgütüyle irtibat yakıştırmasında bulunarak, hükümet ve irtica muhaliflerinin susturulması için iftira atmak, tertip düzmek, yargımız adına utanç ve kaygı vericidir, garabettir… Savcılar kendilerini ne zannediyor efendim, ben anlamış değilim, cihan ilan etmiş hukuk savaşçıları olarak mı görüyorlar anlamış değilim, yani hiç bir somut delile dayandırmadan ahlaksız ve gerçek dışı bir iftira ile haberciliğime kara çalmaya cüret edebilmekte ve yazacağım haberleri yazmadan önce sözde örgütün üst düzey yönetici konumunda olan emekli general V.. K..ü arayarak onun talimatlarına göre haber yaptığımı söyleyebilmekteler, bir tek delil göstersinler efendim, bir tek bir tane onun talimatıyla yazdığım yazı göstersinler, şiddetle reddediyorum, tamamen yalan hangi talimat efendim ben talimat falan almadım, burada talimatı kimlerin aldığını sizler çok iyi biliyorsunuz, burada talimat alanlar belli efendim onların kim olduğunu çok iyi biliyorsunuz…Savcı Z.. Ö.. bu arada profesör Doktor Ü.. Ö..’da ısrarlı bir şekilde zorlama bir üslupla iddianameye sokuyor, hayali terör örgütü ile bir şekilde ilişkilendirip o şekilde algılanmasını sağlamaya çalışıyor, savcının ve koruyucuların efendim bir karın ağrısı var o karın ağrısının ne olduğunu anlayamıyoruz…D. B..da benim propagandamı yaptı çağırsın Z.. Ö.. ifadelerini alsın tutuklattırsın…benim bir gazeteci olarak öngörüm bu savcıların kaçacakları efendim bir düzeltmede bulunmak istiyorum 5 yıl sonra kaçacaklar demiştim bence bu süre 5 yıl sürmeyecek savcıların kaçmaları daha kısa zamanda olacaktır, yargılamanın başından beri gömüldükleri koltuklarında her geçen gün biraz daha kaybolmaları iddianamede ortaya çıkan hukuka aykırı ahlaka aykırı gerçekler karşısında işi pişkinliğe vurmaya çalışmaları, sırıtmaları sürenin 5 yıldan kısalacağı öngörümü yapmama neden oluyor …T..neden tokatlandı diye yazmışım bir T.. T..’yi gençliğinde nasıl tokatladığını Atatürk’e hakaret ettiği için T..’yi tokatlamış, onu anlatıyor, isim vererek 14 Şubat 2008 tarihli Yeniçağ
Gazetesi köşe yazım bu ama size bu söylenmiyor savcılar tarafından benim bu köşe yazısı olduğu basın savcıları herhangi bir davada açmış değil, buna Irak devlet başkanı C.T.’nin lise yıllarından bir Türkmen sınıf arkadaşından Atatürk’ e sövdüğü gerekçesiyle yediği dayağı yazmam savcıları neden rahatsız etmiştir efendim, Talabani ile bir akrabalıkları mı vardır, bu yazının nesi suç neyi ispat ediyor buyurun efendim, bu yazılardan dolayı bilgisayarıma da el koydular…” şeklindeki sözleri, mağdur Cumhuriyet Savcılarına yönelik hakaret suçunu oluşturduğundan bahisle Yerel Mahkemece cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; sanığın açıkladığı bu somut isnatlar ve olumsuz değerlendirmeler, savunmanın bütünlüğü içinde ele alındığında, görülmekte olan davayla doğrudan bağlantılı olup, aralarında nedensellik bağının bulunması nedeniyle, TCK’nın 128. maddesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmesi ve mahkumiyet hükmünün öncelikle bu yönden bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun hakaret suçunun oluştuğu yönündeki kararına katılmıyoruz

.