Danıştay Kararı 10. Daire 2016/1084 E. 2021/5668 K. 22.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2016/1084 E.  ,  2021/5668 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2016/1084
Karar No: 2021/5668

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / …
VEKİLİ : …
2- … Müdürlüğü / …
VEKİLİ : Av. …
3- … Birliği / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının 1/2 oranında hissedarı olduğu Kilis ili, Elbeyli ilçesi, … köyü, … parselde kayıtlı taşınmazda bulunan Antep fıstığı ağaçlarının drenaj kanallarının yapılmaması nedeniyle taban suyunun yükselmesi sonucu zarar gördüğünden bahisle 2013 yılı için uğranıldığı ileri sürülen tarımsal zarar ile adli yargı nezdinde yaptırılan tespit giderine karşılık toplam 31.702,85 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; dosyada mevcut bilgi ve belgelerle yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesi neticesinde; davacıya ait arazideki fıstık ağaçlarında meydana gelen hasarın, sulama için verilen suların tahliye olamaması sonucu taban suyu/yeraltı suyu yükselmesi neticesinde oluşmadığı, arazinin toprak yapısı gereği fıstık ağacının gelişimine elverişli olmaması, ağaç köklerinin dikey olarak derinleşememesi sebebiyle yeterli beslenme sağlayamadığı ve bu sebeple arazide doğal kurumalar meydana geldiği, ayrıca bölgede yürütülen proje kapsamında taşınmazın bulunduğu kesimlere hizmet eden drenaj kanalının inşa edilmiş olduğu, dolayısıyla bahse konu zararın oluşumunda davalı idarelere izafe edilebilecek hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından; İdare Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda iddia edildiği şekilde arazideki su probleminin 2012 yılı yağışlarından kaynaklanma olasılığının bulunmadığı, 2013 yılı Ekim ayında … Sulh Hukuk Mahkemesine sunulan bilirkişi raporunda arazide su problemi olduğunun belirtildiği, bu tarihe kadar suyun arazide kalmasının düşünülemeyeceği, zararının drenaj kanalları yapılmadan önceki 2010, 2011, 2012, 2013 yıllarına ait zararlar olduğu, zararın meydana geldiği tarihten iki yıl sonra gerçekleştirilen keşif üzerine yapılan tespitlerin sağlıklı olmadığı, bilirkişilerin aynı olayla ilgili olarak açılan davalarda bilirkişilerin çelişkili raporlar düzenlediği ileri sürülmüştür.

KARŞI TARAFIN_SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Kilis ili, Elbeyli ilçesi, … köyü ve civarındaki köylerde yapılan sulama kanalı çalışmalarında, sulama kanallarının yanına tahliye amaçlı drenaj kanallarının yapılmaması nedeniyle komşu tarlalarda kullanılan suyun davacının 1/2 oranında hissedarı olduğu … parsel sayılı taşınmazda zarara yol açtığı iddiası ile davacının talebi üzerine … Sulh Hukuk Mahkemesi’nin E:… Değişik iş sayılı dosyasında keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, 08/11/2013 tarihli ziraat bilirkişisi raporunda, tespit tarihi itibarıyla taban suyu seviyesinin araziye girilemeyecek kadar yükselmiş olduğu, olay sonucu davacının 232 Antep fıstığı ağacı nedeniyle gelir kaybına uğradığı, 20 Antep fıstığı ağacının ise tamamen kuruduğu belirtilerek toplam 31.024,00 TL maddi zararının bulunduğu belirtilmiş, davacı tarafından anılan raporda bahsi geçen 31.024,00 TL maddi zarar ile adli yargıda açılan delil tespiti davasında yapılan 678,85 TL masraf toplamı olan 31.702,85 TL maddi tazminatın ödenmesi istemiyle DSİ 20. Bölge Müdürlüğü’ne 22/11/2013 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.

Bakılan davada, İdare Mahkemesince yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen 03/07/2015 tarihli bilirkişi raporunda, Sulh Hukuk Mahkemesi’nce … D.İş sayılı dosyasında hazırlanan raporlarda zararın ve meydana geliş sebebinin ortaya konulmasında çelişkiler bulunduğu, keşfin yapıldığı … sayılı parselin kuzeyinde T12-8 yedek drenaj kanalının bulunduğu, bu kanalın söz konusu araziyi yer altı ve yer üstü akımların etkisinden koruyucu nitelikte bulunduğu, ayrıca Elbeyli ilçesi, … köyü yolunun dava konusu taşınmaza bariyer oluşturması sebebiyle kuzey mücavir alanlardan oluşacak taban ve yüzey akışlarına karşı koruyucu nitelikte bulunduğu, öte yandan belirtilen alanda T12 ana drenaj kanalının davalı parsele mücavir olan kesimlerinin 05/06/2012 tarihinde tamamlanarak hizmete açıldığı, bu kanalların Sulh Hukuk Mahkemesi’nce yapılan delil tespitinden önce kullanımda olduğu dikkate alındığında, belirtilen parselde taban suyu bulunmasının beklenilmediği, dava konusu parselin topoğrafik durumu itibarıyla taşınmaz üzerindeki suların bir kısmının doğal havza sınırı nedeniyle kuzeye doğru, diğer kısmındaki suların ise güneye T12 ana drenaj kanalına akmak zorunda olduğu, kuzeye doğru akan suların arazinin küvet olan bu kesiminde birikme olasılığı bulunduğu, ancak bu durumun arazinin doğal yapısından kaynaklandığı, keşif günü yapılan inceleme ve değerlendirmelerde ağaç kurumalarının bir koridor boyunca olmaması, söz konusu bahçe içerisinde farklı ve dağınık şekillerde kurumaların gözlemlenmesinin ve Google Earth adlı program üzerinden izlenen önceki yıllara ait görüntülerin önceki yıllarda da benzer şekilde kurumalar olduğunu göstermesinin ağaçlardaki kurumaların taban suyu ya da su basması sebebiyle kuruduğu yönündeki iddiaları mesnetsiz kıldığı, taban suyu sebebiyle oluşacak kurumaların belirli bir alanda yoğunlaşmış ve ağaçların tamamını kurutucu şekilde olacağı, arazide yer alan ağaçların arazinin toprak yapısı nedeniyle tam olarak gelişemediği ve 40 yaşındaki ağaç görünümünde olmadığı, arazide yapısı sebebiyle yetersiz beslenmeden kaynaklı verim düşüklüğü ve doğal kurumalar olduğu, taban suyu kaynaklı bir zarar ziyanın olmadığı, davalı idarelerin zararın meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunmadığı belirtilmiş; İdare Mahkemesince de, anılan rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde bahse konu zararın oluşumunda davalı idarelere izafe edilebilecek hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacının 1/2 oranında hissedarı olduğu … sayılı parselin diğer hissedarı olan … tarafından açılan davada, Dairemizin E:2021/3808 sayılı dosyasında mevcut … Sulh Hukuk Mahkemesinin E:… D.iş sayılı dosyası kapsamında düzenlenen zirai bilirkişi raporunda, sulama amacıyla getirilen suyun gerek fazla olmasından gerekse kanalların taşması vs. nedenlerle dışarıya akıtıldığı, dışarıya akan suyun dava konusu parsele akması sonucu arazinin çamurlaşarak bataklık haline geldiği, fazla suyun drenaj kanalı oluşturulmaz ise daha fazla zarara yol açacağı belirtilmiş; Elbeyli İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü görevlilerince yerinde yapılan inceleme üzerine düzenlenen 25/04/2012 tarihli raporda ise, arazide bazı alanların nemli olduğu, bazı alanlarda ise göllenme meydana geldiği ifade edilmiş, yine İdare Mahkemesince 04/05/2016 tarihinde gerçekleştirilen keşif sonucu düzenlenen 20/06/2016 tarihli bilirkişi raporunda da, fazla su nedeniyle arazide kuruyan ağaçlar bulunduğu belirtilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunmasının yanında, bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması; başka bir anlatımla, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Zararın oluşmasında zarara uğrayanın veya üçüncü kişinin kusurunun bulunması halinde ise idarenin tazmin sorumluluğunun ortadan kalkacağı ya da kusur ölçüsünde azalacağı açıktır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde ise, “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.” kuralına yer verilmiştir.
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinin (c) bendinde, “sulama alanları ile Bakanlar Kurulunca gerekli görülen alanlarda, ekonomik üretime imkan vermeyecek şekilde parçalanan tarım topraklarının gerektiğinde ve imkanlar ölçüsünde genişletilmesi suretiyle de toplulaştırılmasını, tarım arazisinin ailenin geçimini sağlamaya ve aile iş gücünü değerlendirmeye yeterli olmayacak derecede parçalanmasını ve küçülmesini önlemeyi sağlamak” Kanun’un amaçları arasında sayılmış; dava konusu uyuşmazlık tarihinde yürürlükte olan haliyle “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde, “İlgili veya Uygulayıcı Kuruluş” kelimesinin, Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığına bağlı Toprak ve Tarım Reformu Genel Müdürlüğünü ifade ettiği” belirtilmiş; (k) bendinde, “Uygulama Alanı veya Bölgesi, bu Kanunun amacına uygun olarak Bakanlar Kurulunca sınırları belirtilmiş alan” şeklinde tanımlanmış; “Uygulama alanı” başlıklı 3. maddesinde, “Bu Kanunun uygulama alanının, ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile belirtilen alanlar olduğu” kurala bağlanmış; 12/03/2011 tarih ve 27872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6171 sayılı Kanun’la değişik “Toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu Kanunda belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere uygulama alanlarında ilgili kuruluşça, isteğe bağlı veya maliklerin muvafakatı aranmaksızın arazi toplulaştırılması yapılabilir”; 5. fıkrasında da, “Toprak ve su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, kırsal alanda su temini ve kullanılmış suların uzaklaştırılması hizmetleri, arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile birlikte planlanır. Tarla içi geliştirme hizmetleri; tarla yolları ve sanat yapıları, açık ve kapalı drenaj, sulama tesisleri, kimyasal maddeler kullanılarak arazi ıslahı, toprak muhafazası ve dere yatağı ıslahı gibi faaliyetleri kapsar.” hükümleri yer almıştır.
Öte yandan, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun dava konusu uyuşmazlık tarihinde yürürlükte olan haliyle “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (a) bendinde, “Bakanlık” kelimesinin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığını ifade ettiği belirtilmiş; “Arazi toplulaştırması ve dağıtımı” başlıklı 17. maddesinin 1. fıkrasında, arazinin rasyonel kullanımını sağlamak amacıyla parsel büyüklüklerinin optimum ölçülerde oluşması için, arazinin yarısından çoğuna malik bulunan ve sayıca maliklerin yarısından fazlasını oluşturanların muvafakati üzerine isteğe bağlı, Bakanlığın veya kurulların talebi üzerine kamu yararı gözetilerek isteğe bağlı olmaksızın, Bakanlar Kurulu kararı ile arazi toplulaştırma proje sahası belirleneceği ve uygulanacağı; 2. fıkrasında, bu karar sonucu isteğe bağlı olarak veya maliklerin muvafakati aranmaksızın proje bazında arazi toplulaştırması, köy gelişim ve tarla içi geliştirme hizmetleri ile kırsal alan düzenlemesinin Bakanlık tarafından yapılacağı veya yaptırılacağı kurala bağlanmış; bu Kanun dayanak alınarak çıkarılan Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Arazi Toplulaştırmasına İlişkin Tüzük’ün “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin (dd) bendinde de, tarla içi geliştirme hizmetlerinin, sulama, drenaj, toprak koruma, toprak ıslahı, tesviye ile ağaç, çalı temizleme, taş toplama, tarla içi yollar ve yan dere ıslahı gibi arazi geliştirme hizmetlerini ifade ettiği belirtilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık tarihinde yürürlükte olan haliyle 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un “Vazife ve salahiyetler” başlıklı 2. maddesinin (b) bendinde, “Sulama tesislerini kurmak, sulama sahalarında mevcut parsellerin tamamını veya aksamını gösterir harita ve planları yapmak veya yaptırmak ve icabı halinde kadastrosunu yaptırmak”; (g) bendinde de, “Yukardaki fıkralarda yazılı tesislerin (Çalıştırma, bakım ve onarım dahil) işletmelerini sağlamak” Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Ayrıca 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinde, Kanunun amacının; ülkenin su varlık ve kaynaklarının rasyonel kullanımı maksadıyla umumi sulardan faydalanmak üzere Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilmiş veya halen inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi planlanan sulama tesislerini gayelerine uygun şekilde kullanmak, işletmek, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün onayını almak suretiyle işlettirmek, bu tesislerin bakım, onarım ve yönetim sorumluluğunu yürütmek, tesisi geliştirmeye yönelik yeni projeler yapmak, yaptırmak veya tesisi yenilemekle görevli sulama birliklerinin kuruluşu, organlar ile görev ve yetkilerini düzenlemek olduğu belirtilmiş; “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (e) bendinde, “Devir: DSİ tarafından inşa edilmiş veya halen inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi planlanan sulama maksatlı tesislerin işletme, bakım, onarım ve yönetim sorumluluğunun, DSİ ve birlik arasında imzalanan sözleşme hükümleri uyarınca birliklere devredilmesini”; (i) bendinde, “Su kullanıcısı: Görev alanında sulama yapan veya yapacak olan gerçek ya da tüzel kişiyi” ifade ettiği kuralına yer verilmiş; “Birliğin görev alanı ve çalışma konuları” başlıklı 3. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde de, “Görev alanı içerisinde yer alan tesislerin işletme, bakım, onarım, yönetim ve yenileme hizmetlerini usul ve esaslarına uygun olarak yapmak” sulama birliklerinin görevleri arasında sayılmıştır.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce, uyuşmazlığa konu taşınmazın da içinde yer aldığı Kayacık Sulama Projesi kapsamındaki sulama tesislerinin devrine yönelik olarak adı geçen Genel Müdürlük ile Kayacık Sulama Birliği arasında 13/04/2006 tarihinde imzalanan DSİ Tarafından İnşa Edilmekte Olan Gaziantep İli Oğuzeli İlçesi Kayacık Sulaması Tesisleri Devir Sözleşmesinin 4. maddesinde, “İnşaat aşamasında devranılan tesis, inşaat devam ederken bir kısmı işletmeye açılacak olur ise faydalananın işletme ile ilgili gerekli tüm önlemleri alacağı ve işletmenin sağlıklı ve DSİ’nin istediği bir şekilde yapılmasını sağlayacağı” kuralı yer almıştır.
Bahse konu sulama tesislerinin yerel su kullanıcılarının talebi üzerine Kayacık Sulama Birliğince işletmeye açılması üzerine su kullanıcıları ile sulama beyanı sözleşmeleri imzalanmış, ayrıca davacı ile Kayacık Sulama Birliği arasında imzalanan 11/04/2012 tarihli “Kayacık Sulama Birliği Üye Kayıt Sözleşmesinin” 13. maddesinde de, “… inşaat aşamasında olan sahalarda ve tahliye kanallarının tamamlanmayan alanlarında sulamadan istifade eden su kullanıcılarının doğabilecek zarar ve ziyanlardan Kayacık Sulama Birliğini ve diğer kurumları sorumlu tutmayacağını beyan ve taahhüt ettiği” kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
3083 ve 5403 sayılı Kanunlar ile ilgili Tüzük hükümlerinin değerlendirilmesinden; sulama alanları ile gerekli görülen diğer alanların, ekonomik üretime imkan vermeyecek şekilde parçalanan tarım topraklarının toplulaştırılması amacıyla, Tarım ve Orman Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile uygulama alanı (veya bölgesi) olarak belirleneceği, bu alanlarda maliklerin isteğiyle veya zorunlu olarak arazi toplulaştırılması yapılabileceği, uygulama alanlarında kullanılmış suların uzaklaştırılması, arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetlerinin (bu arada drenaj ve sulama tesisleri yapımının) birlikte planlanacağı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün (mülga Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı Toprak ve Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün) de bu hizmetler yönünden uygulayıcı (veya ilgili) kuruluş olarak görev yapacağı anlaşılmaktadır.
Buna göre, uyuşmazlığa konu taşınmazın yer aldığı, uygulama alanı olarak belirlenen Aşağıbeylerbeyi köyünde tarla içi geliştirme hizmetleri kapsamında drenaj tesisi yapımında görevli olan Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, drenaj kanalı yetersizliğine bağlı olarak oluşabilecek zararlardan uygulayıcı kuruluş olarak sorumlu bulunmaktadır.
6200 ile 6172 sayılı Kanun hükümlerinin değerlendirilmesinden ise; sulama tesislerinin (bu arada sulama ve drenaj kanallarının) kurulmasının ve bu tesislerin işletilmesinin, bakım ve onarımının yapılmasının, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün görevinde olduğu, Genel Müdürlük tarafından inşa edilmiş veya halen inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi planlanan sulama tesislerinin işletme, bakım ve onarım sorumluluğunun, Genel Müdürlük ile sulama birlikleri arasında imzalanacak sözleşme ile birliklere devredilebileceği ve sulama birliklerinin de bu hizmetleri usul ve esaslara uygun olarak yürütmekle görevli olduğu, ancak söz konusu devrin, hizmetin asıl sahibi olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı sonucuna varılmaktadır.
Bakılan davada, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce, uyuşmazlığa konu taşınmazın da içinde yer aldığı Kayacık Sulama Projesi kapsamındaki sulama tesislerinin (bu arada sulama ve drenaj kanallarının) yapıldığı, inşası kısmen tamamlanan tesislerin işletme, bakım ve onarım sorumluluğunun Genel Müdürlük ile Kayacık Sulama Birliği arasında 13/04/2006 tarihinde imzalanan DSİ Tarafından İnşa Edilmekte Olan Gaziantep İli Oğuzeli İlçesi Kayacık Sulaması Tesisleri Devir Sözleşmesi ile Sulama Birliğine devredildiği, Sulama Birliğince de tesislerin işletmeye açıldığı, böylece, Kayacık Barajından gelen suyun, Genel Müdürlükçe yapılan sulama kanalları aracılığıyla Sulama Birliği tarafından su kullanıcılarına verilmeye başlandığı anlaşılmaktadır.
Buna göre, sulama tesislerinin (bu arada drenaj kanallarının) yapımını tamamlamayan ve buna rağmen Devir Sözleşmesi ile tesislerin işletmeye açılabileceğini kabul eden Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ile inşası sürmekte olan tesisleri yerel su kullanıcılarının talebi üzerine işletmeye açan Kayacık Sulama Birliği de, drenaj kanalı yetersizliğinden kaynaklı zararlardan sorumlu bulunmaktadır.
İdare Mahkemesince; 03/07/2015 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davacının hisseli maliki olduğu arazideki fıstık ağaçlarında meydana gelen hasarın sulama için verilen suların tahliye olamaması sonucu taban suyu/yeraltı suyu yükselmesi neticesinde oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; davacının 1/2 oranında hissedarı olduğu … sayılı parselin diğer hissedarı olan … tarafından açılan ve temyizen incelenmek üzere Dairemizin E:2021/3808 sayılı esasına kaydedilen dosyada mevcut bilirkişi raporlarında, dava konusu 158 sayılı parselin bulunduğu alanda tarla içi geliştirme hizmetlerinin ve drenaj kanallarının yapılmamış olması nedeniyle parselin tarımsal faaliyet için verilen sudan dolayı taban suyu yükselmesi sonucu zarar gördüğü yönünde tespitlere yer verildiği görüldüğünden, iki rapor arasındaki çelişkiler giderilip gerekirse 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 38. maddesi uyarınca bağlantı müessesesi uygulanmak ve usul ekonomisi gereği her iki dosya için birlikte yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasındaki tereddüt ortadan kaldırıldıktan sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, anılan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasında hukuki isabet görülmemiştir.
Bunun yanında yeniden yapılacak inceleme sonucu verilecek kararda; 04/06/2015 tarihinde gerçekleştirilen keşfin … sayılı parselin tamamında mı, yoksa davacının parselde fiilen kullandığı bir kısım var ise bu kısımda mı gerçekleştirildiği anlaşılamadığından, davacı … ‘nin 1/2 hissesinin bulunduğu Kilis ili, Elbeyli ilçesi, … köyü, … parsel sayılı taşınmazın geriye kalan 1/2 hissesinin de Dairemizin E:2021/3808 sayılı esasına kayıtlı dosyasında davacı … ‘ye ait olduğu görüldüğünden, olayda hizmet kusuru bulunduğunun saptanması halinde, dava konusu parselin hangi kısmının bahsi geçen davacılardan hangisi tarafından kullanıldığı, aralarında parselin kısımlarının kullanımına ilişkin bir sözleşme bulunup bulunmadığı araştırılarak, eğer bu yönde bir sözleşme var ise bu sözleşme gözetilerek; bu yönde taraflarca yapılmış bir sözleşme yok ise parselin tamamında oluştuğu iddia edilen zarar karşılığı maddi tazminatın davacı … lehine yarısına hükmedilmesi, aynı parselde oluştuğu iddia edilen zarar sebebiyle mükerrer ödemeye mahal verilmemesi hususuna dikkat edilmesi gerekmektedir.
Öte yandan; yine olayda hizmet kusuru bulunduğunun saptanması halinde, drenaj kanallarının tamamlanmamış olması nedeniyle tarlasındaki ürünlerin zarara uğrayabileceğini bilen ve buna rağmen Sulama Birliğinden su talebinde bulunan davacının da olayda %50 oranında müterafik kusuru bulunduğu nazara alınarak, davacı lehine tazminata hükmedilirken bu hususun da göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Bu itibarla, eksik inceleme ve araştırma sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kabulüne,
2. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.