YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/15755
KARAR NO : 2015/29897
KARAR TARİHİ : 21.10.2015
1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında açıklandığı ve Dairemizin benzer birçok kararında vurgulandığı üzere: önceden verilmiş rıza üzerine çek sahibinin imzasını taklit ederek kullanan failde kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura herhangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimse de suç kastının varlığı kabul olunamaz.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Katılan M.. A..’ın,soruşturma aşamasında,kendisi adına bulunan işyerini sanıkla birlikte 5 yıl çalıştırdıklarını, bilahare 2005 yılı temmuz ayında işyerini gayriresmi olarak alacak ve borçlarıyla birlikte tamamen sanığa devrettiğini, işyerinin borçlarını sanığın ödemesi konusunda da anlaştıklarını ancak sanığın devirden sonra işyerinin kaşesini ve imzasını taklit ederek sahte senet düzenleyip alacaklılara verdiğini beyan etmesine karşın kovuşturma aşamasında sanıkla işyerine yarı yarıya ortak olduklarını beyan etmesi, sanığın yaklaşık 5 yıl katılanın yanında işçisi olarak çalıştığını, katılanın işyerini kendisine devretmek istediğini ancak parası olmadığı için bunun gerçekleşmediğini, işyerine alınan malzemeler karşılığında katılan olmadığı zamanlarda bilgisi dahilinde katılan adına düzenlenen bonoları imzaladığını, bu bonoların bedelinin ödendiğini ancak işler bozulunca ödeyemez duruma düştüklerini savunması, suça konu bonoların lehdarı olan M.. A.. isimli şahsın soruşturma aşamasında, suça konu senetlerin sattıkları mal karşılığında çalışanı M.. K..a’a verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine katılanın sanık ile beraber yanına geldiğini, senetlerdeki imzanın kendisine ait olmadığına dair bir şey söylemediğini, borcu ödemek üzere altı ay süre istediğini, süre sonunda borç ödemeyince icra takibi yaptığında ise imzalara itiraz ettiğini, bilahare yanında çalışan M.. K.. ile konuştuğunda katılan ile sanığın birlikte çalıştıklarını, senetleri bazen sanığın bazen katılanın imzaladığını söylediğini beyan etmesi,soruşturma aşamasında beyanı alınan M.. K..’ın da bu beyanları doğrulayıp, katılanı 2008 yılına kadar işyerinde hesaplarla ilgilenirken ve senetlere imza atarken gördüğünü beyan etmesi karşısında; gerçeğin ve suç kastının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından,soruşturma aşamasında dinlenen M.. A.. ile M.. K..’ın kovuşturma aşamasında da tanık sıfatıyla celbedilerek iddia olunan ve savunulan hususlara ilişkin detaylı beyanlarının tespit edilmesi, başkaca sanık tarafından katılan adına imzalanıp ödenen senetler bulunup bulunmadığı,suça konu senetlerin düzenlenip verildiği tarihlerin belirlenerek bu tarihlerde sanık ile katılanın birlikte çalışıp çalışmadığı hususları araştırılıp sanığın sahtecilik kastı ile hareket edip etmediği kesin olarak belirlendikten sonra sonucuna göre hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kabule göre de;
2- Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 11.03.2011 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında dokuz adet senedi sahte düzenlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı halde,Mahkemece hangi senetlerin sahte olarak kabul edildiği gösterilmeden soyut ve gerekçeden yoksun şekilde en az altı adet bononun sahte olarak düzenlendiği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
3- Denetime imkan vermek açısından suça konu belge asıllarının dosya içerisinde bulundurulmaması,
4- 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca aynı maddenin 1. fıkrasının c bendinde yer alan hak yoksunluğunun sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki yetkileri açısından koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.