Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2015/4033 E. 2015/11495 K. 03.11.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/4033
KARAR NO : 2015/11495
KARAR TARİHİ : 03.11.2015

MAHKEMESİ : ADANA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/11/2014
NUMARASI : 2013/543-2014/700

Taraflar arasında görülen davada Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 05/11/2014 tarih ve 2013/543-2014/700 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03/11/2015 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ve Av. S.. S..ı ile davalı vekili Av. İ.. A.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Suriye vatandaşı olup, davalı şirket ile arasındaki ihtilaftan dolayı Suriye Mahkemeleri’nde dava açtığını, nihai olarak Suriye Yargıtay Mahkemesi 3. Odası tarafından 2006 yılı …… E, …….. K sayılı ilamı ile karar verilip, kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Suriye Yargıtay 3. Odası …. Esas, ….. Karar ……… günlü yabancı mahkeme karanının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tenfizi istenilen kararın kesinleşmediğini, Suriye ile Türkiye arasında mütekabiliyet anlaşması olmadığı gibi fiili uygulamanın da bulunmadığını, verilen kararın dolandırıcılık ile alınıp Türk kamu düzenine aykırı olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, somut olayda davanın açıldığı tarihte her iki ülke arasında tenfize imkan veren ikili anlaşma olmamakla birlikte, her iki ülke yasalarının tenfize izin veren hükümlerinin bulunduğu, olumsuz fiili uygulama yönünden yapılan araştırmada İdlip Mahkemesi’nin Türk Mahkeme kararının tenfizi talebini reddeden tek bir kararı dışında Türk Mahkemesi kararlarının Suriye Mahkemeleri tarafından tenfiz isteği reddedilen başkaca fiili uygulama olduğu tespit edilemediği için Türk Mahkeme kararlarının Suriye yetkili mahkemelerince tenfiz isteklerinin reddedildiğine ilişkin devamlılık gösteren olumsuz fiili uygulamalarının bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Suriye Yargıtay 3. Odası kararının tenfizi istemine ilişkindir. Davacının tenfiz talebi üzerine yerel mahkemece verilen ilk kararda, Suriye ile Türkiye arasında yabancı mahkeme ilamlarının tenfizi konusunda mevcut ikili veya çok taraflı bir anlaşma olmamasına rağmen, fiili uygulamada yabancı mahkeme kararlarının tanındığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, ancak bu karar Dairemizce, sözleşme veya kanuni imkan olmasına rağmen, yabancı ülke Türk mahkeme kararlarını fiilen tenfiz etmiyor ise yine mutekabiliyet gerçekleşmiş olmayacağı, somut olayda mahkemece bu husus üzerinde durulmadığı yönünden bozulmuştur.
Bu bozma üzerine mahkemece yapılan araştırmada, bir Türk Vatandaşı’nın tenfiz isteminin Suriye Idlib 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddedildiği, bunun da tenfiz istemi için olumsuz koşul olan, olumsuz fiili uygulamaya örnek olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar da Dairemizce, iki ülke arasında fiili uygulamanın bulunup bulunmadığının bu kez de Dışişleri Bakanlığı’ndan araştırılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi yönünden bozulmuştur.
Mahkemece uyulan bu son bozma ilamı uyarınca Dışişleri Bakanlığı’na yazılar yazılmıştır. Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen cevaplarda, esasen Türk Mahkemeleri tarafından verilen kararların Suriye’de tanınması ve tenfizine ilişkin olumlu uygulamaya dair bilgi ve belgenin mevcut olmadığı bildirilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 38. maddesi uyarınca da, tenfiz kararı verilebilmesi için Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan dosya safahatı uyarınca, tenfize konu kararın kesinleştiği, Türkiye ile Suriye arasında mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin bir ikili sözleşme bulunmadığı ancak mevzuatın tenfize olanak sağladığı anlaşılmaktadır. Ancak bu hususların yanında yani mevzuat tenfiz kararına olarak verse bile tenfiz kararı verilebilmesi için iki ülke arasında fiili uygulamanın da bulunması gerekmektedir. İki ülke arasında mahkemelerce verilen kararların tenfizi hususunda bir uygulama olup olmadığı uyulan son bozma ilamına göre Dış İşleri Bakanlığı’ndan sorulmuş, verilen cevapta da fiili uygulama bulunduğu yönünde herhangi bir olumlu örnek bulunmadığı belirtilmiştir.
Bu itibarla mahkemece, Dışişleri Bakanlığı’nca verilen cevapta Suriye ile herhangi bir fiili karşılıklılık bulunduğuna yönelik bir saptama yapılmamış olmasına ve ispat yükü kendisinde bulunan davacı tarafça fiili karşılıklılık bulunduğu yönünde bir kanıt sunulmamış olmasına rağmen Türkiye ile Suriye arasında bir ikili sözleşme varmışçasına, Türk Mahkeme kararlarının Suriye yetkili mahkemelerince tenfiz isteklerinin reddedildiğine ilişkin devamlılık gösteren olumsuz fiili uygulamalarının bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamaştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 03/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.