Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2019/6850 E. , 2021/5641 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/6850
Karar No : 2021/5641
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten, …’e velayeten
…ve …
VEKİLLERİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı / …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN_KONUSU : …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacıların müşterek çocuğu …’in, Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde gerçekleştirilen doğumunda yapılan eksiklikler nedeniyle engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranılan zararlara karşılık …’e iş gücü, efor ve kazanç kaybından kaynaklı maddi zararları için 20.000,00 TL, baba …için 15.000,00 TL, anne …için 15.000,00 TL olmak üzere toplam 50.000,00 TL maddi tazminat ile …için 75.000,00 TL, …için 50.000,00 TL, …için 25.000,00 TL olmak üzere toplam 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesi’nce; Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden alınan rapor ve dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden, davacı …’in engelli doğmasının komplikasyon olduğu ve sağlık hizmetini yürüten kamu personeline yüklenebilecek bir kusurun olmadığı, bu nedenle davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin idarece tazminine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, anne …in rahim ağzının normal doğum için yeteri kadar açılmaması nedeniyle sezaryenle doğum yapmak istemesine rağmen, bu isteğinin dikkate alınmadığı, bir gece bekletildiği ve ertesi gün doğumhaneye alındığı, suni sancı iğnesi vurulduğu, tam açılma olunca ıkındırıldığı, karnına basınç uygulandığı, doğum sağlanamayınca vakum ile çekme işlemi yapıldığı, yaklaşık 8-10 kez bebeğin vakumla çekilmesine rağmen gelmediği, bu sırada bebeğin kalbinin durduğu, 15 dakika sonra sezaryene alındığı, doğumdan sonra bebeğin kalbinin çalıştırıldığı, bebeğin gözlerinde ve başında büyük ödemler oluştuğu, 1 ay yoğun bakımda kaldığı, hatalı olarak doğal yollardan doğum yapması sağlanılmaya çalışılarak hem bebeğin hem de annenin hayatının tehlikeye atıldığı, çocuğun bu şekilde zarar görmesinin tamamen görevli doktor ve sağlık personellerinin hatalı ve ihmali davranışları ve kötü uygulamalarından kaynaklandığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun bilimsel olmadığı, taraflı düzenlendiği, dosyanın tarafsız ve bağımsız bir kurum olan Adli Tıp Kurumuna gönderilerek yeniden rapor alınması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiinde olan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu’nun, 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na Ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname’nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığı’nın hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenerek, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Miadında ilk gebeliği olan … 08/08/2013 tarihinde suyunun gelmesi üzerine Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi acil polikliniğine başvurmuş, ilk muayenesinde servikal açıklığı 1 cm, cüzi silinme, poş (-) olarak tespit edilmiş, ultrasonografide amniyon mayii yeterli, FKA (+) olarak değerlendirilmiş, “Miadında gebelik + erken membran rüptürü” tanısı ile saat 16.35’te yatışı yapılmış ve takibe başlanmıştır. Takibinde, açıklık ve silinmesi olmamış, NST takibi yapılmış, akşam saat 19.00 civarında ateşinin yükselmesi üzerine serum ile antibiyotik tedavisine başlanmış, ertesi sabah saat 09.30’da yapılan muayenesinde servikal açıklığında ve silinmesinde değişiklik olmaması üzerine vajinal yoldan propes uygulanarak doğum indüksiyonu başlatılmış, akşam saat 17.20’de açıklık ve silinme tam/tam olmuş, bu esnada bebeğin kalp atımı 132 olarak kaydedilmiş, davacının ıkınamaması ve sancılarının da yetersiz olması üzerine vakum uygulanarak doğum gerçekleştirilmeye çalışılmış, fakat bebekte fetal bradikardi olması ve vakum ile doğumun gerçekleştirilememesi nedeniyle davacı saat 17.35’te “fetal distres+baş pelvis uyuşmazlığı” tanısıyla acil olarak sezaryene alınmış, 3060 gr kız bebek doğduğunda kalp atımının olmaması üzerine kardiyopulmoner resüsitasyon yapılarak kalp atımları geri döndürülmüş, sonrasında pediatri uzmanı tarafından yenidoğan yoğun bakım servisine asfiksi ön tanısı ile yatırılmış, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine nakledilen bebeğin takip ve tedavileri burada yapılmıştır.
Davacılar tarafından, 07/04/2014 tarihinde idareye tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine 17/06/2014 tarihinde bakılmakta olan dava açılmıştır.
Mahkemece, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nden alınan 27/04/2015 tarihli sağlık kurulu raporunda, oluşan hipoksik iskemik ensefalopatiye bağlı gelişim geriliği sebebiyle çocuğun %75 oranında ağır engelli olduğu tespitine yer verilmiştir.
Yine Mahkemece, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesinin Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında görevli üç öğretim üyesinden oluşan bir heyetten alınan 10/07/2015 ve 07/12/2015 tarihli bilirkişi raporlarında; hasta …’e perinatal askifiksi tanısı konulduğu, perinatal asfiksiyi önceden belirleyebilecek veya öngörebilecek herhangi bir test bulunmadığı gibi amniyosentezle de önceden tespit edilemeyeceği, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi bilgisayar kayıtları incelendiğinde çocuğa amniyosentez yapıldığına dair herhangi bir kayıt bulunamadığı; hastanın dosyasının incelenmesinden, hastanın doğumhaneye başvurduğu dönemde, doğum esnasında her doğumda oluşabilecek risklerden farklı özellikte, artmış bir risk olduğuna dair bir tespit bulunamadığı, sezaryenin normal doğuma göre riskleri daha yüksek olan ve ancak anne ya da bebeğin hayatını tehdit eden bir durum ortaya çıktığında yapılan, doğal olmayan bir doğum yöntemi olduğu, tüm ülkelerde bazı belirlenmiş koşullar ortaya çıktığında yapıldığı, hastanın ilk başvurduğunda sezaryen olmasını gerektiren bir durumunun bulunmadığı, hastanın normal doğum esnasında ıkınamamasının sezaryen endikasyonları (gerekçesi) arasında olmadığı, gebenin tam açıklıkta iken ıkınamadığı durumlarda öncelikle vakum veya forseps gibi müdahaleli doğum yöntemlerinin denendiği, bu uygulamanın bir tıbbi hata olmadığı, vakum uygulamasının tüm dünyada kabul edilen, hastanın ıkınamadığı durumlarda kullanılan müdahaleli doğum yöntemlerinden birisi olduğu, bu nedenle kadın hastalıkları ve doğum branşı yönünden …’e hastaneye yatışından doğumun gerçekleşmesine kadar uygulanan takip, tedavi ve müdahalelerde tıp kurallarına aykırılık bulunmadığı, bebek …’de ortaya çıkan sağlık sorununun hizmet kusuru değil, komplikasyon sonucu oluştuğu yönünde görüş verilmiştir.
Mahkeme tarafından, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden alınan bu rapor doğrultusunda idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde; bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği, “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise; tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’yla kurulan Adli Tıp Kurumu, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenmiş olup; Kararnamenin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı; “İhtisas Dairelerinin Görevleri” başlıklı 17. maddesinin (f) bendinde Yedinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanmayan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek olarak düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davacılar tarafından, gebe …’in 08/08/2013 tarihinde 38 hafta 4 günlük hamile iken suyunun gelmesi nedeniyle Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Acil Polikliğine başvurduğu, suyunun gelmesine rağmen sancı ve rahim açıklığı olmaması nedeniyle serviste saatlerce gözetimde tutulduğu, plasenta suyu boşalmaya devam etmesine rağmen sadece NST (bebeğin kalp atımlarının kontrol edildiği Non Stres Test) kontrolü yapıldığı, USG (ultrasonografi) ile bebeğin suyunun yeterliliğinin kontrolünün yapılmadığı, serviste yatmakta iken ateşinin yükselmesine rağmen ateş düşürücü ilaç verilip soğuk uygulama yapıldığı, ateşin yükselme nedeni üzerinde dahi durulmadan anne karnındaki bebeğin kontrolünün yapılmadığı hususlarının ileri sürüldüğü görülmektedir.
Dosyada mevcut 01/08/2013 tarihli USG tetkiki kaydında, “amnion sıvısı normal, 38 hafta ile uyumlu gebelik” yazmaktadır. Doğumu yaptıran hekim Dr. …tarafından, gebenin suyu geldiği için bir gün önce yatırıldığı, normal doğuma alındığında yeterli ıkınma olmadığından kristaller manevrası (gebenin karnına rahmin üstünden aşağıya doğru bası uygulanması) uygulandığı, çocukta fetal bradikardi gelişince birkaç kez vakum uygulaması yapıldığı, vakumun denenmesi gerektiği, çünkü sezaryenin hazırlığının 10-15 dk sürdüğü, vakumun çok uzun süre uygulanmadığı, 10-15 dk içerisinde doğumun olduğu ifade edilmiştir.
Mahkeme tarafından doğumun gerçekleştiği Mersin ilinde bulunan tıp fakültesi öğretim üyelerine yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporun hükme esas alındığı, davacılar tarafından ise doğumun yapıldığı yerde bulunan bir fakülteden alınan raporun hükme esas alınamayacağı, raporu hazırlayanların bağımsız ve tarafsız olamayacağı, bağımsız ve tarafsız bir kuruldan rapor alınması gerektiği ileri sürülmüştür.
Öte yandan; Mahkemece, bilirkişilere, bebeğin doğduktan sonra fetal kalp atımının olmaması üzerine gerekli tedavi yönteminin ne olduğunun açıklanarak doğumu yapan ilgili doktor tarafından gerekli yöntemlerin uygulanıp uygulanmadığı ya da zamanında müdahale edilip edilmediği hususunun açıklığa kavuşturulması istenilmiş; bilirkişi raporunda, Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümü açısından, kalp atımı olmayan yenidoğan bebek için hemen çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının çağrılması gerektiği, dava konusu vakada da çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının çağrıldığı, gerekli müdahale ve tıbbi uygulamaların yapılıp yapılmadığının ilgili branş olan çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlarına sorulmasının uygun olacağı belirtilerek kalp atımı olmayan ve yeniden canlandırma işlemi yapılan çocuğa doğduktan sonra yapılan müdahale hakkında tıbbi bir irdeleme yapılamamıştır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için; gebe Nadire Güzel’in hastaneye başvurduğunda suyunun gelmiş olduğu dikkate alındığında, bu saatten normal doğumun gerçekleştiği zamana kadar açıklık sağlanması için bekletilmesinin doğru bir yaklaşım olup olmadığı, bekleme süresinin anne ve bebeğin sağlığına olumsuz etkisinin olup olmadığı, suyu gelen davacının olayın koşulları çerçevesinde sezaryene alınması gerekip gerekmediği, gerekiyorsa olayda sezaryen endikasyonunun tam olarak ne zaman oluştuğu ve sezaryenle doğum halinde zararlı sonucun (bebeğin engelli olmasının) engellenip engellenemeyeceği, normal doğum için bekletilmesi tıbben uygun ise, suni sancının zamanında verilip verilmediği, normal doğumu bekleme sürecinde amniyon sıvısı seviyesinin kontrolünün sağlanıp sağlanmadığı, normal doğum için gebeye verilen suni sancı ilacının davacılar tarafından vajinadan verildiği iddia edildiğinden, damardan mı vajinadan mı verildiği, vajinadan verilmişse ilacın bebeğin sağlığına etkisinin olup olmadığı, bebeğe uygulanan vakum yönteminin en fazla kaç kez denenebileceği, olayda kaç defa uygulandığı ve çocukta meydana gelen özür durumuna etkisi, normal doğum için bekletilen davacıda ateş yükselmesinin nedeni, ateş yükselmesinin çocuğun mevcut durumuna etkisi ve buna yönelik uygulanan tedavinin yerinde olup olmadığı, bebeğin anne karnındaki sağlık durumunun takibi amacıyla ÇKS (Çocuk Kalp Sesi), NST (Non Stres Test) ile amniyon sıvısının takibine yönelik USG tetkiklerinin her birinin ayrı ayrı yapılmasının gerekip gerekmediği, bu tetkiklerin ne kadarlık sürelerle tekrarlanması gerektiği, olayda bu tetkiklerin ve kayıtlarının bulunup bulunmadığı, mevcutsa doğum için yatıştan doğumun yapıldığı zamana kadar uygun sürede tekrarlanıp tekrarlanmadığı ve düzenli tutulup tutulmadığı, ayrıca doğduğunda kalp atımı olmayan çocuğa müdahale eden çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının uygulamalarının da irdelenerek bunların yerinde olup olmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda sayılan hususları karşılamadığı açık olup, konu ile ilgili uzmanlardan oluşacak (olayda ilgisi bulunduğundan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının da bulunduğu) Adli Tıp Kurulundan tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir rapor istenerek uyuşmazlığın çözülmesi gerekirken, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Diğer taraftan, gebelik takibine ilişkin dosyadaki NST kayıtlarının tarih ve saat bilgisi okunamadığından Mahkemece NST, ÇKS ve USG kayıtlarının okunaklı nüshalarının temin edilmesinden sonra dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi gerekmektedir.
Ayrıca, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece, bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.