Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2018/1286 E. , 2021/5555 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2018/1286
Karar No : 2021/5555
DAVACILAR : 1- …
2- …
3- …
VEKİLLERİ : Av. … Av. …
DAVALILAR : 1- …(Mülga …) / …
VEKİLİ : Hukuk Hizmetleri Başkanı …
2- …Bakanlığı / …
(Mülga …Bakanlığı)
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri …
DAVANIN_KONUSU : 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 3. ve 8. maddelerine istinaden karar eki (1) sayılı listede belirtilen yerleşim birimlerinin uygulama alanı olarak tespit edilmesine ilişkin 07/11/2012 tarih ve 28460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 12/10/2012 tarih ve 2012/3857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’na ekli (1) sayılı listenin 132., 133., 136. ve 142. sıralarında yer alan yerleşim birimlerini gösteren ibarelerin iptali istenilmektedir.
DAVACILARIN İDDİALARI : Davacılar tarafından, 3083 sayılı Kanun’un amacına aykırı olarak, kamulaştırma yapmamak için kanundan yararlanılarak söz konusu arazi üzerinden otoban geçirmek amacıyla işlem tesis edildiği, taşınmazlarının, bulunduğu yerlerden alınarak verimsiz alanlara taşındığı, bundan dolayı zarara uğradıkları, bu nedenle hukuka aykırı olan dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALILARIN_SAVUNMALARI : Davalı Cumhurbaşkanlığı (Mülga Başbakanlık) tarafından; dava konusu Bakanlar Kurulu kararının, Anayasanın 44. ve 45. maddeleri ile Devlete verilen görevlerin gerçekleştirilmesi amacıyla 3083 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda çıkarıldığı, kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak tesis edildiği, otoyol projesinin yapıldığı alanda aynı zamanda arazi toplulaştırması yapılması ile tarım arazilerinin kullanımının ve ekonomiye katkısının devam ettirilmesi ve çiftçinin kamulaştırma ile topraksız kalmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı, bu nedenlerle dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
Davalı Tarım ve Orman Bakanlığı (Mülga Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı) tarafından, davacıların kendilerine uygulanan toplulaştırma işlemi haricinde Bakanlar Kurulu kararının iptali için dava açmalarında menfaatlerinin bulunmadığı, her bir davacının ayrı ayrı dava açmasını teminen dava dilekçesinin reddi gerektiği, dava konusu kararın konu ile ilgili Anayasa ve diğer mevzuat hükümlerinin amacına uygun olarak tesis edildiği, Bakanlar Kurulu kararının Resmi Gazete’de ilanı ile tespit edilen yerlerin, 3083 sayılı Kanun’a göre uygulama alanı olduğu ve Bakanlar Kurulu kararının da aynı zamanda kamu yararı kararı niteliğinde olduğu, Karayolları Genel Müdürlüğü ile Tarım Reformu Genel Müdürlüğü arasında yapılan protokole istinaden, otoyol projelerinin geçtiği alanlarda aynı zamanda toplulaştırma uygulaması da yapılarak tarım arazilerindeki parçalı durum giderilerek düzenli ve ideal parsel şekilleri oluşturulmasının amaçlandığı, kamulaştırma işleminin ilk etapta vatandaş lehine gözükse de vatandaşın elindeki tarım topraklarının alınması ve çiftçinin topraksız kalması sonucunu doğuracağından mağduriyete sebebiyet vereceği, Bakanlar Kurulu kararı uyarınca yapılacak arazi toplulaştırması uygulamasının kamu yararına hizmet edeceği ve 3083 sayılı Kanun’un amacına uygun olduğu, bu nedenlerle dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinin 4. fıkrası gereği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı doğrultusunda davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 3’üncü ve 8’inci maddelerine istinaden 07/11/2012 tarihli ve 28460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 12/10/2012 tarihli ve 2012/3857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’na Ekli (1) sayılı listenin 132’nci, 133’üncü, 136’ncı ve 142’nci sıralarında yer alan yerleşim birimlerini gösteren ibarelerin iptali istemiyle açılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35’inci maddesinde, mülkiyet hakkının, ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. 44’üncü maddede de; Devletin, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan, çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alacağı; bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tespit edebileceği belirtilmiştir.
Anayasanın 45 inci maddesinde de; tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması düzenlemiş; Kamulaştırma başlıklı 46’ncı maddesinde ise; Devlet ve kamu tüzel kişilerinin; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkili olduğunu belirttikten sonra, kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedelinin her halde peşin ödeneceği, taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizın uygulanacağını belirlemek suretiyle çiftçilerin hak ve menfaatlerini koruyucu düzenlemelere yer vermiş bulunmaktadır.
3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu; sulama alanları ile Bakanlar Kurulu Kararları ile belirlenecek yerlerde toprağın verimli şekilde işlenmesini, işletilmesinin korunmasını, birim alandan azami ekonomik verimin alınmasını, tarım üretiminin sürekli olarak artırılmasını, değerlendirilmesini ve buralarda istihdam imkanlarının artırılmasını, yeterli toprağı bulunmayan ve topraksız olan çiftçilerin zirai işletme kurabilecek şekilde Devletin mülkiyetinde bulunan topraklarla topraklandırılmalarını, desteklenmelerini, eğitilmelerini, ekonomik üretime imkan vermeyecek şekilde küçülmüş, parçalanmış tarım topraklarının gerektiğinde ve imkanlar ölçüsünde genişletilmesi suretiyle de toplulaştırılmasını, tarım topraklarının ailenin geçimini sağlamaya ve aile işgücünü değerlendirmeye yetmeyecek şekilde parçalanmasını önlemeyi, yeni yerleşme yerleri kurmayı, mevcut yerleşim yerleri ve eklemeler yapmayı, zaruret halinde tarım arazisini, tarım dışı amaçlara tahsisini düzenlemeyi, dağıtılamayan tarım topraklarının değerlendirme şekillerini belirlemeyi ve milli güvenlik nedenleri ile, Bakanlar Kurulunca gerekli görülen yerlerdeki tarım topraklarının mülkiyet ve tasarruf şekillerinde ve yerleşim yerlerinde düzenlemeler yapmayı amaçlamıştır.
3083 sayılı Kanunun amaçı ve ilkeleri bağlamında arazi toplulaştırma uygulamasının; çiftçiler, arazi sahipleri ve kamu yatırımları bakımından faydası bulunduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak, inceleme konusu olayda sorun, Gebze-Orhangazi-İzmir otoyol projesi kapsamında yapılacak olan kamulaştırma işleminin, toplulaştırma projesi öncesinde yapılıp yapılmaması noktasında düğümlenmektedir.
Anılan bölgede arazi toplulaştırma uygulamasının hayata geçirilme tarihi ile Gebze-Orhangazi-İzmir otoyol projesinin yapımı arasında bağlantı bulunduğu tartışmasızdır. Gebze-Orhangazi-İzmir otoyol projesi güzergah krokisi ve diğer belgelerin incelenmesinden, otoyol çevresinde bulunan alanların uygulama alanı kapsamına alındığı, aralarında bu Kanunun amacı bağlamında belirgin bir farklılık bulunduğu davalı idarelerce ortaya konulmayan diğer çevre alanların ise, uygulama alanı kapsamı dışında bırakıldığı görülmüştür. Bu durum dahi, idarenin dava konusu toplulaştırma uygulamasındaki asıl amacının 3083 Sayılı Kanunun 1’inci maddesinde sayılanların dışında, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilecek olan otoyol yapım işi olduğunu göstermektedir.
3083 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinde, toplulaştırma alanlarında, gerçek kişilerle kamu ve özel hukuk tüzel kişilerine ait araziden, projenin özelliğine göre, yol ve kanal gibi kamunun ortak kullanacağı yerler için % 10’a kadar katılım payı kesileceği hususuna yer verilmiştir. Anılan Kanun maddesinde, yol ve kanal gibi kamunun ortak kullanımına ayrılacak yerlerden kasıt, proje amaçları için ayrılacak yol ve kanallardır. Otoyol gibi büyük ölçekli ve geniş kapsamlı projelerin bu bağlamda sulama alanlarında arazi toplulaştırma uygulama projesinin bir parçası olamayacağı düşünülmektedir. Bu nedenle, otoyol yapımı nedeniyle toplulaştırma projesi kapsamında bulunan yerlerden % 10’a kadar katılım payı alınmasının ya da uygulama projesinin bir parcası olarak değerlendirilmesinin Kanunun çıkarılış amacına uyarlılık taşımayacağı şüphesizdir.
Davalı idare savunmalarında, otoyol güzergahı için çiftçilerden kesinlikle bu amaçla kesinti yapılmayacağı ifade edilmektedir. Böyle bir hususun gündeme getirilmesi dahi, yapılan toplulaştırma uygulamasının amacı konusundaki duraksamanın varlığına işaret etmektedir.
Otoyol yapımı nedeniyle yol güzergahına isabet eden taşınmazların ve varsa üzerindeki tarımsal yapı ve tesislerin her halükarda kamu tarafından alınacağı için, aynı yerin toplulaştırma uygulaması çerçevesinde sahibine bırakılması mümkün değildir. Ancak, bu alana eşdeğer başka bir alanın verilmesi yoluyla karşılanması söz konusudur. Halbuki, 3083 sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliği, uygulama alanındaki arazinin sahibine bırakılmasını ilkesel olarak benimsemiştir.
Kaldı ki, kamulaştırma işlemi sonrası toplulaştırma yapılmasına maddi veya hukuki bir engel de bulunmamaktadır.
Sonuç olarak bakılan uyuşmazlıkta, gerek dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı’nda gerekse de davalı idarelerin savunmalarında, yukarıda yer verilen amaçlardan hareketle söz konusu arazi toplulaştırmasının gerekliliğinin ortaya konulamadığı, başka bir ifadeyle toplulaştırma işleminin sebebi olarak, Kanunun 1’inci maddesinde yer verilen amaçlardan herhangi birinin gösterilmediği; aksine, dava konusu işlemin 08/12/2010 günlü ve 27779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Projesine ilişkin Genelge ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (Tarım Reformu Genel Müdürlüğü) ile Karayolları Genel Müdürlüğü arasında imzalanan 13/01/2011 tarihli Protokol uyarınca söz konusu otoyol projesi güzergahında 3083 sayılı Kanun uyarınca yapılacak arazi toplulaştırmalarına öncelik verileceği saikinden hareketle tesis edildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Bursa – Karacabey mevkiinde otoyol güzergahında yer alan yerleşim birimleri için, 3083 sayılı Kanunun 1’inci maddesinde yer verilen anlamda bir “toplulaştırma” amacıyla hazırlanmadığı tespit edilen Bakanlar Kurulu Kararında hukuka uyarlık bulunmadığından, dava konusu yerleşim birimleri bakımından iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince; dava konusu işlemin iptali yolundaki Danıştay (Kapatılan) Onyedinci Dairesinin 29/09/2015 tarih ve E:2015/7276, K:2015/3602 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 14/04/2016 tarih ve E:2015/4964, K:2016/1556 sayılı kararıyla bozulması ve davacılar tarafından yapılan karar düzeltme isteminin de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 09/10/2017 tarih ve E:2017/219, K:2017/2931 sayılı kararı ile reddedilmesi üzerine, işin gereği yeniden görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Dosyanın incelenmesinden; Karayolları Genel Müdürlüğünce ihalesi gerçekleştirilen Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyol Projesinin süresi içerisinde tamamlanabilmesi için alınması gereken tedbirlere yönelik 08/12/2010 tarihli ve 27779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Başbakanlığın 2010/24 sayılı Genelgesinin 6. maddesinde, Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyol Projesi güzergahında 3083 sayılı Kanun kapsamında yapılacak veya yaptırılacak toplulaştırma çalışmalarına öncelik verilmesinin öngörüldüğü, bu düzenlemeye istinaden 13/01/2011 tarihinde davalı Bakanlık ile Karayolları Genel Müdürlüğü arasında imzalanan Protokolün 1. maddesinde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün Arazi Toplulaştırma Projesi uygulanacak sahalarda Karayolları Genel Müdürlüğü’nce yapılmış veya yapılmakta olan ya da yapılması planlanan yol güzergahları için gerekli alanın, 3083 sayılı Kanun uyarınca yapılacak toplulaştırma çalışmaları kapsamında kalan Hazine arazilerinden karşılanması, tescil harici arazilerin yol güzergahına kaydırılması, böylece kamulaştırma maliyetinin en aza indirilmesi, Hazine arazisi ya da tescil harici arazi yok ise kamulaştırma yapılması amacıyla protokolün düzenlendiğinin belirtildiği, anılan düzenlemeler uyarınca Bursa ili, Karacabey ilçesi, …Mahallesi, …Mahallesi, …köyü ve …köyü de dahil olmak üzere otoyol güzergahında bulunan yerleşim birimlerinin, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 3. ve 8. maddelerine istinaden uygulama alanı olarak belirlenmesinin davalı Bakanlıkça teklif edilmesi üzerine 07/11/2012 tarih ve 28460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 12/10/2012 tarih ve 2012/3857 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun 3. ve 8. maddelerine istinaden karar eki (1) sayılı listede belirtilen yerleşim birimlerinin uygulama alanı olarak tespit edildiği, söz konusu karara ekli (1) sayılı listenin 132. sırasında Bursa ili, Karacabey ilçesi, …Mahallesine, 133. sırasında …Mahallesine, 136. sırasında Harmanlı Köyüne ve 142. sırasında …köyüne yer verildiği, anılan yerleşim birimlerini gösteren ibarelerin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın “Toprak mülkiyeti” başlıklı 44. maddesinde, “Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek, erozyonla kaybedilmesini önlemek ve topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçilikle uğraşan köylüye toprak sağlamak amacıyla gerekli tedbirleri alır. Kanun, bu amaçla, değişik tarım bölgeleri ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini tesbit edebilir. Topraksız olan veya yeter toprağı bulunmayan çiftçiye toprak sağlanması, üretimin düşürülmesi, ormanların küçülmesi ve diğer toprak ve yeraltı servetlerinin azalması sonucunu doğuramaz.
Bu amaçla dağıtılan topraklar bölünemez, miras hükümleri dışında başkalarına devredilemez ve ancak dağıtılan çiftçilerle mirasçıları tarafından işletilebilir. Bu şartların kaybı halinde, dağıtılan toprağın Devletçe geri alınmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir.” hükümleri; “Kamulaştırma” başlıklı 46. maddesinde ise, “Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.” hükümleri yer almaktadır.
3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu’nun, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan haliyle “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı sulama alanları ile Bakanlar Kurulunca gerekli görülen alanlarda; a) Toprağın verimli şekilde işletilmesini, işletilmesinin korunmasını, birim alandan azami ekonomik verimin alınmasını, tarım üretiminin sürekli olarak artırılmasını, değerlendirilmesini ve buralarda istihdam imkanlarının artırılmasını, b) Yeterli toprağı bulunmayan ve topraksız çiftçilerin zirai aile işletmeleri kurabilmeleri için Devletin mülkiyetinde bulunan topraklarla topraklandırılmalarını, desteklenmelerini, eğitilmelerini, c) Ekonomik üretime imkan vermiyecek şekilde parçalanan tarım topraklarının gerektiğinde ve imkanlar ölçüsünde genişletilmesi suretiyle de toplulaştırılmasını, tarım arazisinin ailenin geçimini sağlamaya ve aile iş gücünü değerlendirmeye yeterli olmayacak derecede parçalanmasını ve küçülmesini önlemeyi, d) Yeni yerleşme yerleri kurmayı, mevcut yerleşme yerlerine eklemeler yapmayı, e) Zorunluluk halinde tarım arazisinin diğer amaçlara tahsisini düzenlemeyi, f) Dağıtılmayan tarım arazisinin değerlendirilme şeklini belirlemeyi, g) Bakanlar Kurulunca gerekli görülen diğer bölgelerde gayrimenkullerin Milli Güvenlik nedeniyle mülkiyet ve tasarruf şekillerinde ve yerleşim yerlerinde düzenlemeler yapmayı, sağlamaktır.” hükümlerine yer verilmiş; 2. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, uygulama alanı veya bölgesi, bu Kanunun amacına uygun olarak Bakanlar Kurulunca sınırları belirtilmiş alan olarak tanımlanmış; 3. maddesinde ise, “Bu Kanunun uygulama alanı, ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile belirtilen alanlardır. Bakanlar Kurulunun bu kararı, kamulaştırma ve diğer işlemler bakımından kamu yararı kararı sayılır ve Resmi Gazete’de yayımlanır.” düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
ESAS YÖNÜNDEN:
Davalı idarelerce, dava konusu Bakanlar Kurulu kararı eki (1) sayılı listede sayılan yerleşim birimlerinin 3083 sayılı Kanun kapsamına alınmasındaki temel sebep açıklanırken; Karayolları Genel Müdürlüğü ile Tarım Reformu Genel Müdürlüğü arasında yapılan protokol doğrultusunda otoyol projesinin bulunduğu alanlara ilişkin toplulaştırma çalışmalarına öncelik verildiği, toplulaştırma ve otoyol projelerinin birlikte yürütülmesi suretiyle otoyol projeleri nedeniyle tarım arazilerinin parçalanmasının önlenmesi, dağınık ve modern tarıma elverişsiz hale gelen arazilerin toplulaştırma projeleri ile proje kapsamında değerlendirilerek kullanıma kazandırılması, otoyol güzergahında kalan tarım arazilerinin karşılığında arazi sahiplerine arazi verilerek çiftçinin topraktan kopmamasının ve kamulaştırma maliyetlerinin azaltılmasının amaçlandığı, arazilerden kesinti yapılarak otoyol için arazi elde edilmediğinin belirtildiği görülmektedir.
Buna göre; Karayolları Genel Müdürlüğü ile Tarım Reformu Genel Müdürlüğü arasında akdedilen protokol doğrultusunda otoyol projelerinin geçtiği alanlarda yapılacak toplulaştırma projelerine öncelik verilerek toplulaştırma ve otoyol projelerinin birlikte yürütülmesi sonucunda, uyuşmazlığa konu alanların uygulama alanı olarak belirlenmesi ile tarım arazilerinin otoyol projesi nedeniyle parçalanması ve kullanılamaz hale gelmesi önlenerek, otoyol alanında kalan arazilerin karşılığında çiftçiye arazi verilmesi suretiyle, çiftçinin tarımsal faaliyetine devam etmesi, toprağın verimli şekilde işletilmesi ve işletilmesinin korunması sağlanacağından, dava konusu Bakanlar Kurulu kararı ile 3083 sayılı Kanun’un 3. ve 8. maddeleri uyarınca uyuşmazlığa konu alanların uygulama alanı olarak belirlenmesinde Anayasaya ve anılan Kanun’un 1. maddesinin (a) ve (e) bendinde öngörülen amaçlara ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davaya konu işlemin Kanuna dayalı olarak, meşru ve kamu yararı amacıyla yapıldığı, ayrıca mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ulaşılmak istenen amaca göre orantılı olduğu sonucuna varıldığından, yukarıda açıklanan gerekçelerle dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, davalı idarelerden Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan …TL yargılama gideri ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılan …TL yargılama giderinin davacılardan alınarak aidiyetine göre davalı idarelere verilmesine,
3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra yatıran tarafa iadesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 16/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.