Danıştay Kararı 5. Daire 2020/2037 E. 2021/3605 K. 10.11.2021 T.

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2020/2037 E.  ,  2021/3605 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
Esas No : 2020/2037
Karar No : 2021/3605

DAVACI : …
VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU : … Vergi Mahkemesi üyesi (… İdare Mahkemesi [eski] üyesi) iken … tarih ve … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan davacının, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından; hakimlerin bağımsızlığı ilkesi uyarınca hakkındaki iddiaların meslekten çıkarma kararına dayanak alınmasına imkan bulunmadığı, söz konusu davalara konu atama işlemlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali yönünde verilen kararların Danıştay’ın o tarihe kadar olan bütün içtihatlarına uygun olan kararlar olduğu, dava dosyalarında atamaları yapılan emniyet mensuplarının paralel yapı mensubu olduklarına dair bir belirlemenin bulunmadığı, emniyet mensuplarının lehine karar vermesi için talimat aldığına ilişkin somut bir tespitin yapılmadığı ileri sürülerek dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Davacının “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan yargılandığı davada, … Ağır Ceza Mahkemesi’nin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile mahkumiyetine (HAGB) karar verildiği ve FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduğunun sabit olduğu, sübuta eren filleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …’ÜN DÜŞÜNCESİ: Davacı tarafından,Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile kesinleşen 2802 sayılı Kanunun 69/ son maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptali istenilmektedir.
Anayasa’nın “Hakimlik ve Savcılık Teminatı” başlıklı 139. maddesinde, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hariç, hakim ve savcıların azlolunamayacağı kurala bağlanarak, hâkimlik ve savcılık mesleğinin teminat altına alındığı, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, hâkim ve savcıların atanmaları, hakları ve ödevleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 139. ve 140. maddeleri, hâkim ve savcıların, hangi fiilleri nedeniyle veya hangi suçlardan mahkum edildiklerinde meslekten çıkarma cezası verileceği konusunun düzenlemesini kanuna bırakmıştır.
Hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerekir. Toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebi, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı, güvenden de kaynaklanmaktadır. Yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile eş orantılıdır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarlarıdır. Bu mesleğin onur ve şerefi; hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade eder.
Hukuk Devleti, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve itibarını (saygınlığını) korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumludur. Bu nedenle, kanun koyucu, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.
Kanun koyucu, Anayasa’nın verdiği bu yetkiye dayanarak, hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezasını gerektiren bir suçtan mahkum olma veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilme hâllerini, 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinde düzenlemiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun “Meslekten çıkarma cezası” başlıklı 69. maddesinde;
“Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir.
68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir.
Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.
Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir.
Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, Mersin İdare Mahkemesi üyesi olarak görev yaptığı dönemde,2014 yılı öncesi kamu görevlilerinin il içi atamalara karşı açtıkları davalarda; atama işleminin yürütülmesinin durdurulması talebinin reddine karar verirken, 2014 yılı içinde emniyet mensuplarının il içi atamalarında savunma dahi almaksızın atama işleminin yürütmesinin durdurulmasına yönelik kararlar verdiği ,sözkonusu kararların Bölge İdare Mahkemesince kaldırılmasına rağmen diğer atama dosyalarında yürütmenin durdurulması talebinin kabulüne ilişkin kararlara devam ettiği ve bu davaları nihai olarak iptalle sonuçlandırdığı, bu eylemleri planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak yürüttüğü suç isnadı ile davacı hakkında yapılan soruşturma sonucunda, bütün soruşturma maddelerinin birlikte değerlendirilerek, sözkonusu eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü gerekçesiyle 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca, Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu kararın yeniden incelenmesi talebiyle yapılan başvurunun ise, aynı Dairenin, … gün ve K:… sayılı kararıyla reddedildiği, bu karara karşı yapılan itirazın da Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun … gün ve K:… sayılı kararıyla reddedilerek meslekten çıkarma cezasının kesinleşmesi üzerine söz konusu kararın iptali istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 667 sayılı KHK’nın 3’üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

Olayda, soruşturma dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığı ve “mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte” eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu görülmekle, davacı hakkında 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Mersin 1. İdare Mahkemesi [eski] üyesi olan davacı hakkında, FETÖ/PDY terör örgütünün amaçları doğrultusunda planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte eylemlerde bulunduğu, bu bağlamda,
“1-2014 yılı öncesi kamu görevlilerinin il içi atamalarıyla ilgili açtıkları davalarda genel olarak (kimi dosyalarda idarenin savunması dahi alınmadan) yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilirken, 2014 yılı içerisinde emniyet mensuplarının il içi atamalarına karşı açtıkları davalarda idarenin savunma süresini kısarak yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verdiği,
2-2014 yılı içerisinde emniyet mensuplarının il içi atamalarında verilen yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin kararın Adana Bölge İdare Mahkemesince bozularak yurütmenin durdurulması isteminin reddine çevrilmesine rağmen benzer davalarda ısrarla yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar vermeye devam ettiği ve Adana Bölge İdare Mahkemesinin sözkonusu kararlarından sonra da ilgili dosyalarda ivedilikle esastan İPTAL kararı verdiği” gerekçeleriyle disiplin soruşturması başlatılmıştır.
Anılan soruşturma sonucunda, Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, 17-25 Aralık operasyonlarıyla Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren ortadan kaldırmaya yönelik girişimde bulunulması üzerine (Türkiye Cumhuriyeti Devletinin almış olduğu tedbirler kapsamında) görev yeri değiştirilen emniyet mensupları tarafından açılan davalarda, davacının “yürütmenin durdurulması isteminin kabulü” veya “dava konusu işlemin iptali” yönünde karar vermesi şeklindeki eyleminin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmış ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin anılan kararın iptaline karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

B) İLGİLİ MEVZUAT:
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin 1. fıkrasında, “… Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir.”; 2. fıkrasında, “Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.”; son fıkrasında ise, “Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir.
” hükmüne yer verilmiştir.
Diğer yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6352 sayılı Kanun ile değişik 27. maddesinin 2. fıkrasında, “Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. (Ek cümle: 21/2/2014-6526/17 md.) Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.” hükmüne; 3. fıkrasında ise, “Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir.” hükmüne yer verilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE:
Bilindiği üzere, FETÖ/PDY terör örgütü, ülkemizde 15/07/2016 gecesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü demokratik hukuk düzenini cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırma teşebbüsünde bulunmuştur. FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlendiğinin ve somut darbe teşebbüsünün de bu yapıdan kaynaklandığının anlaşılması üzerine, söz konusu tehdidin acilen bertaraf edilmesi amacıyla olağanüstü tedbirler alınmıştır.
Bununla birlikte, 15/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi öncesinde de FETÖ/PDY terör örgütünün hukuka aykırı delil toplayarak hukuki bir soruşturma görünümü altında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren ortadan kaldırmaya ve engellemeye yönelik teşebbüste bulunduğu bilinmektedir. FETÖ/PDY’nin bu girişimi sonrası Devlet, bekası için bir dizi tedbirler almak zorunda kalmış ve bu amaçla FETÖ’nün paralel devlet yapılanması için kadrolaştığı stratejik kurumlar arasında yer alan (çoğunlukla 2014 yılında) Emniyet Genel Müdürlüğü içerisinde görev değişiklikleri yapılmıştır. Emniyet mensuplarının görev yeri değiştirmelerine ilişkin işlemler ülke çapında idari yargıda çok sayıda davaya konu edilmiştir. Soruşturmaya konu dava dosyaları da bu kapsamda yapılan atamalara ilişkin olarak açılan dava dosyalarıdır.
Dava dosyasına sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde; Mersin İdare Mahkemelerinin denetimi esnasında davacının eski görev yeri olan Mersin 1. İdare Mahkemesinde 2014 yılı öncesinde emniyet mensuplarının il içi atama işlemlerine karşı “yürütmenin durdurulması” istemli davalar açtıkları, bu davalarda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesinde öngörülen “hukuka açıkça aykırılık” ve “telafisi imkansız zarar” şartlarının birlikte gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilerek karar verildiği, bu kararlarda yürütmenin durdurulması istemlerinin istisnai olarak kabul edildiği ve genellikle yürütmenin durdurulması istemlerinin reddedildiğinin tespit edildiği görülmektedir.
Ancak, dava dosyasına sunulan soruşturma raporu ve eki belgeler incelendiğinde, yukarıda aktarılan dönemde emniyet mensuplarının il içi atama işlemlerine karşı açtıkları davalardan 38 tanesinde, davacının talebi olup olmadığına bakılmaksızın davalı idarenin savunma süresinin kısaltıldığı, savunma geldikten sonra ise bu dosyaların tamamında yürütmenin durdurulması taleplerinin kabulüne karar verildiği, davacının da İdare Mahkemesi üyesi olarak görev yaptığı dönemde oluşturulan heyetlerde belirtilen şekilde “yürütmenin durdurulması isteminin kabulü” yönünde oy kullandığı görülmüştür.
Bununla birlikte, atama işlemlerine karşı dava açan 38 emniyet mensubunun tümünün 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uyarınca FETÖ/PDY ile irtibat, iltisak veya üyeliğinden dolayı görevlerine son verilmiş olduğu tespit edilmiştir.
Öte yandan, “yürütmenin durdurulması isteminin kabulü” yönündeki bu kararlara yapılan itiraz talepleri Adana Bölge İdare Mahkemesince kabul edilerek “yürütmenin durdurulması isteminin reddi” kararına çevrilmesine rağmen, benzer davalarda davacı tarafından ısrarla “yürütmenin durdurulması isteminin kabulü” yönünde oy kullanıldığı, bazı dosyalarda ise Adana Bölge İdare Mahkemesinin kararından sonra 10 günden kısa sürelerde esastan iptal kararı verildiği görülmüştür.

Netice itibarıyla, davacının yukarıda yer verilen bu eylemlerinin yargısal takdire ilişkin olmayıp plânlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçların gerçekleştirilmesine ve örgütsel hiyerarşi içerisinde kendilerine verilen görevi yerine getirmeye yönelik olduğu anlaşılmıştır.
Kaldı ki, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, bu kararın iptali istemiyle açılan dava ise Dairemizin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; “… davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği …” gerekçesiyle reddedilmiştir.
Bu itibarla, davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.

D) KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 10/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.